Bu ayki röportajımızı Joyfull Yetenek Geliştirme Merkezi' nin kurucusu sayın Neşe Erberk ile gerçekleştirdik. Güzelliğini ve zekasını, anne sevgisi ve enerjisiyle birleştirerek Türkiye' de okul öncesi eğitimde bir ilke imza atan Neşe Erberk ile, çocukluğunu, kariyerini, üçüzlerini, çalışan anne tecrübelerini konuştuk. Bu keyifli sohbet için kendisine çok teşekkür ediyoruz.
Sizi güzelliğinizle, başarılı ajans geçmişiniz, yeni eğitimci kariyeriniz, üçüzlerinizle tanıyoruz ama bize yine de kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Bir Terazi burcu olarak 14.10.1964 tarihinde hayata gözlerimi açtım diye romantik başlayayım. Orta ve liseyi Robert Kolej’ de okudum sonra Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdim. Üniversitedeyken yarışmalar bölümü vardı, “Bayan Vizon”, “Türkiye Güzeli”, “Dünya Avrupa Güzellik Yarışması”, ve üniversite üçüncü sınıfta artık iş hayatına atılma kararı vermiştim. O anda anaokulu mu ajans mı diye ta o yıllarda bunları düşündüm, ama o yaşta anaoukulu inandırıcı olmayacaktı, o yüzden de üniversite biter bitmez ajans kurmaya karar verdim. Bir cast mankenlik ajansı kurdum. Yaklaşık 18 yıl devam ettim. Kızlarıma hamile olduğumda da artık eski hayalimi hayata geçirmem gerektiğini düşündüm ve iki-üç yıl yaptığım ön araştırmayla da herhangi bir anaokulu olmamalı, yetenek geliştirme merkezi olmalı diye karar verdim. Çünkü kızlarım farklı karakterdeler, farklılar, tipleri de benzemiyor. Çocukların gelişiminin yüzde sekseninin tamamlandığı o 0-6 yaş dönemini düşününce de anaokulu değil de yetenek geliştirme merkezi olmalı diyerek 2002 yılında Joyfullhouse Neşe Erberk Yetenek Geliştirme Merkezi de hayata kapılarını açtı.
Her annenin bebeğiyle birlikte değişen bir düzeni var, sizin üç bebekle hayatınız ne yönde değişti. Çalışmaya ara verdiğiniz dönem oldu mu?
Keşke, keşke... Hamileliğimin son iki ayında yatmak zorunda olduğum için, bir o iki ay dinlendim diyebilirim, ki o dinlenmede de yattığım yerden çalışıyordum. Fakat ben hala burada çalışmaya devam ettiğim için Amerika’ ya gittim, yoksa burada çalışmaya devam edecektim. Bebekler orada doğdu. Doğduklarından iki ay sonra tekrar çalışma tempoma devam ettim. O zamanlar ajansımla evim aynı sokaktaydı, yürüyerek gidip geliyordum, böylece daha kolay bir çalışma temposu devam ettirebiliyordum. Joyfull House ‘un ilk büç yılında Ajansla birlikte yürütüyordum, çok yoğun bir dönemdi, ama üçüncü yılın sonunda gerçekten istediğimin okul olduğuna karar verdim ve ajansı abime devrettim. Sonrasında tempomu franchising işleriyle artırdım. Kızlarımın doğumu bana çok kısa bir es verdirdi ama ondan sonra tempomun daha br artmasına sebep oldu çübkü inanılmaz bir enerji verdiler bana.
Çalışan bir anne olmanız ilişkilerinizi nasıl etkiledi?
