Bu ayki röportajımızı, “Aykırı Sorular” soran, "Ayrıntılar" ı sorgulayan ödüllü roman yazarı, birçok çocuk tiyatrosunun yazarı ve yönetmeni ama aynı zamanda “ilgili bir baba” , “destekleyen bir eş" ile , Sayın Enver Aysever ile gerçekleştirdik. Yoğun temposu içinde, Skytürk çekimlerinin arasında yakaladık, ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine tekrar çok teşekkür ediyoruz.
Edebiyatçı, yazar, yönetmen gibi bir sürü kimliğiniz var ama biz sizi “Aykırı Sorular” ile televizyondan tanıdık. Öncelikle sizi kendi ağzınızdan dinleyebilir miyiz?
“Aykırı Sorular benim hayatımda iki senedir olan bir program. “Aykırı Sorular” ın bana kazandırdığı dostlar var, izleyici dostlar var, bana kazandırdığı birçok deneyim var, ancak ben “Aykırı sorularla var olmadım. Ben kendimi , beni “Aykırı Sorular”a getiren meseleler, süreç her neyse onlarla ifade ederim. 15 yıl tiyatro yaptığım süreçte hayatımın önemli deneyimlerini yaşadım Tiyatroyu bir profesyonel olarak yapmadan öncede tiyatro meraklısıydım. Bir profesyonel olarak tiyatroya girdikten sonra da çok üretken bir tiyatrocu oldum. Ve bu 92’den 2003’e kadar 11 sene eylemci olarak etkin olarak sürdü, halen de yapıtlarım oynanmaya devam ediyor. Halen de tiyatronun bir üyesiyim. Tiyatro içerisinde çocukluktan beri kurmaca dünyaya duyulan hayranlık ve ilgi sanırım otomatikman içimdeki yazarı ortaya çıkardı. Tiyatro deneyimleriyle de birleşince bu ilk romanım olan “Bir An Bin Parça” ortaya çıktı. Tiyatrodan edebiyat okumalarına büyük bir bütünlük kurarak, büyük bir zevk alarak kendimi inşa etmişim demek ki o süreçte. Tiyatroyu tam olarak algılamam bana Yunus Nadi Roman Armağanı’ nı getirdi ki, Türkiye’ de yazan her insanın almak isteyeceği türden bir armağandı. Ben çok farklı dallarda ürün verdim edebiyat dünyasında. Bunlardan biri roman, öykü, tiyatro oyunları, arka arkaya son üç kitabım deneme kitabı, şimdi yeni bir kitabım çıkacak, İstanbul’ da bir semtin öyküsünü yazıyorum. Bunlar benim çok hoşlandığım edebiyatın benim ruhumdaki karşılığı. Öte taraftan radyoculuk yaptım. Televizyonda kamera arkasında bulundum. Bunlar da beni çok mutlu eden meseleler oldu.
Cumhuriyet Gazetesi’ nin yazarı oldum. Gerçi şimdi, hiçbir sorun olmadan severek birbirimizden sevgiyle ayrılıyoruz, çünkü yeni yılda ben Akşam Gazetesi’ nin yazarı oldum. Akşam Gazetesi’ nde yazan-çizen, soru soran, düşünen birisi olacağım, çünkü bizim Skytürk, Akşam ile aynı grupta olunca seyircinin gözünde de bir bütünlük olacak. “Ayrıntılar” hafta içi her gün, Cumartesi günleri “Aykırı Sorular”ı yapıyorum, Pazar günleri Serdar Akinan ve Eren Eğilmez ile “Siyasal Analiz” programını yapıyoruz.
Aslına ben 92 yılında televizyonda başka konumlarda olarak da yer aldım. TRT’ de, Kanal D ve Show TV’ de kamera arkasında çalıştım. 2000’li yıllarda TV8’ de bir edebiyat programı hazırlayıp sundum. O beni hakikaten çok mutlu etmişti. Çünkü edebiyatı ekranda da insanlara anlatmak keyiflidir. Aynı yıllarda NTV Radyo’ da yine “Kurşun Kalem” adında bir kitap programı yapıyordum. Bunlar hep keyif aldığım mutlu olduğum işlerdi.
Benim kulakları çınlasın, şimdi TV8’ in enkırmenidir, Gökmen Karadağ, birgün programına çağırdı, siyasi kimliğimin ortaya çıktığı dönemlerdi. Onunla konuk yorumcu gibi çalıştık. Sonra Serdar’ ın yaptığı bir oturumda konuştuk ve tartıştık, sonra onun davetiyle ekran karşısında korkunç yoğun bir döneme girdim. Bu sırada da Doğuş Üniversitesi’ nde ve Yeditepe Üniversitesi’ nde de ders veriyordum.
