Bu ay tiyatrocu ve oyuncu sevgili Ececan Gümeci ile oyunculuk ve eğitim üzerine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. "Avrupa Yakası"' nın Nilay' ına, Plato Film Okulu' nun öğretmeni ama öğrencilerinin "Ece Ablası"' na, bu sıcacık röportaj için çok teşekkür ediyoruz.
Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
25 yaşındayım, 10 yaşında Bursa Devlet Tiyatrosu’ nda çocuk oyuncu olarak başladım. Eğitimci bir ailenin çocuğuyum, annem öğretmen. Bir yıl tiyatro kursu eğitimi aldıktan sonra tiyatronun çocuk oyuncusu olarak çalışmaya başladım, oyunlarda görev aldım. Beş yıl Bursa Devlet Tiyatrosu’ nda ve Osmangazi Belediye Tiyatrosu’ nda oyunlarda görev aldım. 15 yaşında konservatuarı kazandım. Atatürk Üniversitesi Erzurum’ da 4 yıl okudum. Aynı zamanda bu dört yıl boyunca Erzurum Devlet Tiyatrosu’ nda oynamaya devam ettim. Mezun oldum Bursa Devlet Tiyatrosu’ na döndüm, mezun sanatçı olarak çalıştım. Beş yıldır İstanbul’ da yaşıyorum. Üçbuçuk dört sezon İstanbul Devlet Tiyatrosu’ nda çalıştım. Şu an Gazanfer Özcan Tiyatrosu’ nda çalışıyorum. Yani yaklaşık 15 yıllık bir tiyatro geçmişim var. Onun dışında dizilerde ve uzun metrajlı filmlerde rol aldım. Şu an hala Avrupa Yakası’ nda oyunculuk yapmaya devam ediyorum. Onun dışında da Plato Film Okulu’nda öğretmenlik yapıyorum. Onun bir geçmişi var aslında, konservatuarda öğrenciyken üniversite bünyesinde olan bir okulda bize staj zorunluluğu vardı. Ben pedegojik formasyon eğitimi aldığım için, ve zaten de tiyatroda görev aldığım için okulda staj yapmayı görev bildim diyeyim. Çocuklarla uğraşmayı seviyorum, çünkü bende çocuk yaşta tiyatroya başladım. Çocukların o renkli dünyaya girmesini kendi gözlerimle görmek istedim. Aziziye Eğitim Kurumları’ nda iki yıllık bir geçmişim var. Üniversite’ den mezun olduktan sonra Uludağ Üniversitesi’ nde bu sefer büyük çocuklarla pedegojik formasyon eğitim alan bütün eğitim fakültelerinde beden dili ve söylev dersi verdim, birbuçuk yıl öğretim görevliliği yaptım. Onun dışında da iki-üç yıldır Plato Film Okulu’ nda çocuklara tiyatro ve kamera önü oyunculuğu dersi veriyorum.
Bize biraz Plato Film Okulu’ ndan bahseder misiniz?
Tiyatro ile kamera arasında dünya kadar fark var. Çağımızda fast food diyoruz, hamburgeri çok seviyoruz. Televizyon, dizi ve reklam piyasası da fast food gibidir. Görürsünüz, iştahınız kabarır, alır yersiniz ve tüketirsiniz. Fakat burada bu tüketim çocuklarla oluyor. Çünkü “toplumun en küçük birimi ailedir, ailenin de en küçük bireyi çocuklar çok sevilir, bu ürünü çocuklarla tanıtırsam, o ürün ön plana çıkacaktır” diye düşünülüyor. Çocuklar doğru eğitimle buluşturulmadığı için psikolojileri çok bozuluyor. Çok büyülü bir dünyanın içerisine birden giriyorlar. O büyülü dünyanın içerisinde kurallar var, disiplin var, onun oyunlar, rolle yada gerçek hayatla farkını göremiyorlar. Biz şöyle bir eğitim veriyoruz: Tiyatro ayrı birşey, yaşam ayrı birşey, televizyon ayrı birşey. Yaşamda biz ne yapıyorsak biz bunu sahnede göstermeliyiz, çünkü seyirci kendini görecek. Bir şekilde ayna görevinde olması gerektiğini çocuğa bilinçli bir şekilde anlatıyoruz. Benim çocuklarım, oyuncu olmasınlar hiç önemli değil, ama yeter ki birey olsunlar, kendilerini iyi ifade edebilir olsunlar ve konsantre olabilsinler. Çünkü birşeye konsantre olursanız, onu iyi yaparsanız ve başarılı olursunuz.
