Bu ayki röportajımızı Nöro Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık' tan Sayın Ethem Kocabaş ile gerçekleştirdik. "Zeka, karakter özelliği ve merak alanı" üzerine gerçekleştirdiğimiz bu çok değerli sohbette kendinize ve çocuğunuza olan bakış açınızı değiştirecek ipuçları bulacaksınız. Ethem Kocabaş, Türkiye' de bir ilke imza atarak, çocuklarda meslek seçimi konusunda "Aile Koçluğu" yapıyor. Bu keyifli sohbet için kendisine çok teşekkür ediyoruz.
Bize kendinizden bahseder misiniz?
1970 yılında İstanbul’ da doğdum. Almanya’nın Köln şehrinde başlayan ilköğretim tahsilimi İstanbul’ da tamamladım. Lisans eğitimimi ise İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ nde tamamladım. Fakat eğitim bilimlerine karşı çok ilgim vardı. Maalesef bizim zamanımızda gençlerin zihin süreçlerine hangi mesleklerin uygun olduğu doğrultusunda bir yönlendirme yoktu. Halen bu konuda ciddi sıkıntıların olduğunu biliyorum. Yuvayı ve ilkokulun birinci sınıfını Almanya’ da okuduğumu söylemiştim. Almanya’da oyun ve oyuncaklardan ve kişilik özelliklerimizden, gelecekte hangi mesleğe yatkın olduğumuz takip edilirdi ve genelde Avrupa ülkelerine baktığımız zaman çocukların hangi mesleğe yatkın olduğu orta öğrenim hayatında belirginleşmiştir. Herkes üniversite okuyacak diye bir kaygı yoktur bu ülkelerde çünkü onlar bilirler ki her meslekten insana ihtiyaçları vardır. Marangoza, mühendis, terziye yani toplumun her kesiminde çalışan insana ihtiyaçları vardır. Bu her toplum gibi bizim toplumumuz için de önemli bir bilinç seviyesidir. Yeter ki insanlar işlerini yaparken mutlu ve yaratıcı olsunlar. Bizim sistemimizde henüz bu bilinç daha yerleşik olmadığı için benim gibi birçok arkadaşım da geçmişte puanla bir yerlere yerleştiler. Fakat mühendislik okumak benim için büyük bir avantaj sağladı. Bunu sonraları daha iyi anladım. Çünkü sayı bilimleri değişiklik odaklı insan yetiştirmek açıından çok önemlidir. Mühendislik tamamen değikşiklik odaklı insanın mesleğidir. Bir insan eğer sosyal bilimlerin üzerine gidecekse, hele de insanın zihin şifresi gibi bir konuda araştırma yapacaksa temelinizde mühendislik gibi analitik bir eğitim alması büyük avantaj sağlıyor. Analitik düşünce sistemi farklı bakış açılarını beraberinde getiriyor.
İlerleyen senelerde çeşitli şirketlerde üst düzey yöneticilikler yaptım. Genel müdür yardımcılığı ve yönetim kurulu başkan yardımcılıkları gibi üst düzey yöneticilikler yaptım. Şirketlerin kurumsallaşması faaliyetlerinde çalıştım. Eğitim departmanlarının kurulması, eğitimlerin alınması, verilmesi faaliyetlerinde bulundum. Eğitim bilimleri çok istediğim bir konuydu ve şirket eğitimleri de o ihtiyacıma kısa bir sürede olsa sınırlı bir alanda cevap vermeye başlamıştı.
Sonra radikal bir karar ile tamamen eğitim bilimleri konusunda çalışmaya karar verdim ve bir süre Türkiye’nin ilk NLP trainer larından biriyle birlikte çalıştım. Bu süre zarfında NLP kavramı ile tanıştım ve dünyaca ünlü NLP uzmanı Wyatt Woodsmall ile tanışma fırsatına sahip oldum. Woodsmall ABD’ de insan modelleme gurusu olarak federal hükümete hizxmet veren bir eğitim gurusu. 5 kıtada eğitimler veren çok değerli bir insan. Ondan davranış bilimleri konusunda özel bir eğitim aldım ve beni sertifikalandırdı. 100’ün üzerinde kurumsal şirketin CEO ve üst düzey yöneticilerine tipolojik eğitimler konusunda eğitim danışmanı desteği verdim. 2005 yılından beri Türkiye’de başlattığım pek çok konuda özel projeler sürdürmekteyim. İlk proje “Farklı Zeka Boyutlarının Kültürel Değerlerle Harmanlanması” konusundaydı.
