Bu ayki röportajımızı PACE Çocuk Sanat Merkezi' nin kurucusu sanatçı "Barış Karayazgan" ile gerçekleştirdik. Barış Bey sanatçı kimliğinin yanı sıra 3 yıl önce kurduğu PACE Çocuk Sanat Merkezi' nin de hem kurucusu hem de "Facilitator"'ı yani ortam hazırlayıcısı. Kendisiyle hem sanat merkezini hem de bu sene ilk defa içinde çocuklar için atölyeler düzenlenilen 10. Uluslararası İstanbul Bienali' ni konuştuk. Bu keyifli sohbet için kendisine çok teşekkür ediyoruz.
Bize kendinizden bahseder misiniz?
Benim sanat maceram şöyle başladı, babam inşaat mühendisiydi. Karakaya Barajı yapımında çalıştığı için hayatım Güneydoğu ’daki mühendis kamplarında geçti. Bu arada muhteşem bir çocukluktu. Çok çok güzel geçti. Yazın ayakkabı giymezdik. O zamanlar yan evimizde oturan mühendis İsviçreli bir aile vardı. Patrick adında bir oğulları vardı, en iyi arkadaşımız oydu. Onlar her İsviçre’ ye gidiş gelişlerinde oradan bize plastik oyun hamurları ve lego getirirlerdi. Benim ilk sanatla tanışmam o renkli oyun hamurlarıyla oldu. Özellikle onlarla minik minik hayvanlar yapar televizyonun üzerine koyardım, ve erirlerdi… Ama yılmadan yeniden yapardım. Legolar aynı şekilde, yani benim ilk sanat çalışmalarım o yıllarda başlamıştır ve şimdiki sanat yaşamımı da etkilemiş mi diye bazen geriye dönüp düşünüyorum.
Işık Lisesi’ nde ortaokul ve lise hayatından sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’ nde Heykel Bölümüne niyet ederek Güzel Sanatların sınavına girdim, ilk yıl yedekte kaldım Marmara Güzel Sanatlar Seramik’ e girdim. Yarım yıl okuyup yeniden Mimar Sinan Heykel’ in sınavına girip bu sefer kazandım. Dört yıllık programı altı yılda bitirdim ama mezun olurken ikincilikle mezun oldum.
Sanat eğitiminizin büyük bir kısmını yurt dışında tamamlamış olmak size ne kattı ? Ailelere yurtdışında eğitimi tavsiye eder misiniz?
Mimar Sinan, heykel bölümlerinin en iyisi diye yaklaşılır, gerçi iyinin ne olduğu çok görecelidir ama usta-çırak ilişkisinin olduğu çok geleneksel bir eğitimdi o dönemde. Ben oradan mezun olduğum sırada ablamda Duke Üniversitesi’ nde master ve doktorasını yapıyordu, “New York’ un enerjisi tam sana göre, mutlaka gelmelisin” diye beni teşvik ediyordu. Ben de tamam dedim ve mezun olduktan bir yıl sonra Fulbright bursuna başvurdum. O zamanlar yıl içinde Tüm Türkiye’ den10 kişiye veriliyordu. Herkesle eşit şartlarda yarışıyorsunuz. Toefl, Gre gibi testler ve mezuniyet puanlarımız ağırlıklı değerlendirilmişti. Başvurunuzdan 1 yıl sonra sonuçlar belli oluyordu. Ben onun sonucunu beklemeden bir şirketten sponsorluk alarak burslu bir şekilde kendi başvurduğum bir okuldan kabul aldım. Pennsylvania Academy of Fine Arts’ a gittim. Philadelphia’ nın göbeğinde Amerika’ nın ilk sanat okulunda Post Baccalaureate dedikleri master öncesi bir yıllık bir programa gittim. Orası da lisans bölümünde çok geleneksel bir okulken yüksek lisansta çağdaş sanata çok daha yakın bir okuldu. İlk şokumu orada yaşadım. Mimar Sinan’ da iç-bükey, dış-bükey çok gelenekdel konuşmalar yaparken burada bana “Niçin mermer kullanıyorsun?” “Bununla yaptığın işin ilişkisi nedir?” gibi sorular soruyorlardı. Burada fark ettim ki yapığım işle hiçbir alakası yok.Amerika’ ya gitme sebeplerimden biri de eğitmen olabilmekti. Bizim Mimar Sinan’ da akşam beşten sonra çalışabilmek için Dekandan özel izin almamız gerekiyordu. Amerika’ da ise birkaç dersin dışında sizden beklenen sadece heykel yapmanızdı. Paris’ ten New York’ tan gelen, derslerimize giren hocalar vardı.