Toplum gittikçe değişiyor, dünya değişiyor, benim için oyunculuktan daha çok çocuklarımın kendilerine güvenmeleri, dik durmaları, düzgün Türkçe ile konuşmaları çok önemli. Artık çevremize baktığımızda düzgün Türkçe konuşan o kadar az kişi var ki. Ailelerin eğitimi bir yere kadar, ondan sonra devreye okul, arkadaşlık giriyor. Arkadaşı nasılsa, televizyon nasılsa o da öyle oluyor ama "hayır", çocuk kendi gibi olmalı. Doğrusunu yanlışını kendisi bulması gerektiğini düşünüyorum.
Bir de ben öğrencilerimle arkadaş gibi olmayı tercih ediyorum. Çünkü çocuğun zaten okulda bir öğretmeni var, evde anne- babası da bir öğretmen, ben de burada onlara bir arkadaş gibi davranıyorum. Bir arkadaştan, bir dosttan birşeyi görüp de öğrenmesi bambaşka oluyor. Eğer bir arkadaşım bana birşeyi gösterirse ben onu 25 yaşıma da 35, 45 yaşıma gelsem de unutmam. Ben de öğrencilerimin 45 yaşına geldiğinde de beni hatırlamasını, "Ece", "Ece Abla" bunu böyle yapıyordu diye hatırlamalarını istiyorum.
Buraya öğrencileri nasıl kabul ediyorsunuz? Her canı isteyen ya da her velisi isteyen katılabiliyor mu?
Her canı isteyen çocuk katılabiliyor ama her velisi isteyen çocuğu istemiyorum. Çünkü veliler de çocukları kısa yoldan meşhur olsunlar, üç beş kuruş para kazansınlar, “benim çocuğum çok güzel ben bunu kullanayım”, diye düşünebiliyorlar, ben bunu istemiyorum. Çocuğun içinde gerçekten oyunculuk varsa onu zaten anlarsınız, ilk konuşmaya başladığında, şarkılar söyler, bilmediği sesleri çıkarmaya çalışır , her şeyi oyun yoluyla ya da taklit ederek ifade ediyordur, onu bu şekilde getirirlerse ben kabul ederim ama aileler "şu dizide oynasın, şurda çıksın" istiyorsa kesinlikle kabul etmiyoruz.
Deneme dersleri ile mi başlıyorsunuz?
İlk bir saat aileler ve çocuklarla birlikte bir toplantı halinde geçiyor. Benim onlardan beklentilerim, onların benden beklediklerini tartışıyoruz, sonrasında da her ay aile toplatılarımızı yapıyoruz çünkü oyunculuk psikolojik birşey. Çocukların aile yapısını iyi bilmeliyim ki o çocuğa birşeyler verebileyim.
Bazen çocuk istemiyor buraya gelmeyi ama ailesi istiyor, çünkü ondan para kazanmak istiyor, böyle durumlarda “ben sizinle çalışamayacağım, kusura bakmayın “ diyorum, onlar da anlayışla karşılıyorlar. Çünkü burası bir ajans değil, sadece eğitim veren bir kurum.
Aileler çocuklarını, buradaki eğitime sonunda oyuncu olmaları için mi getirmeliler, yoksa hobi olarak da getirebilirler mi?
Benim öğrencilerimin bir kısmı içine kapanık öğrenciler, ya da çok hiperaktif öğrenciler, bir kısmı da oyuncu olmak için gelenler. Ben üçerli gruplar halinde onları ilk veya ikinci dersin sonunda ayırıyorum. Zaten çok rahat anlayabiliyorsunuz. Ben bir grup yapıyorum, ayrım yapıyorum ama bunu çocuklara çaktırmadan yapıyorum. Çünkü içine kapanık bir birey biliyorum ki , çok iyi yazar, çok kitap okuyan, ama asla kendi konuşamayan ve kendini tanıtamayan biri olarak karşıma çıkıyor, ama aslında çok çalışkan çok başarılı, bu çocuğa ayrı bir metod uyguluyorum. Eğer çocuğa güven kazandırırsanız herşeyi yapabilir.