Zeka dediğimiz olay genetiktir ama kültürel boyutlarla da desteklenmesi gerekir. Mesela müzik zekası dediğimiz zaman Avusturya’ daki bir çocuğun müzik zekasıyla Türkiye’ deki bir çocuğun müzik zekası beyin işlevleri anlamında ortak değerlendirilebilir ama işin içerisine algı ve duygusal süreçler girdiği zaman buradaki halk müziğini de oradaki klasik müziği de yerel olarak değerlendirmek lazım. Her ne kadar klasik müzik evrensel olsa da kültürel değerlerin zeka ile etkileşimi genetik anlamda önemlidir. Bu projede pek çok paylaşımlarım oldu. Suna Kan ile müzik zekası, Yıldız Kenter ile içsel zeka, Sunay Akın ile sözel edebi zeka, Yaşar Nuri Öztürk ile tinsel zeka, Zeliha Berksoy ile duygusal zeka, Bedri Baykam ile görsel uzamsal zeka gibi çeşitli paylaşımlarım oldu. Bu çalışmalar sürerken bir başka projeyi daha başlattım. Türkiye’ de gençlere meslek seçiminde zihin süreçleri konusunda yol gösteren bir sistem yok. Çünkü meslekler zihin süreçleri kapsamında analiz edilmiş değil. Yani zihin süreçleri dediğimiz karakter özelliği, merak alanı ve zeka boyutu. Ben bu farklı zeka boyutlarının Türk kültürüne adaptasyonu konusunu çalışırken, insanların merak alanlarının hangi sorgulama sistemlerinin ortaya çıkaracağına dair de paylaşımlar gerçekleştiriyordum.
Gazeteciliğin sorgulama sistemi olan 5N 1 K’ daki Kim?, Nerede? Ne için?, Ne zaman?, Nasıl? gibi sorgulamaların pek çok psikolojik ve tipolojik açılımları desteklediğini ortaya çıkardık. Zaten bu gazeteciliğin yapısındaki bir sorgulama sistemi. Merak alanları anlamında bunu kullanmayı tercih ettik.
Zeka boyutlarında da Howard Gardner’ ın çoklu zekasını temel aldık çünkü Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakülteleri’ nin çeşitli bölümlerinin bölüm başkanları ve değerli öğretim üyeleriyle gerçekleştirdiğim paylaşımlar bu teorinin kabul edilebilir olduğuna temas ediyordu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genetik Anabilim Dalının Başkanı Sn. Prof.Dr.Turgut Ulutin zekanın genetik unsurlarına ve yeteneğin zeka anlamında ailedeki 10 kuşak geriden gelebileceğine dikkat çekiyordu. Zekaya etki eden çok sayıda genler bulunduğu içinde çoklu zeka teorisinin kabul edilebilir olduğunu söylemişti. Keza Çapa Tıp Fakültesi’ nin Çocuk Ruh Sağlığı Anabilim Dalında ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalındaki çok değerli hocalarımızla yaptığımız paylaşımlarda da beynin korteks tabakasının işlevselliği anlamında çoklu zekanın kabul edilebilir en iyi teorilerden biri olduğu sonucunu çıkardık.
Karakter özelliği konusunda ise bir çok psikoloğun yaptığı araştırmaları inceleyip çok derine inmeden hangilerinin önemli olabileceğine ilişkin bir araştırma yaptım. Bu bir sentezleme idi, çünkü baktığınız zaman psikolojide karakter özellikleri belki 50’ ye yakın alt başlıklara kadar detaylanır. Paylaşımda bulunduğum akademisyen ve bilim insanlarıyla bunlardan hangilerinin önemli olabileceğini sorgularken meslek seçiminde en önemli olabileceğini düşündüğümüz bazı kriterleri önceliğe aldık. Ve tüm bu çalışmalar ışığında meslekleri analiz etmeye başladık. İlk defa Türkiye’ de 30’ a yakın mesleği üniversitelerin bölüm başkanlarıyla ve dekanlarıyla ve bu meslekteki başarılı insanlarla bir araya gelip, zihin süreçleri kapsamında bu saydığım özellikler çerçevesinde analiz ettik.