Üniversitede yaptığınız çalışmalar neler?
Ben Doğuş Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar Fakültesi’ ne ait bir bölümde ders veriyorum. Üniversite’ nin Kültür & Sanat Danışmanı’ yım. Üniveristenin topluma nasıl sunulacağı konusunda etkin olarak görev yapıyorum. Üniversitede “Televizyon Gazeteciliği ve Ahlak” üzerine bir ders verdim. Bu ders hayli başarılı oldu. Bir de “Sahne Sanatları” verdim. Yeditepe Üniversitesi’ nden teklif gelince de haftada bir televizyon programcılığı dersleri veriyorum.
Tiyatro çalışmalarınızdan bahsederken çocuk oyunlarını sormak istiyorum. Çok şirin harika bir kızınız var, onun doğumundan sonra mı yoksa daha öncesinde mi çocuk oyunlarına olan ilginiz başladı?
Çocukla ilgili meseleler kızımdan çok daha önce oldu. Çocuklara yönelik çalışmalarımın kızımdan sonra taçlanmış olduğunu düşünüyorum. Tiyatrocular çocuk tiyatrosunun üzerine kafa patlatamadığı için çocuk tiyatrosu çok kötü yapanlara kalmıştı. Hem metinler pedagojik doğrulardan, ahlaki değerlerden uzak hem de yoğun, kontrolsüz ve denetimsiz halk oyunlarına dönmüştü. Bu konuda ne yapabiliriz diye düşünürken çok değerli sanatçı arkadaşlarımla, çok güzel yapıtlar ortaya çıkardık. Bunlar kitaplaştı ve Türkiye’ nin dört bir yanına kaynak kitap olarak dağıtıldı. Şu an ben bile bilmiyorum nerede hangisi oynuyor. En son mesela, Tiyatro Gramafon “Renkler Cumhuriyeti” adlı oyunu sahneliyor. Mersin’ de bir oyunum sergileniyor. En az 50-60 noktada benim oyunlarım sahneleniyor. Bir taraftan da Türkiye’ de bugüne kadar en büyük yapılmış oyunu gerçekleştirdik. “Güneşi Güldüren Soytarı” Maydanoz Showland’ de sahnelendi. Dolayısıyla tiyatroda çocuğa çok önem vermiş bir insanım. Dahası bu konuya sponsorların yatırım yapmasının da öncüsüyüm. Bugün her tarafta hava atan bir milyon çocuğa ulaştık denen, Eti Çocuk Tiyatrosu’ nun kurucusu benim. O zamanlar adı Çisenti Çocuk Tiyatrosu’ ydu, daha sonra zamanla Eti Çocuk Tiyatrosu’ na döndü, bundan da çok memnun değilim. Tiyatro Çisenti olarak kalmasını isterdim.
Siz hala Tiyatro Çisenti ile birlikte mi çalışıyorsunuz?
Hayır, ben ortağıma devrettim. Aynı kadro devam ediyor, ve büyük emek veriyorlar ama isimleri Eti olarak sunuluyor. Şu an başında Tuncay Özkan var ve çok sevdiğim bir dostumdur, Türkiye’ nin dört bir yanına ulaşıyorlar.
Bunun dışında yine İpana’ nın ağız ve diş sağlığı kampanyasına destek veren ve Türkiye’ de yüzbinlere ulaşan bir çalışmayı yaptık. Yine Aygaz’ ın ev kazalarına karşın yazılan bir oyununu ”Yaşamak Güzel Şey Arkadaşım” ın yazarı benim. O da halen oynuyor. Bunlar benim başlattığım ve Türk Tiyatrosu’ nun, çocuk edebiyatının, 80li yıllardan sonra en önemli işlere imza atan kurumunun sanat yönetmenliğini yaptım, yazarı oldum bu yüzden bu alana çok emek vermiş bir insanım ve çok seviyorum. Kitabımın arka arkaya baskı yapmış olması da bu ihtiyacı ortaya koyuyor.
Çocuk edebiyatı ile ilgili planlarınız var mı, bu konuya çok fazla eğinilmiyor ?