İlk sene sadece iki eser yapabildim, bir çeşit sanat şoku yaşadım, ve bir yıl oradaki sanat anlayışına adapte olmam sürdü. İlk hayatımla ilgili eseri de o yılın sonunda yaptım. O sırada da Fulbright bursum geldi. Daha büyük atölyelerde ve daha büyük ve farklı malzemelerle çalışabileceğim State University of New York’ un ana kampüsü olan Albany’ ye girdim. Muhteşem geçen bir 3.5 yıl yaşadım. Sanat hayatıma çok ciddi katkıları oldu, oraya gittiğimde sanatı bildiğimi zannediyordum ama bilmediğimi öğrendim ve hala da bilmiyorum. Bir sanatçı olarak yaklaşımım bu, “Sanat nedir bilmiyorum”, şimdi bu çok korkutucu geliyor. Bir sanat merkezim var, hayatımı sanattan kazanıyorum, çocuğum var ailem var geçiniyoruz, ama çok da güzel bir şey çünkü ne olduğunu bilmediğim bir şey için sürekli bir keşif halindeyim. O zaman herşey sanat olabilir mi? Bütün bu süre içerisinde sanatın ne olduğunu bilmemem konusundaki yaklaşımımda, yaklaşık 15 senedir çocuklarla çalışıyorum çeşitli şekillerde. Amerika’ daki 4,5 yıl boyunca çocuklarla daha çok çalıştım, aslında Fulbright bursu çok katı ve kesinlikle çalışmanıza izin vermiyorlar ama konu eğitim olunca hem müzelerde, hem sanat merkezlerinde, hem de üniversitede bir şekilde sanat eğitimi üzerine çalıştım. Şunu gördüm ki, herşeyin sanat olabileceği fikri kendime en yakın hissettiğim görüş. Sanatta benimle birlikte değiştiği için, bulduğum en yakın yaklaşım herşeyin sanat olabileceği. Ve bu yaklaşımla hem PACE Sanat Merkezi’ nde hem de farklı mekanlarda, farklı kesimlerde, farklı çocuklarla, bazen yetişkinlerle sanatı keşfetmek için koşuyoruz.
Bu arada Amerka’daki o 4.5 sene içerisinde hayatımın kadını ile tanıştım. 4. gün “bu o” dedim ve tanıştıktan 3 ay sonra evlenmeye karar verdik. Ve ben o karar üzerine o kadar Amerika’ dan git gel yaptım ki bir senede iki kere bedava uçak biletim oldu. Hemen sonra sömestirde nişanlandık ve daha bir yıl dolmadan evlendik. Daha sonra benimle birlikte işini bırakıp Amerika’ ya geldi. Bense zavallı bir öğrenciydim daha. Mezuniyetime 1,5 yıl kala da kızımız oldu. Ben mezun olurken 1 yaşında bir kızım vardı. Çok hızlı geçti ama muhteşemdi. Şimdi Lal 6 yaşında.
Bütün bunların içerisinde benim sanat hayatımın dönüm noktası -hani milestone derler ya- eşim için yaptığım düğün hediyemdir. Eşimin yaşadığı evde yaşadığım bir tecrübedir, internette sörf yaparken kaloriferin üzerinde duran mermere değen kolumun hissettiği sıcaklık sonrası eşime taştan bir kalp yaptım. Taş kalp soğuktur, taş kalpli bir imaj var ama benim kalbim sıcaktı, içerisini oyup bir ısıtıcı yerleştirmiştim. Tamamen ona dokunduğunuzda hissettiğiniz sıcaklıkla ilgiliydi. Bu benim eşime duyduğum aşkı temsil ediyordu, çok özeldi. Ve bir dönüm noktası oldu. Halen o işin devamında yaşadığımız bazı tecrübelerden ki bunun içerisinde 11 Eylül’de var, ordaydık, yola çıkarak yaptığım ve hala üzerinde çalıştığım bir iş var.
Çocuklarla sanat nasıl oluştu. PACE Sanat Merkezi’ nin kuruluşunu anlatır mısınız?