Bu çalışmalardan sonra da yapılması gereken bir uygulama daha vardı. Bütün bunların çocuklukta oyuncaklarla ilişkilendirilmesi. Bu konuyu da ayrıca projelendirdik. 2006 yılı itibariyle de dünyada var olan bilinç bilimi ve kuantum mekaniği gibi üst seviyedeki zihin çalışmalarını baz alan özel projelere başladık. 2006 yılının sonunda Nöro Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi’ ni kurduk. Buradaki arkadaşlarımızla birlikte bu projelere çok daha değişik evreler kazandıran çalışmalara başladık. Bütün bu çalışmaların yer aldığı bir kitap hazırladım, o da Eylül ayında kitapçılarda olacak. 2006 yılının yine sonunda www.egitimatolyesi.net adresinde bir site kurduk. Toplumun bilinçlenmesi anlamında çalışmalarımızı paylaşacak bir platform oluşturduk. Çalışmalarımla ve projelerle ilgili konularda hala üniversitelerde konferanslar, eğitim kurumlarında ve şirketlerde seminerler, aile koçluğu danışmanlığı, meslek seçimi danışmanlığı faaliyetlerini sürdürmekteyim. Çocuk gelişimi ile ilgili benim konum tipolojik zihin süreçleri ve eğitimi ile ilgili danışmanlık desteklerinin verilmesi. Bir çok yerde yazılar da yazıyorum. Düzenli olarak da Milliyet gazetesi insan kaynakları sitesinde ve Eğitim Atölyesi’ nde yazıyorum.
Ayrıca çok değerli aile dostumuz Sn. Sunay Akın tarafından kurulan İstanbul Oyuncak Müzesi’ nde de özel çalışmalar ve seminerler gerçekleştirmekteyiz. Sunay Akın ile birlikte 2007 yılının sonunda ve 2008 yılında yine önemli açılımlar getirecek tipoloji ve çocuk eğitimi konulu bazı çalışmalarımız var.
Nöro Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nin faaliyetleri nelerdir?
Merkezimizde hamilelik eğitimi var. Hamile olan anneler gerek çocuk gelişimi gerekse lohusalık ve hamilelik süreçleri hakkında çok detaylı bilgilendiriryorlar. Fakat bu hamilelik eğitiminin Türkiye’ de benzersiz olan bir yönü var. Çocukları dünyaya geldikten sonra çevresel uyaranların oyuncaklar da dahil nasıl bilinçli bir şekilde kullanılacağı ve çocuğun zihin süreçleri anlamında nasıl okunacağına dair bilgiler veriyoruz. Bu bilgi ve yöntem ile çocuklarının gelecekte hangi mesleklerde başarılı ve mutlu olacağını yedi yaşına kadar olan dönemde tespit edebilecekler.
Merkezimizde bir de psikoloğumuz Ayşen Özagar 0-24 ay arasındaki bebeklerin psiko-motor, zihin ve bedensel kullanım becerilerinin gelişimini takip eden bir program uyguluyor. Bu programın temeli Avustralya ve ABD’ nin ortak çalışması olup Ayşen Hanım bunu Türkiye’ de uyguluyor. Çocuğu 0-24 ay döneminde olan ebeveynler belirli dönemlerde, belirli periyotlarda Ayşen Hanım ile çocuklarını bir araya getiriyorlar. Psikolog Ayşen hanım gözleminde çocuklarla oyunlar oynanıyor. Sonrasında da çocuklarının gelişimi ile ilgili aileye bilgiler veriliyor.
0-7 yaş dönemi de çocuk gelişiminde çok önemli. Özellikle zekanın desteklenmesinde 1,5- 4 yaş arası dönem, karakter özelliklerinin desteklenmesinde de 1,5- 7 yaş dönemi önemli. Ama bugün bilim diyor ki 24. haftadan itibaren çocuk anne karnında duyuyor. Dolayısıyla bu bilgi zaman olarak geri çekilebilir ama şu an için ağırlıklı olarak referans noktalarımız bunlar. Ben burada çocukların ileride hangi mesleklere yatkın olabileceklerine ilişkin yaşı 9 ila 16 arasındaki gençlere danışmanlık yapıyorum. Bu konuyla ilgili bilinçaltı test metoduyla hangi mesleklere yatkın olabileceklerine ilişkin ailelere geri bildirim veriyorum. Bana gelenler arasında lise öğrencisi de var ilkokul çocuğu da var. Ama aile ne kadar erken gelinirse o kadar iyi oluyor. Bu nedenle hamilelik döneminde anne ve babaların bu konuda bilinçlenmesini önemle tavsiye ediyorum. Bana hamileyken gelen ve çocuğuna doğduğu andan itibaren bilinçli bir şekilde destek olmak isteyen çok anne ve baba adayı da var.
2 ile 9 yaş arası grupta nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?