İyi edebiyatçının çocuğu düşünerek ürünler vermesi doğrudur. Çocuk edebiyatı diye bir uzmanlıktan elbetteki söz edilebilir ama ben bazen yeteneksizlere bu alanın boş kaldığını ve çok uydurma işlerin yapıldığını görüyor ve üzülüyorum. İyi edebiyatçıların bilhassa çocuk için işler düşünüp yapması gerektiğini düşünüyorum. Ben ilerde vaktim olura yaparım ama şu anda çok yoğun çalışıyorum. Ama yapanları destekleyen bir tutumum var, bunları öne çıkarıyorum ve onlar için kavga da veriyorum.
Kitap veya tiyatro oyunu seçimi yaparken biz ailelere neler önerirsiniz ?
Ben Remzi Kitabevi gazetesinin yayın yönetmeniyim. Bizim amaçlarımızdan biri okura pusula görevi görecek bir yayın çıkarmak. Burada iki tam sayfa çocuk kitapları bölümümüz var. Orada tam da bu kaygıya yönelik, bu kitabı seçin bu kitaptan uzak durun diye seçimimizi net olarak ortaya koyuyoruz. Bu gazete Türkiye’ de 60-70 noktada var, ayrıca istek yapılırsa evlerine de gönderebiliyoruz. Bu çok önemli bir pusula.
Bir de kitap seçerken yayınevlerine göre seçim yapmak gerekiyor. Bu da Türkiye’ deki anne babaların kendilerinin okur yazar olmamasından ileri gelen bir sorun oluyor. Türban propagandası yapan bir kitabı iyi basıldığı için alıyor eve gidiyor ve evde farkediyor. Baba okur yazar değil, anne okur yazar değil. Sen okuyacaksın sen tiyatroya gideceksin ki çocuk okuyan bir anneyi görerek kitap okuyacak, tiyatroya gidecek. Rol model dediğimiz süreç bu. Dolayısıyla anne babalar iğneyi kendilerine batıracaklar, bu bir. İkincisi uzmanlaşmış yayınevlerinden tercih edecekler, örneğin Can’ dan, örneğin İletişim’ den seçecekler. Bunlar zaten pedagojik sorumluluğu taşıyarak yayım yapan kurumlar. Bir diğeri internette çocuk yazalarının kurdukları siteler var, kıyasıya tartışmaların döndüğü, biraz meraklı olup bunlara bakacaklar, böyle ders çalışır gibi uğraşacaklar. Bir de, birçok işkembeden atan çocuk pedagoglarından uzak duracaklar. Çocuk edebiyatını yakından takip etmek daha önemli bence.
Çocuk tiyatrolarını seçerken, özellikle özel tiyatroları seçerken nelere dikkat etmeliyiz?
Tiyatro bir oyundur, eylem veren sanat dalıdır. Dekor, kostüm, oyuncu etkinliği, müziğin, ışığın kullanımı, pedogojik tehlikeler de yaratır. Çocuğu tamamen de tiyatrodan soğutabilir. Örnek; yüzü boyalı bir palyaçoyu komiklik olsun diye aniden sahneye çıkartıyorsa, 7 yaş altındaki çocukları hortlak görmüş gibi kaçarken bulursunuz. Adam onu bilmediği için iyi bir şey yaptım diye zannederken korku verir, bu büyük tehlike. Genellikle çocuk tiyatrolarını internette araştırırken geçmişte yaptıkları işlere bakmak gerekir. Eğer oyuncularının konservatuar eğitimi alıp almadıklarını incelenebilirse, metinlerin onaylanıp onaylanmadığı incelenirse iyi olabilir. Ve eğer oyun ya da kostüm kötüyse bunları belirtmek ve bu oyunu açan belediye sahnelerine vesaire bunları iletmek gerekir.
Çocuğun hayatına kültür öğesini nasıl sokabiliriz ?
Bu iş yapaylıkla olmaz. Dolayısıyla samimiyet sorununu ben gündeme getiriyorum. Şimdi benim evimde bir yaşantım var ve bu yaşantımın içerisinde, bu akış içerisinde kendi kültürümü de kaçınılmaz olarak egemen kılıyorum. Bu evde doğan çocuk da elinde olmaksızın buna tanıklık ediyor, bunu soluyor. Benim çok büyükçe bir kütüphanem var mesleğimden dolayı. Tercih ettiğim bir müzik var ve ben sürekli televizyonun açık olduğu bir yapıda yaşamıyorum. Kızım, kitaplarıma dokunmak istediğinde ben onu dokundurturum. Dokunurken zarar vermesine de engel oldum ne yaptım kitabın sevilecek bir şey olduğunu gösterdim ben ona. Aynı şekilde çocuğuma sürekli müzik dinlediğimi imgeleyen bir durum olmasına özen gösterdim.