Türkiye’ ye döndükten sonra çok kısa öğretmenlik yaptım, daha sonra bir arkadaşımın atölyesinde çalıştım. Ama sonra karar verdim ki ben çocuklar için bir sanat merkezi açmalıydım. Bu biraz rüyaydı çünkü hiç paramız yoktu. Eşim ve babam inanılmaz destek oldular maddi manevi. Biraz da babamın zorlamalarıyla PACE sanat merkezimizi kurduk.
Çocuklarla en yoğun çalışmam Amerika’ da oldu. Çok farklı yaşlarda ve sosyo ekonomik ve sosyal konumdaki çocuklarla çalıştım. Bir tanesi Philadelphia’ daki CUNAC denilen Community United Neighbours Against Drugs denilen o bölgedeki komşuların uyuşturucuya karşı toplandıkları minik bir vakıftaki hispenik çocuklara müze sponsorluğunda 12 hafta boyunca atölye çalışması uyguladık. Çocukların hayatında çok güzel bir etki yaptık diye umud ediyorum.
PACE kurulalı artık üç yıl oldu ve sadece burada değil farklı mekanlarda farklı şekilde de çalışmalar yapıyoruz.
Burada faaliyetleriniz nelerdir, en çok hangi yaş aralıklarına hitap ediyorsunuz?
PACE Çocuk Sanat Merkezi’ nde ne ben ne de ekibimdeki hiç kimse, onlar sanat yapsınlar, sanatçı olsunlar, diye yaklaşmıyoruz. Bu çok önemli. Onlara sanat yaptırmamızın nedeni bambaşka, sanatla da ilgisi yok. Sanatın çocukların hayatında bambaşka bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Çocukların sanat yaparken bir şey kazandığını düşünüyoruz. Eseri yaptığı için gurur, başarma gibi kazanımlar oluyor. Ellerini kullanıyorlar, beyinleri çalışıyor, o süreç içerisindeki çözmeleri gereken zihinsel süreç var, duygusal bir süreç yaşıyorlar. Duyusal bir süreç var, kokluyorlar, duyuyorlar dokunuyorlar. Kültürel ve sosyal yanı var, bazı sanatçılarla tanışıyorlar, sanat akımlarını öğreniyorlar. Daha sayılabilecek birçok katman var. Bu katmanlar ne kadar çok olursa kazanımları o kadar çok olur diye düşünüyoruz. Bu yüzden PACE Sanat Merkezi’ nde heykel, seramik, resim gurubu gibi guruplar ve aktiviteler yok. PACE’ de çocuklar sadece yaşlarına göre ayrılıyorlar ve her yaş değişik malzemeleri, değişik aktiviteleri belirli aralıklarla yapıyor.
Aylık olarak mı katılıyorlar?
Yazın ve sömestir aralarında yoğun mini sanat kamplarımız var. Bizim en büyük kriterimiz çocuklar yaparken ne hissediyorlar, mutlu oluyorlar mı, geri gelmek istiyorlar mı, bu bizim başarılı olduğumuzu gösteriyor. Mesela 5 yaş grubu bu sene inanılmaz işler yarattı. Her yaş grubu için bize göre en büyük kriter mutlu olmaları.
Burada rekabet yok o zaman.
Burada biz bazen şöyle yapıyoruz: Çocuklar herkes bir dursun diyoruz. Herkes duruyor. Çocuklar herkesin popoları aynı taburede mi? Bakıyoruz aynı taburede. Herkes aynı masada mı? Herkes aynı masada. Herkeste aynı malzeme mi var? Herkeste aynı malzeme var. Herkes aynı sürede mi çalışıyor? Herkes aynı sürede çalışıyor. Herkes lütfen arkadaşının yaptığı işe baksın diyoruz, herkes bakıyor, hepsi bambaşka, ondan sonra herkes birbirine baksın diyoruz, herkes birbirinden farklı. Herşeyin aynı olduğu bir ortamda herkesin başka işler çıkarmasının bir nedeni var. O da çocuğun kendisi.
Bazen çocuklar birbirine daha katı davranabiliyorlar. “Çok iğrenç bir şey yaptın”, ”Çok güzelbir şey yaptın.” diye. Ben orada müdahale ediyorum. Bu göreceli bir kavram. Burada çocuklara güzel veya çirkinden çok, “ben beğendim” veya “beğenmedim” i anlatmaya çalışıyoruz. Çocuklar bana soruyorlar, bilen biri olarak görülüyorum ve dolayısıyla bana hep soruyorlar “beğendin mi? “diye benim ilk sorum ise “sen beğendin mi? “ oluyor. Çünkü senin beğenmen çok daha önemli. Sen beğendiysen ben de beğeniyorum diyorum.