Zeka için 1,5 -4 yaş, karakter içinse 1.5 -7 yaş önemli demiştik. Bir anne baba eğer zihin süreçleri konusunda zeka, karakter özelliği, merak alanı nedir ve bunlar arasındaki ilişkiler nelerdir gibi konularda yeterli donanım ve bilgiye sahip değil ise, ve bu konuda kendi deşifrasyonunu bilmiyorsa, çocuğunu yetiştirirken farkında olmadan onu sınırlı modellemeye maruz bırakırlar. Örneğin bir anne karakter özelliği olarak değişiklik odaklı ise, baba da değişiklik odaklıysa, çocuğun benzerlik odaklılıkla tanışması mümkün değildir. Tersi ikisi de benzerlik odaklıysa bu sefer çocuğun değişiklik kişilik özelliği ile modellenmesi mümkün değildir. Biri benzerlik diğeri değişiklik insanı ise ve bunun ne anlama geldiğini biliyor iseler uyumlu bir birliktelik yaşayıp çocuklarını etkili ve zengin bir modelleme ile yetiştirebilirler. Eğer durum bunun tersi ise birinin evet dediğine diğeri hayır der ve bu sefer de çocuğun kişilik gelişiminde farklı sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Çocuğa her iki karakterinde sunulması ve çocuğun hangisini seçmek istiyorsa özgür bırakılması gerekiyor.
Aynı şekilde zeka , 10 kuşak geriden gelebilen genetik bir süreç. Yani sizin 10 kuşak evvel ressam bir dedeniz varsa, 11. kuşaktaki çocuğunuz dahi bir ressam olabilir. Peki bu nasıl ortaya çıkacak? Uygun çevresel uyaranlarla. Dolayısıyla çocuğun etkileştiği aktivitelerin ve oyuncakların da zeka dili kapsamında okunması lazım.
“Top” farklı zekayı desteklerken, bir “araba”, bir “elektrikli tren”, bir “peluş hayvan oyuncak” farklı zekaları destekler. Kişi o kavramları bilmiyor ise; kendi beğenisi çevresinde oyuncak alır. Aldığı oyuncak kendi zihin süreçlerini detekleyen oyuncaktır. Çünkü beğeni nesne ve aktivite ile kişinin zihin sürecinin uyumu sonucunda ortaya çıkar. Bu şekilde alınan oyuncaklar sınırlı bir modelleme yapar. Oysa farklı zeka kavramlarını bilip, oyuncaklar arasında çocuğunun hangilerine ilgi gösterdiğini deşifre edebilen ebeveynler, çocuğu nasıl destekleyeceği konusunda fikir sahibi olurlar. “Oyuncak”, o zaman bir labaratuara dönüşür. Biz burada çocuğu 2-8 yaş arasında olan anne ve babalara koçluk desteği veriyoruz. Anne babalara testler yaparak önce onların özelliklerini belirliyoruz, ve sonrasında onlarda olmayan tipolojide ve nörolojide zeka açılımı çerçevesinde farklı karakter özellikleri, farklı merak alanlarını nelerdir onları anlatıyoruz. Aynı zamanda da anne ile babanın birbirleriyle olan işlikilerini de modelleme açısından anlatıyoruz. Bu ilişkinin çocuğun gelişimine sağlıklı etki etmesi için aileleri bilinçlendiriyoruz. Bu noktada koçluk desteği veriyoruz.
Zeka ve karakter çocuk büyüdükçe değişir mi? Biz bir kere bu analizi yaptığımızda hep aynı sonuç mu çıkacaktır? Çevre nasıl bir etkendir?
Zeka genetiktir. Çevresel uyaranlarla zekanın kodu değişmez. Örnekleme yapacaksak: bir çocuğun müzik zekası, sözel edebi zekasından daha üstünse, bu çocuğa istediğiniz kadar sözel edebi yetenek modellemesi yapın, hiçbir zaman elde edeceğiniz performansın verimliliği müzik zekasının desteklenmesinde elde edilecek verim mertebesine ulaşamaz. Üst düzey başarı elde edebilirsiniz, ama başarının en üst sınırı müzikte yatıyordur o çocuk için. Dolayısıyla zeka için çevresel uyaranlar destekleyicidir, bilinçli bir şekilde kullanıldığında da keşfedicidir. Var olan zeka potansiyelleri için çevre destekleyicidir ama asıl sorulması gereken soru şudur o çocuğun özündeki yatan üst düzey zeka potansiyelleri neler?. Bunu bilmek çok önemlidir. Burada zekanın şifrelerinin değiştirilmesinden bahsetmiyoruz, çünkü zeka desteklenen ve geliştirilen bir zihin sürecidir. En azından gen bilim ve nöroloji bize bunu söylüyor.
