Bu ay çocukların birtanesi, gazeteci-yazar, sevgili Yalvaç Ural ile "kitap" üzerine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine bu sıcacık röportaj için çok teşekkür ediyoruz.
Çocukların birtanecik Yalvaç Abisi, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben 1969 yılına kadar yetişkinlere şiirler yazdım. Kavga şiirleri, daha çok siyasal görüşe bağlılılığın şiirleri, halka insana çocuğa gence yaşamı öğretmeye , doğru yaşama biçimini şekillendirmeye çalışan duygu görüşleri aktarmaya çalışan şiirler yazdım.
77 yılında çocuklarla ilgili şiirler yazarken 79 yılının dünya çocuk yılı olduğunu öğrendim. 77 yılında ani bir kararla çocuk edebiyatını kendime alan olarak seçmeye karar verdim. Çünkü çocuk dünyası kalıcıydı, çocuklar doğru eleştirmenlerdi ve çocuklar yetişkenlerden daha dürüst ve içtenlerdi. Kötüye kötü, iyiye iyi diyorlardı. Hiç riyakarlık yoktu çocuk dünyasının içinde, becerebilecek miyim diye düşündüm, çalıştım. 79 yılında şiir-roman tarzında bir kitabım, – o yıl içinde yazdığım üç kitaptan birisi- ödül aldı. Sonra Sincap adında bir kitabım çıktı, Milliyet tarafından. O zaman genç bir yazarın kitabının Milliyet yayınlarından çıkması çok zordu. Ben o kitabın yayınlanmasını 13 yıl bekledim. Artık umutsuzluğa kapılmıştım O kadar dergilerde yayınevlerinde kitapların basılması insanların hakikaten iyi yazarlar yada yayıncılar tarafından onaylanmış olması gerekiyordu.
Ben bir şirimi yayınlamadan önce en az yüz kere okurudum. Acaba bir yerde teknik bir hata yaptım mı, bir yerde tadını kaçırdım mı yada bu olgun şiir sözcüğünün karşılığını alacak bir mısra yada kıta oldu mu diye çok düşünürdüm. Sonra, çok çalışkan bir yazardım ilk yıllarda. Şimdi çalışkanlık yönüm başka tarafa kaydı. Haftada 40 sayfalık, yılda 52 tane dergi çıkarıyorum ki yılda ikibin küsür sayfa ediyor. Ben bunu 33-34 yıldır yapıyorum. Şimdiye kadar çıkardığım dergi sayısı eliyi geçti. Bunların içerisinde kendi yazarlarımızın çizerlerimizin yer aldığı dergiler de var. Geçmişte yaptığımız çocuk dergileri de var. Şuanki dergilerin çoğu lisans ve farklı yerel kültürden uzak, adına evrensel kültür de dediğimiz popüler kültür olmuş ürünler. Batıdaki gelişmiş çocuk edebeiyatında olmayanları yapmak adına çeşitli kitaplar yayınladım. Bugün yüze yakın kitabım olduğunu düşünüyorum, hatta bunların içinde benim de resimlediklerim var. Bundan 10-13 yıl önce resimlemeyi bitirdiğim hala yayınlamadığım kitaplarım var. Bunun nedeni de şu. Geçmişte ucuz kağıtlara renksiz, özensiz ciltlerde ucuz matbaalarda çocuk kitapları basılıyordu. Bunlar yayıncılara kar bırakıyordu. Bire üretip ona satıyorlardı. Oysa günümüzdeki çocuk kendisine yakışan tür kitaplara alıştı. Onlara artık bu tip kitaplarla kitap sevgisi aşılayamazsınız. O yüzden de ne yapıyoruz? Daha özenli daha çarpıcı, daha teknolojinin de katkılarının olduğu, özellikle görselliğin çok öne çıktığı – çünkü çocuklar belli yaşlarda resimsiz çocuk kitaplarını okumazlar- kitaplar ortaya çıktı. Böyle olunca üretimin yüksek maliyeti kitap satışlarını aşağıya çekiyor. O yüzden çok ucuz kitaplar satanlar var. Bir de lüks sayılan ama aslında normal olan kitaplar basan yayıncılar var. İnsanların alım güçlerinin düşmüş olması hepimizin çocukla olan ilişkisini zaman zaman sekteye uğratıyor.
Gazetecilik kariyerinizin çocuklara odaklanması sizin tercihiniz miydi?