PACE’ nin en önemli özelliklerinden biri çocuklar burada ne yapacaklarına kendileri karar veriyorlar. Ben herkes balık yapacak diyemem. Benim önerdiğim malzemeyi kullanarak her çocuk kendi istediği şeyi yapar. İstemedikleri birşeyi yaptırmaya çalışmak çok zordur.
Bu kadar malzemeyi nereden tedarik ediyorsunuz?
Kore’ den çok güzel sanatsal malzemeler getiriyoruz. İlk baktığım şey sağlıklı olmaları çünkü zaten sağlıklıysa kalitelidir. PACE malzeme konusunda çok müsriftir. Bu anlamda da velilerden pozitif tepki alıyoruz.
Aileler sanat konusunda çocuklarına nasıl bir destek verebilirler?
Babamın çok güzel bir terimi var, İngilizce, “Facilitator” diye. (Organize eden, düzenleyen) Ben biraz böyle davranmaya çalışıyorum. Bir öğretmen gibi doğru ve yanlışı anlatmak yerine teknik malzeme bilgisi verip, ki bunda da çok fazla kısıtlamamaya çalışıyorum, yorumu çocuğa bırakıyorum. Buraya ilk başlayan çouklardan hep aynı sorular gelir, bu renkle bu renk uyar mı diye. Benim cevabım ise ”Bilmiyorum” dur. Benim bilmememin bir nedeni var çünkü gerçekten böyle bir veri yok. Çocuğun yaratmak istediği etkiyi de bilmiyorum. Çocuğun aklındakileri bilemediğim için o rengin neyle uyumlu olduğunu gerçekten bilmiyorum. Bir: çocuk yaptığı işte kendi karar verirse, işi çok sahipleniyor, iki: başarı duygusu katlanarak yaşanıyor.
Montesori sisteminde derki; "öğretmen görünmez bir eldir". Ben de o görünmez el olmaya çalışıyorum. Mesela bir çocuk oyuncak bir robot yaparken yaptığı şeye müdahale etmeden kolunun daha sağlam olması için ufak müdahalelerde bulunurum. Ama onun dışında şekli kesinlikle bozmam.
Burada yapılan işler ne zaman birbirine benzemeye başlarsa o zaman benim müdahalem fazla olmuş demektir. Burada çok güzel bir sosyal ortam oluşuyor zaten . Babam işte bana “facilitator” diyor. Türkçesi de tam çevrilmiyor ama “ortam hazırlayıcı” diyebiliriz. Onları motive ediyorum, rahat ve özgürce yaratacakları ortamı hazırlıyorum. Burada bizim bir cümlemizi paylaşmak isterim, PACE’ yi çok güzel tanımlayan bi cümle:
Sevgili çocuklar,
Arkadaşlarınız, aileleriniz ile beraber ve tek başınıza
ellerinizi, “kalbinizi” ve beyninizi birarada kullanarak
özgürce ve eğlenerek
yaratıcı ve eleştirel düşünerek
farklılıklarınızı ortaya çıkararak
hayatınızdaki sanatı keşfetmeye
ve paylaşmaya
davet ediyoruz sizi.
Biz burada çocukların sanatçı olmaları için değil, onların daha yaratıcı düşünen, daha kritik düşünebilen, insiyatif alabilen, daha sorumluluk alabilen insanlar olmaları için çabalıyoruz.
Kanadalı bir eğitimci bir konferansta bahsetmişti: “Biliyorsunuz değil mi Çocuk öğrenmek ister.” Benim burada beynimde şişekler çaktı. Bizim öğretmenlerimizin en büyük problemi çocuklar derste ders dinlemez, öğrenmek istemezler değil midir? Ama o dedi ki çocuklar meraklıdır, öğrenmek isterler.
Evet, bu kanıtlanmış bir gerçek nasıl bir çita dünyanın en hızlı canlısıysa, en iyi öğrenen canlısı da 0-6 yaş çocukları . Çocuk eşittir merak, çocuk eşittir öğrenme isteği. Değişik renkler, boyalar değişik materyaller, çocuğun bunları sevmemesi mümkün mü?