Karakter özelliklerinde ise yakın zamanda davranışı etkileyen genler bulundu. Bu bize şunu getirdi acaba karakterde zeka gibi genetik mi? Bu soru tamamen cevap bulana kadar şu anda biz 7 yaşa kadar olan dönemde karakterin değiştirilebilir olduğunu varsayıyoruz. 7 yaşa kadar henüz kil pişmemiştir, ama 7 yaşından sonra artık kil pişmiştir, değiştiremezsiniz, sadece üzerini süsleyebilirsiniz. Mesela para çocuğun hayatına geç girer ve motivasyonda önemli bir güçtür para. Ama bir insan parayla motive olurken diğeri güzel bir sözle motive olur, bir diğeri de seyahatle motive olur. Motivasyon araçları her insan için çok farklıdır. Bu yüzden bazı karakter özelliklerinin gelişimi, ergenlikte de etkili olabiliyor ama asıl karakter özellikleri 7 yaşta şekillenmiştir. Bu kil benzetmesinde yaptığım “süsleme bölümü” de ileriki ergenlik döneminde gerçekleşebiliyor. Ama meslek seçiminde asıl önemli olan karakter özellikleri yedi yaşındaki döneme aittir. Çocuk yedi yaşına ne kadar yaklaşılırsa karakter özellikleri de o ölçüde netleşmeye başlamıştır. O yüzden biz hep diyoruz ki hamileler özellikle bu konuda çok bilinçlenmeli , anne-baba olmayı düşünenler çok bilinçlenmeli. Onlar daha yolun başında ve yapabilecekleri çok şey var.
Merak alanları da aslında zekayla ilgili, zekanın çevresel faktörlerle ne kadar desteklenip desteklenmediğine bağlı unsurlar. Müzik zekası genetik faktörlerden dolayı gelişmiş bir çocuğu örnek alırsak, bu çocuğun zihin potansiyeli müzik konusunda üst düzeydedir. Aynı çocuğu sürekli edebiyatla etkileştirerek müzik zekasından beklenecek üst performansı sözel edebi zekasından beklemek mümkün değildir. Sözel edebi yetenek anlamında bilinçli bir çevre desteği ile o alanda mutlu ve başarılı olabilir ama hiç bir zaman üst düzey zihin performansından bahsedemeyiz.
Mesela bir çocuk müzik zekasına sahip ama çocukluğunda hiç piyano ile eşleşme fırsatı verilmemiş olsun. Çocuk büyümüş ve üniversite sınavına girerek bir tercih yapacak duruma ulaştığını farz edelim. Artık ona o noktadan sonra gence konservatuara gir de diyemezsiniz. İşte tam bu noktada merak alanları devreye giriyor ve biz bu noktada meslek seçimlerinde zekadan ziyade merak alanlarını referans alıyoruz. Yani çocuğun potansiyel zekasından ziyade çevresel uyaranlarla nasıl modellendiğine bakıyoruz. Ancak tekrar hatırlatmak isterim ebeveynler erken dönemde merkezimize geldiklerinde potansiyel zeka boyutlarının da desteklenmesi söz konusu. Bu aşamadaki meslek seçimi daha doğru oluyor ve yaratıcı çözümleri de beraberinde getiriyor.
Aileler çocuklarını potansiyellerine uygun mesleklerle eşleştirirlerse, ülkeler de eğitim sistemlerini buna göre yapılandırırlarsa, işte o zaman her alanda imalatı güçlü, ihracat yapan, bilimsel çalışmalara esin kaynağı olan, sanatsal faaliyetlerde yaratıcı hamleleri gerçekleştirebiliriz. Bugün Amerika ve Avrupa’ nın temelinde bu bilinç yatıyor.
Günümüzde tüm bunların yanısıra, çocuğun ne istediğinden ziyade üniversitelerde en yüksek puanlı yerler hedefleniyor. Çocuğum zeki insanlarla aynı ortamda bulunsun diye, fakültenin ismi ya da bölümün içeriğinden ziyade, en yüksek puanı alabilmek hedefleniyor. Bu konuda ne yapabiliriz?