Kültür bakanlığı 1979’ da benim bir kitabımı –bence benim ana kitabımdı o- çocukluk öyklerimi çocuk kitabı olarak bastı, Adnan Binyazar, çok değerli bir edebiyat adamı, iyi bir öğretmen, hoca, iyi bir seçgici, onu yayınlayınca Kültür Bakanlığı’ nın üç basılan kitabı arasında yeralmıştı. O kitapta yayınlanan bir öyküm şu anda üniversite Oxford Press’ in hem Türk yazarlar antolojisinde var hem bronz dünya antolojisinde var, şimdi yine Üniversite Oxford’ da Sait Faik ile benim bir hikayem var. Yani doğru işler yapmışız ama gerek fiyatlardan gerek başka engellerden onlar çocuklarımıza daha yeni ulaşıyor, kaç yıl sonra...
Türkiye’ deki birçok ilke imza attınız, sayısız ödül aldınız, çocuklardan hiç vazgeçmediniz, bu başarının sırlarını bizlerle paylaşır mısınız?
Birincisi gerçek bir sevgi ve aşk. Çocuk kolay bir varlık değildir. Çocuk en sadist varlıktır. Daha küçükken kuşlara taş attığını görürsünüz, biraz büyüyünce kedilerin kuyruğuna teneke bağladığını görürsünüz. İlk yaptığı oyuncak sapandır. Bu savunma mekanizması, doğada korunma iç güdüsü, onu hemen bir şekillenmeye iter. Ama çocuk dünyadaki en güzel en doğru varlıktır. Kötü bir çiçek yoktur. Bütün çiçekler güzeldir. Kötü bir tomurcuk da yoktur. Onlar yaşamın döngüsünü sağlayan varlıklardır. Onlar olmadan hiçbirşey yoktur. O yüzden her çocuk korunması, sevilmesi, yaşatılması, ileriye taşınması gereken bir varlıktır. Ben kendimi bazen bir palyaço olarak görüyorum ve kendimi salt çocukları mutlu etmek ve güldürmekle görevlendiriyorum.
Edebiyat kaygım elbetteki var. Onlara güzel şeyler öğretmek güzel konuşma güzel anlatım duygusunu onlara vermek düşünme alanlarını onları geliştirebilecek sözcüklerle doldurma hep var. Ama benim için kendi kızımla öteki kızlarımın hiçbir farkı yok. Hatta kızımın böyle bir hikayesi var. Babasının kendisiyle ilgilenmediğini, babasının gece gazeteden geldiğini, gündüz onun okula gittiğini, o giderken babasının evde uyuduğunu, o geceyarısı geldiğinde onun uyuduğunu anlatan bir çizgi romandır. Sonunda derki; “İşte benim babam böyledir, ama biliyor musunuz babam ne iş yapar, babam başkalarının çocuklarına dergi çıkarır”. Bu küçükken söylediği bir hikayeydi.
Bence bir misyoner duygusuyla bakıp, çocuk dünyasına öyle yaklaşmak gerekir. Bu duygu çocuk ayakkabıcısında da vardır, ilkokul öğretmeninde de vardır, çocuk kitabı yazarında da vardır. Yani çocukla ilgili üretim yapan her kişide vardır. Zaman zaman bunların içerisinde gıdacıların bizim gibi bakmayacaklarını düşünüyorum. Bazen oyuncakçıların bu konuda çok tutarlı davrandığını bazen de hiç düşünmediğimiz kadar, dünyanın uluslararası oyuncak tekellerinin bile, ne kadar duyarsız davarandıklarını da gazetelerden okuyoruz.
Kitaplar ve dergileri seçerken nelere dikkat etmeliyiz, çocuklarımıza hangi yaşta nasıl kaynaklar sunmalıyız bizlere anlatır mısınız?
Kitapların üzerine aslında yaş aralıklarını yazmak gerekir. Ama bunu yazmak için; bunu yazan yazarla, bu kitabı çizen ressamın bu olgudan haberi olması gerekir. Şimdi Türkiye’ de çocuk kitaplarının üzerine uyduruktan şöyle birşey yazılıyor: “3-7 yaş”. Peki neye göre 3-7 yaş?. Mesela 7 fark bulma bulmacaları 3-7 yaş olabilir. Çünkü bu bir algı meselesidir. Koca bir adamın görmediğini küçük bir çocuk görebilir ama “3-7 yaş” diye yazılı bir metine koyduğun zaman, o yazarın sözcük seçimini bu yaş aralığına uygun olarak seçmesi lazım. Orada “kavram” sözcüğün kavrayamayacak çocuğa “ onunla ilgili bir kavram vardı “ derse olmaz. Çocuk düşünce alanı, sözcüklerle belirlenir, sözcüklerle algılanır. Ve algı alanı düşünme biçimini yine sözcüklerle tanımlayarak geliştitirir ama yaşamda yetişmenin ve çevreyi algılamanın okumayla birlikte kazanılan düşünme yetisinin büyümesi de vardır. Matematik kavramı dediğin zaman matematikten haberi olan bir çocuk olması lazım ki bu kavramları da kavrayabilsin. Bunun dışında pek çok fiil, sıfat belli yaş guruplarında algılanamaz. En basiti soyutla somut sözcüğü, bu iki sözcüğün arasındaki farkı ve anlamlarını bilmeyen çocuklar, o sözcükten dolayı kitabı bırakabilirler.