Bir de yetenek ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Yetenekli diye tanımlanan gördüğü şeyi benzeterek çizen değil midir? Ama buçok yanlış, gördüğünü çizebilmek bisiklete binmek gibi bir şey. Hiçbirşey çizemeseniz bile, bugün çalışalım, iki ay sonra herşeyi doğru çizebilirsiniz. Ha birisi bir haftada öğrenir, diğeri 1 ayda. Bu yetenek midir? Bence değil. Bence en önemlisi çocuğun istemesi ve iştah. Sanat herşey olabilirse bu masaya oturan herkes kendisinden bir şey katabilir. Yeteneğe ihtiyaç yok.
Carnegie Mellon Üniversitesi’ nin üç yıllık bir master programı var geçen yıl sekiz kişi almışlar bunların 6 kişisinin sanatla ilgisi yok, ama kabul edilmişler. Eğitim anlamsızdır sonucu çıkmasın bundan ama sanat bir tek gördüğünü yapabilmek, malzemeyi iyi kullanmak değildir. Başarılı bir eser bence istediğini yapabilmiş olmaktır.
Bienal’ de yer almanız ve çocuklar için atölye fikri nasıl ortaya çıktı?
Bieanal tarihinde ilk defa olarak Koç Holding’ in sponsorluğunda İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’ nın organize ettiği çok güzel bir workshop düzenliyoruz. Haftada iki gün Cuma ve Pazar günleri günde iki grup olmak üzere beraberce bienali keşfediyoruz. Bienal yaptığımız en önemli projelerden biri, çünkü bieanal çağdaş sanattır. Eski bir bıçak, bir televizyon ya da bir yastık da bir sanat eseri olarak karşımıza çıkabiliyor.
Antrepo 3’ de ana bölümde küçük bir atölye kurduk. Burada üçaşamalı bir program uyguluyoruz. Çocuklar burada ilk defa gördükleri bir mekanda hiç tanımadıkları insanlarla 2 saat 15 dakika geçiriyorlar. İlk önce bir tanışma yapıyoruz, buzları kırıyoruz. Bienal nedir onu konuşuyoruz, eserleri nasıl gezeceğiz onu konuşuyoruz. Mini bir drama şeklinde yapıyoruz. Aynı şeyi Pera Müzesi’ ndeki eğitimde de yapıyoruz. Orada ben koşuyorum, çocuklar dur ne yapıyorsun diyorlar. Ben diyorum ki ben füzeye gidiyorum hayır orası müze, füze değil diyorlar. Oraya nasıl gidilir? yürüyerek gidilir. Drama şeklinde doğruları bana öğretiyorlar. Ben kuralları onlara dikte etmiyorum onlar bana söylüyorlar. Kendi koydukları kuralları da bozmuyorlar.
Çocuklar mini bir sanat çalışması yapıyorlar. Degilerden gazetelerden harfleri kesip kendi isimlerini kolaj yapıyorlar. Ben de orada çocuklarla beraber esereleri keşfediyorum. Bienal’ de gezi kısmı çok uzun sürüyor, dinlenecekleri kısımlar da var. Çok ilgi gösteriyorlar.
Kanyon’ daki dev heykel çalışmalarınız gibi çalışmalar oluyor mu? Nasıl haberdar olabiliriz?
Yeni internet sitemizde hepsi olacak. Kanyon bu konuda bize çok destek verdi. Bu projelerden en büyüğü geçen sene dünya çevre gününde yaptığımız workshop’ tu. Workshop diyorum çünkü bende çocuklarla beraber bir sanatçı olarak görev alıyorum.
Orada çocuklar kendi topladıkları plastik çöp şişelerle -çöpe atmayıp, bir çevresel etkinlik olarak topladık – grup çalışması olarak 2-3-5 metrelik heykeller yapıyorlar. Çok yoğun bir çalışma 2-2,5 saatte tamamlanıyor ve kimse grup çalışmasının bu kadar etkili olacağını düşünemiyor. Ama aslında bu 1 aylık bir çalışma çünkü onlar önce bir ay boyunca bu şişeleri topluyorlar.
Heykellerin büyüklüğü çok önemli çünkü herşey çocuklar için zaten büyük. Bizden bile büyük bir şey yapıyor olmaları onlar için muazzam bir şey. Ben onlara diyorum ki ne kadar büyük bir heykel yapacağınız topladığınız şişelerin sayısına bağlı. Burada sanatsal bir aktivitenin sosyal bir boyutu çıkıyor.