Çalışan anne olmak hepimizin vicdan azabıdır, hiçbir zaman da cevabı yoktur. Çünkü şöyle bir durum var, anne mutlu olmalı ki çocuğu da mutlu olsun. Şimdi eğer anne çalışmaktan mutluluk duyuyorsa çocuğuna da mutluluk aktaracaktır. Ama işine ara verip sadece evde çocuğuyla birlikte olup bu seferde “bak senin yüzünden işimi bıraktım” stresini yaşıyora o da kötü bir durum. Dolayısıyla ikisini dengelemek çok önemli çünkü hiçbir zaman hiçbir tarafa yetişemiyorsunuz. Böyle bir mükemmeliyet yok. Ancak kaliteli zaman dediğimiz hepimizin tekrarladığı o cümleyi gerçekten uygulayabiliyor olmak önemli. Ben eğitim işine girince daha iyi gözlemleyebiliyorum. Bazı anneler çalışmıyor, bütün gün çocuklarıyla olduklarını iddia ediyorlar ama sadece çocuğun yanında olmak çocukla birlikte olmak değil ki. Bazıları ne yapıyor, televizyonun karşısına oturtuyorlar, bütün gün birlikteyiz diyorlar, bu birliktelik değil ki. Ama çocuğunuzla bir saat dahi hiçbir şeyle ilgilenmeyip sadece onunla yaptığınız çalışma, işte gerçekten kaliteli zaman bu. Ben de ancak bunu yapabiliyorum. Beni tatmin ediyor mu, hayır etmiyor, hiçbir zaman da etmeyecek. Keşke biraz daha fazla birlikte olabilseydik diyeceğim. Ama hiç olmazsa mutlu olduğum bir işi yapıyorum ve çocuklarıma da verebileceğimin en iyisini vermeye çalışıyorum. Kendimi böyle iyi hissediyorum. Onların eğitim süreçlerinin de yaklaşık üç yılını birlikte yaşayabildiğim için de kendimi şanslı hissediyorum. Benim okulumda okudular, en azından bu bakımdan da kendimi iyi hissediyorum.
Aslında yeri gelmişken soralım, sizin “franchising”(bayilik) sisteminizde bu fırsatı anneler de sizin gibi yakalayabiliyorlar mı?
Benim franchising standartlarımın içinde gizli bir standardımda da anne yada baba olmak var. Sesli bunu anons etmiyorum ama içimden gizlice adaylar arasında anne baba olmayıp da anne baba olanlar eş derecede varsa tercih o yönde oluyor Çünkü çok daha iyi yaşayıp hissediyorlar. Bir işi yapıyorken bana göre mutfağını görmeniz, bilmeniz gerekir. O zaman sorunları da çözümleri de, karşılaşacağınız durumlarla nasıl başa çıkacağınızı da daha iyi organize edebiliyorsunuz. O yüzden çalışan anneleri destekliyorum, onları motive ediyorum. Başka alternatifleri yoksa hatta çalışıyorlarsa bile neden olmasın diyorum çünkü eğer çocuk seviyorsanız eğitim işi çok keyifli.
Eğitim sektörüne yönelmeye ilk nasıl karar verdiniz ve bu karar sonrası kuruluşa kadar neler yaşadınız?
Kızlarım bir yaşına geldiğinde evde bir öğretmenimiz vardı böylece biz evi önce bir anaokuluna çevirdik. Bir yıl boyunca kızlarımla ve öğretmenimizle birlikte gözlemledim ve onunla birlikte araştırmalar yaptık. İlk araştırdığım eğitim Montesori eğitimiydi. Uzunca bir süre araştırdım hatta burada bir Montesori okulu açmayı düşünüyordum fakat gözlemledikçe o eğitimin sadece anaokulunda uygulanıyor olmasının yetersiz ve sakıncaları olacağını gördüm. Montesoriyi özetlersek tamamen çocuk özgür bırakılıyor, tamamen ne yapılacağına çocuk karar veriyor, eğitmen eğitmenlik değil yönlendiricilik yapıyor ve destek oluyor. Çocuğa sadece o materyelleri nasıl kullanılacağını gösteriyor ve çocuk kendi hayal gücüyle o materyallerle ne yapılacağına kendi karar veriyor. İstediği anda farklı bir köşede farklı bir aktivite yapmaya yine kendi karar veriyor. Bu çok güzel, çocuğu özgür bırakıyorsunuz, kendi kararlarını alması için fırsat veriyorsunuz, hayal gücü gelişiyor fakat ilköğretime başladığında bunu uygulayamazsınız çünkü ilköğretimde kutu kutu kalıplara girmek zorunda kalıyor, o zaman çocuk depresyona girebilir. Malesef bunun ancak bir bölümünün uygulanabileceğini gözlemledim. Daha sonra eğitmenlerimle High Scopes, Camper ve Germs eğitimlerini sentezleyerek ve yetenek geliştirme kavramını vurgulayan bir eğitim programı yarattık.