Bu yaş gruplarının çok doğru konması gerekiyor. Ben birkaç kitabıma koydum, fakat ilginç birşeyle karşılaştım, çünkü satış pazarlama ayağında problemle karşılaştı bu kitaplar. 7-9 yaş çocukları için dediğimiz bir kitapta “Zaten 9’ u doldurmasına az kaldı bunun 9-15 yaşı yok mu?” diyen, sanki “bu numara ayakkabı sıkar” gibi düşünen insanlar çıktı ortaya. O yüzden ben şöyle gurupluyorum: “Okul öncesi kitaplar, ilk öğretimin ilk yılları, ilköğretimin son yılları ve ilk gençlik kitapları”.
Okul öncesi eğitimde, şiir öykü ve masalın duygu açısından yeri yadsınamaz ama okul öncesi eğitimin çocukların kavramları, zıtlıkları, karşıtları, eşdeşleri sesdeşleri, şekilleri, şekiller arasındaki farkları öğrenmesi gereken bir dönem Ondan sonra da ilköğretimin ilk yıllarını destekleyen ilk kitaplarım dizileri gelmeli.
Garibal’ in ilk kitaplarım serisi var. Fransa’ da bu kitap ilköğretimin ilk yıllarına tavsiye ediliyor ama bence Türkiye için bu kitap 7-77 okunmalı. Okul öncesi öğretmeniği bölümü daha Türkiye’ de yeni hayata geçti. Onları yadsımıyorum ama çağdaş dünya ile ne kadar koşut gittikleri ile ilgili kaygılarım var. Ben okul öncesi öğretmenliği bölümünde Sakarya’ da bir konuşma yaptım. Dilin öneminden söz ettim ama aynı zamanda çocuklarımızın balık isimlerini, çiçek isimlerini doğadaki işleyişi ile ilgili sözcükler ve çevresi ile ilgili bilgiye sahip olması gerekiyor.
Kent kültüründe çocuklar bir mandayı tanıyamıyorlar, onlara bu hayvan National Geographics’ de gördükleri bir bizon gibi geliyor. Bizde deniz hayvanları, kara hayvanları filan gibi detaylar öğretilmiyor. Dünyaya baktığınızda kitaplarda hep hayvanlar vardır. Bizde sadece çftlik hayvanları, kümes hayvanları anca bir sayfada vardır.
Bizde kitap okumak denilince akla hep roman hikaye gelir. Televizyon dizileri hep birer romandır. Eskiden çocuklara kitap okusun denilince “Dünya Klasikleri” verilirdi ama şimdi 200 sene önce yazılmış balonla 5 hafta adlı Jules Verne kitabı ilginçtir ama okunmazsa olmaz değildir. Çünkü şimdi çocuklar internetten balonda beş hafta geçirilemeyeceğini öğreniyorlar. Bugün çocuklar balonu uçuran gaz tüpünün, anca 1 saat uçurduğunu, bir saat sonrasında yakıt ikmali yapılması gerektiğini bildiği için, kaldı ki balondaki adamların beş hafta içerisinde genel ihtiyaçlarını karşılayamayacağını bildiği için artık çocuk bizim gözümüzle bakmıyor. Bu kitaplar artık “Dünyayı Kurtaran Adam” ı izlemek bize nasıl komik geliyorsa onlara da öyle geliyor. Halbuki onlara sürekli onları diri tutacak her çağda ona ışık tutacak aynen Nasrettin Hoca gibi kahramanlar ve içeriklerle yüklü kitaplar önermeliyiz.