Hiperaktiflerle, onları biraz daha durultup, “dinlemek algılamaktır, algılamak düşünmeyi gerektirir, düşündükten sonra uygularsınız” ı anlatıyorum. Onları da dinleme, algı oyunları, konsantre oyunları ile dizginliyorum.
Oyuncu olmak isteyenler, ikinci yıl bile devam edebiliyorlar, onlarla da ayrı bir şekilde, konservatuar düzeyinde çalışıyorum. Onların amacı zaten liseyi bitirip konservatuar sınavına girmek.
Aslında işim çok zor, o yüzden sınıflarım kalabalık değil. Mesela kırk kişi mi başvuruyor, benim 10' arlı sınıflarla 4 sınıfım oluyor. 4 - 4,5 saat ders yapıyoruz ve öğrencilerle bire bir ilgilenmek istiyorum. 10 kişi ile ilgilenmek farklı, 30 kişi ile ilgilenmek farklı.
Sınıftaki derslerin dışında öğrencilerle faaliyetleriniz oluyor mu?
Çok eğlenceli aktivitelerimiz oluyor ama ilk üç ay sadece anlatıyoruz ve uyguluyoruz doğaçlamalarla. Onların öz hamurunu elde ediyorum. Ondan sonra tiyatroyu kavradıktan sonra ve seti anladıktan sonra, yani “tiyatroda büyük oynamak gerekiyorsa, kamera önünde küçük oynamak gerekiyor” o ikisi paralel gittiği için sete yada tiyatroya götürmüyorum. Ama yıl sonunda bir adet tiyatro oyunu ve bir kısa film çalışıyoruz. Kimi oyuncu oluyor kimi görüntü yönetmeni...
Küçük yaşlarda drama veya oyunculuk eğitimlerine nasıl bakıyorsunuz, çünkü şu anda siz 7-14 yaşı kabul ediyorsunuz?
Geçen yıl 4-6 yaş aralığımız vardı. Anaokulu düzeyindeki çocuğa çok farklı bir eğitim göstermelisiniz. Ben çocuğa ormanı anlatıyorum, önce o ormanı resmedip sonra ormanda oynuyor. Ama işin içine ezber girdiği zaman bu yaş aralığının algı süresi çok az olduğu için orada bir uyumsuzluk yaşadık, bu yüzden bu sene 4-6 yaş sınıfını kaldırdık.
Anaokulunda zaten drama eğitimi alıyorlar, orada öğretmenleri onlara herşeyi oyun yoluyla anlatıyorlar. Dramayı, müziği, öyküyü de oyun ile anlatıyorlar. Ama biz burada artık yapmıyoruz.
Tiyatro oyununa çocuğumuzu götürürken nelere dikkat etmeliyiz?
Devlet ya da Şehir Tiyatroları Kültür Bakanlığı onaylı olduğu için bunlar tercih edilebilir, velilere düşen görev, oyunları, konularını öğrenip bu tercihi yapmaları. Mesela ben küçükken palyaçolardan çok korkardım. Ailelerin çok bilinçli olmaları lazım.
Aynı şey sinemalar için de geçerli. Çocuk çok çabuk dalar, kendini televizyonun, o fimin içerisinde zanneder. Korku filmi, fantastik filmler, bunları izletirken çok dikkat edilmesi lazım. Özellikle 4-6 yaş, ayrımı asla yapamaz. İlkokuldan sonra arkadaşları ile oluşturduğu ortam ve öğretmeninin anlatımıyla, hangisinin hayal, hangisinin normal, hangisinin oyun, rol olduğunun farkına varabilir.
Çocuklarımın çoğu sinema filmlerinde, reklamlarda oynadılar, ama bunlar bilinçli çocuklar. Bunu derslerine, aile yaşantılarına yansıtmıyorlar, çünkü set hayatı sabahlara kadar sürüyor. Tiyatroda çalışıyorsan gecen yok, gündüzün yok. İkisinin ayrımını çok güzel anlatmak gerekiyor. Ben bunu anlamalarını sağlıyorum ve onlarla arkadaş, dost olmaya çalışıyorum. Benim için oyuncu olmaları değil, insan olmaları, birey olmaları, kendilerini çok iyi ifade edebilmeleri, kendi haklarını savunabilmeleri, algılarının açık olmaları çok önemli, çünkü algıları açık olursa herşeyi başarabilirler.
Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz.