Joyfull Yetenek Geliştirme Merkezi’nde neler var bize anlatır mısınız? Klasik anaokullarından farkları neler?
Bizde 1.5-3 yaş “play group”tur. Orada biraz daha çocuklar özgür ve oyun ağırlıklıdır. Ama 3-6 yaş grubumuzda rotasyonla branş ağırlıklıdır. Branş sınıfları vardır. Normal bir anaokulunda çocuk gününü hep kendi sınıfında geçirir, kendi sınıfında köşeler vardır. Bizde tam tersi, sınıflar var, sanati müzik, bale, dans, fen-bilim sınıfları var. Çocuk gününü tek bir sınıfta değil rotasyonlarla tüm sınıfları dolaşarak ve daha ekipmanlı sınıflarda kendi konusunda ihtisas sahibi eğitmenlerle bu çalışmaları yaparlar. Böylece çocukların hangi konuya ilgisi olduğunu daha iyi gözlemleriz. Tabi ki kendi sınıf öğretmenleri var, tabi ki kendi yaş gruplarıyla rotasyonu yaparlar. Psikoloğomuzda gözlemleyerek ve daha sonra velilerimize yılda iki kere çocuklarının hangi konularda ilgi alanları oldığunu yada neye yetenekleri olduğu konusunda geri dönüşleri yapar ve ona göre yönlendirme yapılır. Bu yüzden biz aslında farklı bir sistem uyguluyoruz.
Haftasonu 9-18 aylık bebek anne gruplarımız var. Anne ile bebeğinin birlikte aktivite yapmaya yönlendirip biliçlendiriyoruz. Onun dışında da 4-8 yaş gruplarına Yoga, Aikido, Seramik ve Bale başlıkları altında hobi çalışmalarımız var. Ve de haftasonları temalı doğumgünü partilerimiz var.
Siz hem franchisingle büyüyen bir merkezsiniz ama benim en çok İstanbul’dan ziyade Türkiye’nin çok çeşitli illerine yayılmanız dikkatimizi çekmişti. Bundan sonraki planlarınız ne yönde?
Üçüncü yılın sonunda bu sistemin sadece İstanbul’ da kalmayıp tüm Türkiye’ ye yayılmasına karar verip danışmanımız eşliğinde franchising sistemini kurduk. Eğitim sektörü ve kendi ismimi verdiğim için çok hassas bir konu , aynı hizmetin her yerde aynı kalitede devam edeceğini vaad ediyorum. Bu yüzden de kendim şahsen kontrol ediyorum, franchising koordintörümüz de kontrol ediyor. Ben mutlaka kendim görerek de kontrollerimi yapıyorum. Bahçeli ve müstakil bir bina şartı koyuyoruz ve belli bir yatırım bekliyoruz. Tüm kadrolar sürekli eğitimlerden geçiyor ve sürekli bu hizmetiçi eğitimler tekrarlanıyor.
Bundan sonra bize sürprizleriniz olacak mı?
Benim hayalim ilköğretime geçmek, bununla ilgili mekan araştırmasındayız. Çocuk eğlence merkezleri hayallerimiz de var. Bunun için de bir takım çalışmalar yapıyoruz. Ben iş kadınıyım ve de bir anneyim. Görüyorum ki çocuklar için daha yapılacak çok ihtiyaç var. Bu da bir iş kadını olarak bana imkankar sunuyor, ben de bunları teker teker hayata geçirmeyi planlıyorum.
Bir anne ve eğitim gönüllüsü olarak bizlere vereceğiniz tavsiyeler nelerdir.