1-3 yaş çocuklar için çok resimli az metinli hatta metinsiz kitaplar üç boyutlu kitaplar öneriyorum. 3-5 , 5-7 çocuklarına edebiyat yapmak çok zordur. Küçük cümelerle, anlaşır sözcüklerin kullanıldığı, bağlaçların bile olmadığı cümleler içeren kitaplar önermek gerekir. 7-9, 9-12 çocuklar için daha edebi kitaplar tercih edilebilir.
Ben birde şuna yatkınımdır. Eğer diliyle, nidasıyla, doğru sözcük seçimi, çeviri, anlatım ve konuşma biçimiyle bir filmin yapıldığına inanılıyorsa, klasikleri çocuğa o şekilde de sunabiliriz. İlla üçüncü hamur kağıda baskı olması gerekmiyor. Kitap bir alışkanlıktır ve makul bir sevgi oluşmuşluğudur ama önemli olan çocuğun bu görsellerle bu yazılarla algılanmasıdır. Yani bu yazının okunmasıyla çocuğun görsel belleğine kazanılması aynıdır. Bu, vitamini yemeğin arasına katmak yada su ile içmek gibi birşeydir. Buna herkes ters bakıyor. Görsellikle bir öyküyü öğrenen çocukların, kendilerinin yaratıcı olarak yapacakları şeyler, beslenen hayal güçleri daha gelişmiş olabiliyor. Eskiden çocuklar kağıt üzerine çizerdi ama şimdi animasyonlarla çizimlerini canlandırıyorlar. Ben bu konuda tutuculuk olduğunu düşünüyorum.
Kültürün kabuğu kağıtsa, onu soyup çocuğa verebiliriz. Ama insanların şöyle bir korkusu var. İnsan sanal şeylerle mutlu olmamalı. Bu doğru. Nedir bu sanal mutluluk? İnsan sosyal bir varlık, kendisi ile de mutlu olabilir ama insan birlikte mutlu olabilen bir varlıktır. O yüzden baştan mahkum etmeden, gelişimi iyi takip ederek, analiz yapmalıyız.
Artık bir çocuk 5 yaşında babasından daha iyi bilgisiyar biliyorsa, bizim o çocuğa birşeyler önerebilmemiz için bizim ondan teknıolojiyi daha iyi anlamamız gerekiyor. Çünkü ancak o zaman o çocuk sizi karşısında muhatap alır.
Bir öğretmen bilgisayarda oluşan bir hatayı kendisi düzeltemeyip, öğrencilerden biri “Hocam bi dakika çekilin, “ deyip hatayı düzeltince tabi olmuyor.
Masallar hakkında da çalışmalarınız olduğunu röportajlarınızdan biliyoruz, bizlere bu konuda bilgi verir misiniz? Ayşegül serisi Hürriyet ile birlikte çocukluğumuzdan geri döndü, Ayşegül’ün senelerdir talep görmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Küçükler için Winnie the Pooh’ lar büyükler için Harry Potter’ lar artık daha popüler, siz nasıl görüyorsunuz?
Harry Potter tabi bir popüler kültür ve “hot-publishing” diyoruz sıcak yayıncılık, bu büyük reklamla yapılan birşey, büyük bir pazar. Okullarda mesela çok satmıştır. Hayatında hiç kitap okumayan çocuklar okuyor, çevre baskısıyla okumak zorunda kalıyor bu çocuklar. Bunu okumadıysan dünyadan habersizsin, ilkel kalmışsın gibi bir muamele görüyorlar. Doğrusunu isterseniz, Disney’ in yaptığı dünya klasiklerinin yeniden yorumlanması bence daha sağlıklı. Spiderman filmi çok daha akılcı bir film. Dalmaçyalılar veya Fantasia’ lar, çok daha akılcı. Şirinler 50. yılında yenileniyor. Şirnlerle Ayşegül’ ün ve daha birçok ürünün farklı bir yanı var. Bunlar Hümanist hikayeler. Şirinlerde toplu yaşamayı, -hatta komunizm propogandası yapıldığı filan söylendi- düşmana karşı bile birlikte savaşan mutlu insanların köyü. Ayşegül bir çocuğun kendi algıları çerçevesinde yaşamı içindeki onu güldüren mutlu eden ona ilginç gelen öyküleri onun anlayacağı biçimde –hatta bana göre anlatma biçimi ters, zaman zaman ona biz müdahale ettik.- kurgulanmış. Bu diziler uzun yıllar yaşayabilir.