Çok güzel söylediniz. Bir insan dünyaya geldiğinde beyninde yüz milyara yakın nöron adını verdiğimiz sinir hücresi ile doğar. Bunlar birbiri ile bağlantılar yapar, sinaps bağlantıları deriz bunlara. Her insanın beynindeki sinaps ağı da farklıdır. Dünyaya yüz milyar nöronla gelmiş iki çocuktan hangisinin hangisine oranla daha zeki olduğunu araştırmaya kalkmak çok gerekli bir araştırma değildir. Üstelik cevabını bulmak da mümkün değil. Çünkü toplamda o kadar büyük iki potansiyelden bahsediyoruz ki. Şu an dünyada 7 milyar insanın beyni benzersiz bir potansiyeldir. Eğer araştırılacaksa şu araştırılmalıdır: Neden bazıları böyleyken diğerleri böyle?, Çevresel etkenlerin buradaki etkisi ne? Bu yaklaşım sonuç verir. Ama “Benim çocuğum diğerlerinden ne kadar zeki?”’ nin arayışına girmek bu konuda bilgi sahibi olmamanın sonucudur. Bu gün üniversite sınavlarında sorulara bakınca iki şey karşımıza çıkıyor; bir matematik mantık zekası, iki görsel uzamsal zeka. Sözel edebi zekayı da yine kısmen bazı yerlerde görebiliyoruz. Ama üniversteyi kazanamamış bir çocuk dünya da 100mt şampiyonu olursa, o zaman “Bu da bişey mi, zeki olsa sınavı kazanırdı” mı denilecek. Ya da sınavı kazanamazsa fakat Mozart gibi bir besteci olursa, “Zeki değil” miydi diyeceğiz? Peki niye ölçüyoruz? Çünkü sayılar en çok karşılaştırabilir araçlar. Yerleştirme ve kontenjan problemi ölçmeye yöneltiyor. Üstelik matematik mantık zekası diğer zeka boyutlarıyla yakından ilişkilendirilebilir. O yüzden mühendislik eğitimi alanlar çok farklı alanlara yönelebilirler, çünkü analitik düşünme bir sistemdir.
Duygu ve düşüncelerin, hislerin, insanın ruhsal özelliklerinin sayısallaştırması söz konusu değildir. Mümkünde değildir. Ancak duygular ve hisler performansta çok önemlidir. 100mtre koşucusunun 100 metreyi koşarken beynin onda yarattığı motivasyon çok önemlidir. Dolayısıyla çocuklarımızın üniversiteden kazandığı puanla hareket ederek ne kadar zeki olduklarının karşılaştırılmasını ben doğru bulmuyorum. Çocuğunuzun hangi üniversiyete gideceğine değil, hangi mesleğini seçeceğine bakmalısınız.
Eğer yaptığınız meslek sizin için sadece bir iş ise bir bedel ödersiniz. Sabah erken gitmek size bedel olarak gelir, haftasonu çalışmak bedel olarak gelir, beklediğiniz parayı karşılık olarak alamamak bedel olarak gelir. Bir sürü bedeller olmaya başlar yaşamınızda. Ama dahilere bakın hiç bedelleri yoktur. Yemek yemeği unutacak kadar çalışırlar. Çünkü işleri hobileridir. İşte Türkiye’ de bunu anlatmak lazım.
Bugün gazete ilanlarına baktığınızda 4 yıllık üniversite mezunlarını aranıyor. Ne demek bu? Bitir de gel, nereyi bitirirsen bitir, bitirde gel. Çünkü 4 yıllık asgari düzeyde okuduğunuzun belgesini istiyor bu arayış. Ama bu olmaz, branşlaşma böyle olmaz.
0-24 ayda çocuğa kimin bakması en doğru?, Bu anlamda “Çalışan anneler” e olan tavsiyeleriniz neler?
Benim eşimde çalışıyor. Arhan doğduktan 3 ay sonra işine tekrar başladı. Genetik olarak anne, baba ve çocuk arasında genetik uyumdan dolayı kimi zaman sözsüz ve etkileşme zamanını bertaraf eden bir dil vardır. Kişilik özelliklerini modellerken bu uyumdan dolayı anne ve baba çevredeki diğer insanlara rağmen bir sıfır öndedir. Süre olarak çok çocuğunuzun yanında olmanızdan bahsetmiyorum, çocuğunuzla var olan zamanınızı en iyi şekilde değerlendirmenizden bahsediyorum. Eğer çalışan bir anne iseniz akşama eve geldiğinizde televizyonda film, dizi izlemek yerine gerçekten çocuğunuza zaman ayırın. Çalışan anneler çocuklarını genelde ya anneanne, babaanne ya da bakıcıya bırakıyorlar. Bu şekilde yardım alınan kişilerin zihin süreçleri konusunda bilgilendirilmeleri de çok önemli. Zihin süreçleri konusunda kendisini geliştiren bir anne ve baba çocuğu adına okul öncesi eğitim yaşamında itibaren kurum anlamında karar verirken daha bilinçli hareket edebiliyor. Eğitim kurumlarının ve eğitmenlerin yeterliliğini daha iyi gözlemleyebiliyor.
Anne ve babalarda bu bilinçlenmeye destek olmak için yeni bir kitap çıkarıyorum. Kitabın adı “Zihnin Şifresi”. Bütün bu anlattığım kavramları içeren, bu konuda bilinçlenmek isteyen fakat kaynak bulamayan ailelere bu anlamda destek olacak bir kitap.