Okulların çok iyi gezilip sorgulanıp gözlemlenmesi lazım. Mutlaka her okulun kendi sıunumu, sloganı vardır. Kimi okullar daha eğitim odaklı kimisi daha sosyal aktivite odaklı. Siz de kendi çocuğunuzu çok iyi tanımalısınız. Kurallara kolay uyum sağlayabilen bir çocuk mu, tam tersi özgürlüğüne mi çok düşkün. Sınırlar içersisinde disipline olabiliyor mu?. Bütün bunları gözlemleyerek, o okul bu çocuğa uygun mu bunu gözlemleyerek karar vermeliler. Benim inandığım birşey var ki çocuklar da mutlaka bir sınır içerisinde özgür bırakılmalı. Çünkü o sınırlar tanımlanmazsa da mutsuz oluyorlar. Ama sınırın içinde de özgür bırakmazsanız o zaman daha da mutsuz oluyorlar. Sınırları çok iyi koymak gerekiyor. Her konuda korumacı olup da onu fanus içinde hiç yetiştirmemek gerekiyor. Çünkü o zaman kendine öz güveni gelişmiyor. Yavaş yavaş yaşının gerektiğine uygun şekilde de sorumluluk vernek gerekiyor. Çünkü çocuk yaptıkça, başarıya ulaştıkça daha tatmin oluyor ve kendine güveni daha da artıyor. O yüzden ona kendini göstermesi için şans tanınması lazım. Bu dönemin anne babaları çok korumacı, çocuk ne isterlerse yapıyorlar ama bu da yanlış çünkü çocuğun her istediği doğru değil ki. Çok yetenekli insanlar var ama özgüven olmayınca başarılı olamıyorlar. Şimdiki kariyer mekanizmasında başarı çok önemli.
Çocukların özgüven kazanımı konusunda bir çalışmanız var mı?
Kızlarımızı doğdukları günden itibaren kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirmeye çalıştık. Hiç fanus içinde yetiştirmedik. O yüzden gururla söyleyebilirim ki kızlarımın özgüveni gerçekten çok iyi.
Söylediklerimin aynısını okul içinde söyleyebilirim. Kendileri yaşayarak öğrensinler ve özgüvenleri gelişsin diye hep neden sonuç ilişkisi ile açıklıyoruz. Burada bütün öğretmenler olumsuzu söylemek yerine neden ve sonuçlarınaı açıklayıp, sonuçlarına katlanıp katlanmayacaklarının sorumluluğunu veriyoruz.
Ayrıca bu konuda düzenlediğimiz seminerlerle de anne-babalara destek olmaya çalışıyoruz.
Sizin kızlarınızla yaptığınız aktiviteler neler?
Mümkün olduğunca hafta sonlarımı kızlarımla geçiriyorum Yüzmeye başladılar, piyano çalıyorlar. Birlikte ya sinemaya gidiyoruz ya da bahçemizde vakit geçiriyoruz. Biz şanslı azınklıktanız, İstanbul’ da bahçeli bir evimiz var. Kızlar doğaya çok düşkün, köpeğimiz var, kedimiz var, kaplumbağalarımız var. Doğduklarından itibaren hayvan sevgisiyle büyüdüler. Bahçede kazı yaparlar, salyangoz bulurlar, oynarlar. Böceklere isim takarlar. Ben inanılmaz korkarım ama eşim onları alıştırdı, onlara tuhaf isimler veriyorlar, ben korkumu çaktırmamaya çalışıyorum ama mutlu oluyorum aslında çünkü doğayı seven insanı sevebilir. Ben de mümkün olduğunca bahçede oynasınlar istiyorum, eve kapansınlar istemiyorum. Televizyonu bir-iki saat dışında izlesinler istemiyorum.
Haftasonları bir de doğumgünleri başladı. Doğumgününden doğumgününe koşturuyoruz. Yeni yeni bir de evde kalma istekleri başladı. Onda kalabilir miyim, o bizde kalabilir mi...
Onun dışında sinemaya ve tiyatroya gidiyoruz, bir iki tanecik olan eğlence merkezlerine gidiyoruz, beraber yemeğe çıkıyoruz...
Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz...