Şirinlerde silah yok, küfür yok, birini gebertmek, yok etmek yok. En büyük düşmanlarından bile anca ya kaçıyorlar yada oyunlar yapıyorlar. Ayşegül’ de de keza kavga yok, hep sıcak mutlu aile ortamı. Ayşegül sorumluluk alabilen kişilikli bir çocuk. Varoluşu öğretebilmek için, kendine kimlik arayan çocuklar için, yavaşça kimlik uyarısı vermeye çalışan bir yapısı var. 52 ülkede 1000 küsür yayınevinde sunulmuş ve artık kemikleşmiş ürünler bunlar.
Pembe Panter de öyle mizah üstüne kurulmıuş kavga vs barındırmayan kitaplar. Ama günümüz kitaplarında iki uç biçimde olaylar gelişiyor. İyiler ve kötüler. İyiler zengin, kötüler fakir ve çirkinler. Bütün kötüler yoksul ve çirkindir, bunlar pisliktir, ortadan kalkması gerekir, kıskançtır, hırsızdır. Bu tip düşüceleri çocuğun aklına serpip yaşamı ikiye ayırıp çocuğa hep bu iyi tarafta kalması gerektiğini vurgulayan kitaplardır. İçerik olarak hiçbirşey katmaz, öğretmez sadece kavga edip birbirini yenen insanları anlatır.
Ben her sene böyle bir liste hazırlıyorum. Çocuklara, anne-babalara, öğretmenlere sunduğum şablon ürünlerim var. Ama bunun ne derece doğru olduğu tartışılır. Çünkü bu çocuğa göre değişen bir konudur. 7 yaşında üç farklı çocuk çıkarırsın. Alt yapıları beslenmediği için çocuğun o hikayede bir adım ileri gidemediğini görürsün, o yüzden bunu çocuğa göre seçmelisiniz.
Bu konuda anne-babalar ön plana geçiyor. Senede bir tane bile kitap okumayan bir anne çocuğuna kitap öneremez. Bir fuarda “Ondan sende evde var, bi kere daha oku” diyen anneler de gördük.
Başarılı ve mutlu bir çocuk yetiştirmek isteyen biz ebeveynlere tavsiyeleriniz neler olacaktır?
Başarılı ve mutlu bir çocuk yetiştirmek için bir defa çocuğun yaşamın içinde olması lazım. Önce ev içinde küçük ev işlerine katılması lazım. Herkesin tabağını götürmesi getirmesi gibi. Kendi yapabileceği işleri yapabilen, kendi suyunu koyabilen, odasını toplayan, yatağını düzelten, pijamasını katlayan, kitabı yere düştüğünde alıp yerine koyabilen, sorumluluk duygusu kazanmış çocuklar yetiştirmek gerekir. Üretimde ev içinde yerini alması gerekir. Daha ileri yaşlarda okul tatillerinde dışarıda üretmenin ne olduğunu bilen, oyunla üretimi ayırabilen. Şimdi çocuklar şu şekilde şekillendiriliyor. Okula giderim, okurum. Yaz gelince dinlenirim. Benim işim okula gidip dinlenmektir. Kırsal kesime gittiğinde bu böyle olmaz. Çocuk sobayı yakmak için odun taşır. Bakkala gider ekmeği alır. Komşuya gider annesinin kendisini davet ettiğini postacı olarak haber verir. Bunlar o çocuğun öbür çocuklardan farklı gelişmesini ve farklı düşünmesini sağlar. Çevresi ve yaşam konusunda daha erken uyanıp bilgeleşmesini sağlar. O yüzden öneriler çocuğun “Sende bu evde üçüncü yada dördüncü bir şahıssın, bu görevlerin, bu da evin kuralları” demek gerek. “Biz senin anne babanız, sen yan gelir yatarsın, biz seni severiz ama sen de hiçbirşey yapmazsın, masa üstündeki bir biblosun, sevdik kaldırdık” dememek lazım.
Onun da kendileri gibi bir varlık olduğunu hissettirmek lazım. O zaman iyi bir insan yetiştirirsiniz. Ben kızıma hiç kitap al oku demedim. Ona kitap aldığımı da çok nadir olarak hatırlıyorum ama kitap önerdim onları bazen 2-3 sene sonra okudu hatta bunların içinde 15 sene sonra dinlediği müziklerde var. Önemli değil önemli olan kendi seçebilmesi. Bugün her anne babanım çocuğunun yanında kitap, gazete okuması lazım. Üçüncü dördüncü gün o çocuğun da gazetenin ilavesini okuyacağını görecekler. Sadece dizi seyreden anne ve sadece maç izleyen bir babanın dönüp çocuğuna “biraz kitap okusana” demesinin hiçbir faydası olmaz.
Çok teşekkür ederiz...