0-24 ayda şu sıralar moda olan “Oyun Grupları” hakkında ne düşünüyorsunuz? Oyun grubu ya da anaokulu seçerken en çok nelere dikkat etmeliyiz?
Oyun grupları önemli. Çünkü çocukların dünyayı keşfetme ve anlamlandırma süreci oyun ve oyuncakla başlıyor. Ama oyun gruplarında çocuğun orada olmaktan ve annesiyle olamamaktan mutsuzluk duymayacağı şekilde duygusal anlamda desteklenmesi gerekir. Çocuk bir mekanda olduğunda ve anne ya da babası orada olmadığında kendisini güvende hissetmeli, orada oynarken kafasında bazı korkular ve sorular olmamalıdır. Bunun yaratıldığı bir mekanda oyuncakların çeşitliliği ve diğer çocuklarla etkileşmek, hem sosyalleşme anlamında önemli, hem de çocuğun keşfedilmesi için alternatifler oluşturulması anlamında önemlidir. Bir de değişiklik karakter profili her zaman yaratıcı insanların, kaşiflerin, sanatkarların profilidir. Dolayısıyla öncelikli desteklenenin değişiklik odaklı profil olması gerektiğini düşünüyorum. Çocuk zaten değişiklik odaklıdır. Keşfetmek üzerine doğmuştur. Bu nedenle farklı ortamların çocuğa yaratılması da değişiklik odaklı profilleri desteklemek için önemlidir. Ama oyun gruplarında amaç şu olmalıdır. Çocuğun hangi oyuncakları oynamayı tercih ettiği, bu oyuncakların ne anlama geldiği, zihin süreçleri konusunda verdikleri işaretler ve o çocuğun diğer çocuklarla ilişkisinin gözlemlenmesidir. Bu geri bildirimi alamıyorsanız, o zaman bu sadece bir zaman geçirme yöntemi ile sınırlı kalır.
Oyuncaklar konusunda uzmanlığınızdan bahseder misiniz? TV ve “Baby TV” hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biz Türkiye’ de Cumhuriyet tarihinde ilk defa oyuncakları zihin süreçleri kapsamında analiz ediyoruz. Hangi oyuncak hangi merak alanını, hangi zeka ve karakter alanını destekler. Bunu yaparken gerek psikolog arkadaşlarımız, gerekse ben, tipolojik ve psikolojik temelli bir çok yöntemi kullanıyoruz. Hatta Oyuncak Müzesi’ nde de bunları destekleyen seminerler veriyorum. Oyuncak aslında çocuğun kişilik değişimi ile ilgili hem onu destekleyen hem de ailesine mesaj verdiği bir uyaran. Oyuncak bir laboratuar. Bir çocuğa siz tüm zekaları, merak alanlarını ve karakterleri destekleyecek şekilde sayısal olarak da çok abartıya kaçmayacak şekilde 7-8 oyuncak verirseniz -20,30 değil- çocuğunuzda bunlardan özellikle bir tanesini seçip çok oynuyor ve mutlu oluyor ise çocuğunuz size bir mesaj veriyordur aslında.
Burada asıl olan bunu keşfedebilmek ve gözlemlemektir. Mesela “top”, bu konuları hiç bilmeyenler için spordur ve çocuğun hareketini destekler. Peki “top” değişiklik odaklı mı yoksa benzerlik odaklı çocuğu mu modeller? Değişiklik odaklı. Çünkü “top” hiçbir an aynı yerde değildir, farklı yerlerdedir, farklılık vardır. Peki “puzzle”? Eğer 2 boyutlu ise benzerliktir.Çünkü size o şekli nereye koyacağınız refere edilir, ama küpler vardır, onlarda şekil yoktur, çocuk istediğini yapar o zamanda değişiklik profili desteklenmiş olur.
Eğer oyuncakların bu zihin süreçlerini okuyabilirseniz, -aktiviteleri de buna dahil edebilirsiniz, sinemaya, tiyatroya baleye gitmek- çocuğunuzu keşfedeceğiniz bir lisanı öğrendiniz demektir. İşte bu lisanda sizin çocuğunuzun ileride hangi mesleğe yatkın olduğunun cevabını verecek, genetik unsurları hakkında ışıklar yakacaktır, yani herşeyin temeli orada yatıyor.