Aynı şekilde çocuğun bir enstrümana ilgisi olup olmadığını anlamak için ki bu 2-3 yaş civarında olabilir- eğitim kurumlarından danışmanlık alabilir kişi. Malesef bu konuda çok sahtekar, ticari yerler var ama çok düzgün kurumlar da var.
Bunun dışında İstanbul Modern gibi, Dali Sergisi gibi organizasyonlara paralel olarak oluşturulan çocuk atölyelerinde, çocuğun elinin heykelin çamuruna batmasını sağlamak ya da boyaya dokunmasını sağlamak kaydıyla da desteklenebilir.
Çocuğun birşeyleri karalaması güzeldir, birşeyler çalmaya heves etmesi güzeldir. Çocuğun ev içerisinde farklı kıyafetler giymek istemesi, anneye babaya taklit etmesi güzeldir. Çocuk oyuncudur. Kendi hayatımıza da bu alanları açmalıyız.
Çocuklarla ilgili ileride projeleriniz olacak mı ?
İleride çocuklarla ilgili bir kitap yazabilirim. Eşimin çocuk romanı yazmasını destekliyorum çünkü onun heveslendiği bir an oluyor. Her başarılı kadının arkasında bir başarılı erkek vardır desinler diye...
Son olarak bu kadar yoğunluk arasında kızınıza nasıl vakit ayırıyorsunuz, ayırdığınız zaman neler yapıyorsunuz, öğrenebilir miyiz ?
Ben çocuğumla ilgili olarak bir kere şöyle bir prensip kararı alıyorum. Olağanüstü bir durum olmadığı mühletçe ki buna izin vermiyorum mutlaka ki Cumartesi, Pazarlarımı onun bulunduğu ortamda geçiriyorum. Bu da demek değil ki Cumartesi günü oturup sabahtan akşama kadar onunla oturup oynuyorum. Ama şöyle ki çalışma odamdaysam onu da içeri alıyorum, sabah onunla oynaşıyorrum, öpüşüyorum sevişiyorum koklaşıyorum. Bir kere bu iki günü mutlaka koruyorum. Yazın onunla tatile çıkıyorum ya da yazın program sayısını azaltıp ona vakit ayırıyorum. Ve bunları hiç vazgeçmeden yapıyorum. Sonra mutlaka çocuğumun sağlık meselesini ben takip ediyorum. Her muayenesine mutlaka gidiyorum. Çocuğumun bir sosyal etkinliği varsa, mutlaka, iki elim kanda da olsa gidiyorum. Bir aile olduğumuzu, bu dayanışma anlarını paylaşma anlamında gösteriyorum. Ve ileride de çocuğumun okul etkinliğinde de “ben gelmeyeyim” demeyeceğim. Bunu kendime hayatta ilke edindim. Samimi olan ilişkilerde zamandan ziyade samimiyet önemli – kaliteli zaman lafları da palavra.
Eklemek istediğiniz konular var mı ?
Son olarak şunu eklemek istiyorum. Çocukla olan konular sizin yaptığını iş de dahil olmak üzere çok ticari. O yüzden nitelikli olan işleri ayırt edebilmek çok önemli. Çocuk tiyatrosu da çok ticari, çocuk ayakkabısı da çok ticari, çocuk kitabı da çok ticari, yuvalarda öyle. Dolayısıyla madem çok ticari bir alan burası madem sevgiyle değil biraz da bilgiyle yönlenebilecek bir alan bu. Madem iyi ayakkabı giymesi için size geliyorsam, bunun referanslarını buluyorsam, çocuğumun iyi yuvaya gitmesi için de araştırma yapmalıyım iyi doktara gitmesi için de. Hayatında çocuğa karşı bu kaygıyı yüreğinde taşıyan insan bunu aynı zamanda samimi bir ilgi ile de taşımalı, tavsiyeler yetmez. İşin içine girmek bakmak gerekir. Çocuğunuzu şu oyuna git, şu güzel dendiği zaman dadıyla gönderiyorsanız, o iş çöker. Sizde gidip yanında oturup seyredeceksiniz.
Samimi sohbetiniz için çok teşekkür ederiz...








Sizler ,gencler........
Sevgiler
Reha OZTANYEL