Geri dönüşümle ilgili bilgiler, plastiğin doğada yok olması gibi bilgileri öğreniyorlar ve çevrelerine anlatıyorlar. Bukletler hazırlayıp veriyoruz. Arkadaşlarını, anne-babalarını, komşularını bu projeye dahil ediyorlar . 20 kişinin çalıştığı proje bir anda 100 kişinin dahil olduğu bir çalışmaya dönüşüyor.
20 den fazla okul katıldı. Muhteşem bir tecrübeydi. Çok da güzel bir açılış yaptık.
İstanbul Koleji’ ndeki şubenizden bahseder misiniz?
İstanbul Koleji’ nin Etiler’ deki okullarında bir atölyeleri var. Orayı yeniliyorıuz. O mekanda hafta içi okul sonrası ve Cumartesi çalışmalarımız olacak.
Uğur Ayan, Didem Ayan, İpek Ulusoy, Ceyda Aykan, gibi çok şeker bir ekibimiz var. En önemli özellikleri çocukları çok sevmeleri.
İstanbul dışında faaliyetleriniz olacak mı?
Bir sponsor desteğiyle bu heykel projesinde daha geniş kapsamlı bir çalışma yapmayı düşünüyoruz. Böyle bir destek olduğu takdirde biz seve seve koşarız.
Pera Müzesi’ ndeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Pera Müzesi çok yeni , Suna ve İnan Kıraç Vakfı’ nın bir kültür hizmeti. Üç tane çok güzel koleksiyonu sergiliyor daimi sergi olarak, bir de geçici sergiler var. Bir yıl boyunca onlar için çocuk eğitim progrmaları düzenliyoruz. Müzedeki koleksiyonlar üzerine çocuklarla atölye çalışması yapıyoruz. Müzenin içerisinde bir sanat atölyesi var. Şu ana kadar 5 değişik eğitim programı uyguladık. Çocuklarda müze kültürünün oluşması birkaç kez gelmeleriyle oluşacağı için devamlılığı olan programlar hazırlıyoruz.
Bu programlar çok ciddi maliyetli ve bütün bunlar Suna İnan Kıraç Vakfı tarafından karşılanıyor. Eğitimler ücretsiz hatta bir veli de ücretsiz katılabiliyor.
Pera Müzesi’ ndeki ve bienaldeki eğitimlerin bir artısı da bunları tamamen İngilizce de yapıyor olmamız. Expat okulları dediğimiz yabancıların çocuklarının gittiği okullardan gelen çocuklar için ya da konsolosluklardan gelen çocuklar için tüm programı tamamen İngilizce de yapabiliyoruz.
PACE’ deki çalışmalarda İngilizce ve Türkçe yapılıyor. Çocuklar terimlere alışıyorlar. Sanatsal terminolojiyi vermeye çalışıyoruz.
Son olarak bahsetmek istediğiniz bir şey var mı?
Geçen seneki bir sergimizden bahsetmek istiyorum. Caddebostan Kültür Merkezi ile çalıştığımız bir projeydi. PACE olarak “İyi Kalpler Sergisi” yaptık. Toplum Gönüllüleri Vakfı’ nın “İyi kalpler dükkanı” var. Bu iyi kalpler dükkanı iyi kalpli insanların kullanmadıkları kıyafetleri getirip sattıkları bir proje.
TOG’ dan bir grup çocuğu buraya davet ettik ve oyuncak heykel çalışması yaptık. PACE’ deki çocuklar da bu sergi için hazırlandılar. Yaptıkları eserleri de satışa çıkardık. Elde edilen gelir de TOG’ a gitti. Çok güzel tepkiler aldığımız bir projeydi. Umut ediyoruz ki her yıl bir sosyal sorumluluk projesi düzenleyebiliriz.
Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz.








Henüz İstanbul'da böyle atölyeler yokken İstasyon Sanat Merkezinde 84-93 yıllarında Çocuklarla sanat grubunda çalıştım.yıllar önce sizlerin çalışmalarına benzer çalışmalar yapmış olmam beni çok heyecanlandırdı.Beni mutlu eden bir konu ise çocuklara müdahele edilmeksizin,onların yaratıcılıklarını ortaya çıkarmalarına yardımcı olmanız...
Sevgilerimle kutluyorum çalışmalarınızıI.