Televizyon teknolojik bir uyarandır. Çocuğa bilgi veren bir yapıda kullanıldığı zaman, zenginlik oluşturma anlamında kullanıldığında fayda arz eden bir nesne ama süre olarak uzun tutulmamak kaydıyla. Televizyonda çocuk pasif dinleyici olduğu için bir dış seslilikten bahsediyoruz aslında. Olaylara müdahale etme şansı yok. Bir çizgi film izlediği zaman, onu sadece izleyecek, o film onun dışında kurgulanmış ve müdahale edemez. Bunlar yetişkinler için de geçerlidir. Eğer izlediğiniz programdan, çocuk birşey öğreniyorsa, kelime öğreniyor, güzel konuşma modelliyorsa, renk çeşitliliği anlamında örnekleme yapıyorsa, çocukta merak uyandıran yapıda programlar oluşturulmuşsa, TV fayda sağlar. Ama zaman geçiştirmeye yönelik programlar izletiliyorsa, iyi rol model oluşturmayacak şeyler izletiliyorsa, o zamanda ters etki yaratıyor. Ama her zaman için bir çocuğun başka çocuklarla bire bir eşleşmesi televizyona tercih edilmelidir. İnsan görsel, sözel ve deneysel bir canlıdır. Tv deki çocukla karşısındaki çocuk hiçbir zaman aynı değildir. Davranışınıza karşılık televizyondan alamazsınız. Çocukların seyirci kaldığı aktivitelerden ziyade kendilerinin dahil olacağı aktiviteler tercih etmelidir.
Psikolog ve pedegoglar, -herhangi bir problem olmasa dahi- , hayatımızda düzenli olarak yer almalı mıdır?
Kesinlikle yer almalı. Zaten yurtdışında aile psikologları var. Bugün bizim şahit olduğumuz birçok şiddet odaklı davranış bozukluğu psikolojik temelli sorunlara başında müdahale edilmemesinin sonucudur. Psikologların sade “sorun olduğu halde gidilecek kişi” olarak görülmesi başlı başına bir sorundur. Sizin insan olarak hayatta herşeyi çözmüş olmanız mümkün değildir. Mutlaka belirli konularda destek alınmalıdır. Bu desteğin alınabileceği en uygun kişiler psikologlardır.
Benim çocuğum eklektronik eşyaları kırıyor, kırma diyorum kırıyor, bunun için psikoloğa mı gideceğiz? Ne zaman gideceğiz. Çocuğum hap içerse mi gideceğiz? Tarzı söylemler konunun öneminin bilinmemesinin bir sonucudur. Psikolog aslında insanın yanında ihtiyaç duyduğunda açabileceği bir pusuladır. Aile psikoloğu kavramı bence Türkiye’de de yerleşmeli.
“Eğitim Atölyesi” fikri nasıl oluştu? Faaliyetlerinizden bahseder misiniz?
Eğitim Atölyesi fikri; var olan bilgilerimizi insanlarla paylaşma ihtiyacının bir sonucudur. Türkiye’nin dört bir yanındaki insanlara nasıl ulaşabiliriz sorgulamasıyla hareket ettik. Bize fiziki olarak ulaşamayacak insanlara bu site ile ulaşabileceğimizi düşündük. Kitabımın çıkış amacı da buna paralel bir anlam taşıyor.
Kitap ne zaman çıkıyor?
Eylül’de kitapçılarda olacak. İsmi, “Zihnin Şifresi”. Biz çocuklarımızın ilerideki arkadaşları, eşleri kimler olacak bilemiyoruz. Eğer biz çocuklarımızın arkadaşlarının mutluluğu için çalışmazsak çocuklarımız için çalışmamış oluyoruz. Dolayısıyla gerek internet, gerek kitap ile insanlığın mutluluğu için bütün çocuklara yardım edebilmeyi hedefliyorum.
“Oyuncak Müzesi”, hayatınıza nasıl girdi? Buradaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Oyuncak Müzesi, sözel edebi zekanın incelenmesi sırasında hayatıma girdi. O dönem Sunay Akın ile bir paylaşımımız oldu. Sunay Bey çok değerli bir insan, eşi de çok değerli, ailece çok güzel bir dostluğumuz oluştu. Orada seminerler veriyorum, mesleklerinde başarıya ulaşmış insanların çocukluklarına ilişkin benim konumla ilgili ne tür açılımlar getirebileceğimizi araştırıyoruz. Sitede yer alan röportajlarım var. Bu röportajların yer alacağı ikinci bir kitabımda çıkacak. O aslında “Zihnin Şifresi”’ ni çek eden, tamamlayan, destekleyen, referans bir kitap gibi olacak. Birinci kitapta savunulan görüşlerin sağlaması gibi düşünebilirseniz. Bu röportajları da Oyuncak Müzesi’ nin sitesine üye olanlar takip edebilir.(www.istanbuloyuncakmuzesi.com)
Bu keyifli ve öğretici sohbet için çok teşekkür ederiz…







