05 Şubat 2012, Pazar 10:20

Güncelleme:05:46:11 AM GMT

Buradasınız: Yazarlar Aynur Biçer Duyguları nasıl bilirsiniz ?

Duyguları nasıl bilirsiniz ?

e-Posta Yazdır PDF

Duyguları bilir misiniz, bu tarz şeyleri aslında genel anlamda hepimiz biliriz. Daha derinden öğrendiğimiz zamanlar olur hayatımızda.

\r\n \r\n

Biz istemeden birileri karar verir ve bize bildiklerimizin iyice farkına varmamızı sağlayacak adımlar atarak girerler hayatımıza.

Kuzey'in okulunda “anne-baba eğitimi” seminerlerinin ilkine katıldım geçen gün. Konuşulan konu aslında hepimizin bildiği şeylerdi, ama o kadar derinlemesine işlendi ve etkili bir sunum yapıldı ki; gerçekten uzun süredir etkisindeyim. Psikolog Suzan Özkök adını bu yazının her iki paragrafında mutlaka duyacağınız isim. Aslında o akşam seminerin ve sunumun çok ötesine geçip duygularımıza ve bize dokundu, hayatlarımıza, algımıza kadar indi, bende size onun kadar etkili olamayacağımı bilsem de, seminerin en can alıcı kısımlarını paylaşmak ve gerçekten kendinize ve çocuklarınıza bir milim de olsa biraz daha fazla yaklaşmanızı sağlamak için bu yazıyı yazmaya niyetlendim…

Duyguları bilir misiniz? Nasıl bilirsiniz?

İnsanlar temel güven duygusu inşası ile hayata başlarlarmış. Benliğimizi inşa ederken öncelikle kendimize sorduğumuz soru ben kabul görüyor muyum? sorusuymuş. Bir şeyleri başarabilir miyim, başaramayabilir miyim in kökünde bu soruya verdiğimiz yanıt yatarmış. İnsanlar bunu ilk ilişkiye girdikleri yetişkinlerden öğrenirlermiş.

Anne ve baba, ya da kim varsa sorumlu olan ve temel gereksinimlerimizi giderenin izleri kalırmış üzerimizde. Eğer ilişki sağlıklıysa yani, anne çocuğuna her ağladığında, sıkıntısını belli ettiğinde, “merak etme, buradayım” diyorsa . Yemek, bez değiştirme, ilgi, şefkat, duygu ihtiyacı karşılanıyorsa bebekte; ''dünya ne güzel bir yer ''algısı olurmuş.

Ama tabi her bebek aynı ilgiyi, aynı sevgiyi, aynı şefkati, bakımı, aynı kalitede almadığından, doğal olarak insanlar arasında algıda farklılıklarla katmanlar bu şekilde oluşurken, kişilik, tam da burada şekil almaya başlıyormuş. Herkesin birbirinden farklı olmasının temel nedeni, kişisel temel güven duygu deposunun doluluk oranıyla ilintiliymiş.

İlk andan itibaren edinilen izlenim, kimsenin elinde olmadan hayatının akışını belirleyen, hayata dair kazandıkları izlenimmiş ve kalıcı olurmuş.

Maalesef! Bazıları “ben değerliyim, bu dünya yaşamaya değer, iyi bir yer, idare ederim” , bazıları da “lanet olsun her güne” diye uyanır ve “ben değersizim, yaşamak anlamsız ve gereksiz” dermiş.

Kişiliklerimizdeki defolar hepimizde az ya da çok varmış, herkes kendi dozunu kendi bilirmiş.

Temel güven duygusu örselenmiş olanlarımız
-sevgi vermede zorlanırlar,
-hareketlerinde onay beklerler,
-bir olaya tepki verildiğinde kişiselleştirerek büyütürler,
-gereğinden fazla tepki verirler,
-olumsuzluk karşısında kendi varlıklarının reddedildiğini düşünürler,
-duruma konsantrasyonlarını veremezler,
-varlıklarından emin olmazlar,
-korkak ve cesaretsiz,
-çabuk parlayıp, sönerler,
-hareketleriyle duyguları ayıramazlar,
-camdan yapılmış bir kalpleri varmış.
Hayatı genelde hayal kırıklığı ile yaşarlarmış. Aslında onları hep sevmemiz ve korumamız gerekirmiş,
onlarla gereksiz çatışmalara girmek çok anlamsızmış.

Burada Suzan hn. süper vurgularda bulundu.

'' onların suçu değil'' dedi, ''bu ellerinde olan, yönetebildikleri bir süreç değil '', ''sevin onları, koruyun” dedi, çok derinden etkilendim.

Genelde böyle insanlarla karşılaşınca, güç savaşına girmeye istekli olan çok yetişkin tanıyorum. Buna yeltenmek, narinliklerini, ezikliliklerini, yüzlerine vurma çabası içine girmek, onları daha iyi yapmaz ve sanırım güçlüleri de daha ezik hale getirir. Aksine hayattan daha da uzaklaştırırız onları fark etmeden. Ama asıl mesele böyle olmamak için neler yapmalıyız, çocuklarımız böyle kişilere dönüşmesinler diye neler yapabiliriz kısmı çok güzel.

Bebeğimizi, çocuğumuzu kendimizi, bekletmemeliyiz.

Kişiliği için en zararlı şey ağlayan bir bebeği bekletmekmiş ilk aylarda özellikle yaş ilerledikçe tabiî ki beklemeyi öğrenmekte gerekli

Temel güven denilen şey, gülerek ve sevgimizi belli ederek çocuklarımıza ve etrafa da aynı düzeyde davranmakla ilgiliymiş.

İçtenlik göstererek yaklaşmalıyız herkese, bebek, ergen, yetişkin ve yaşlılar, her zaman sadece çocuklara değil tabii. Yetişkinler arası ilişkilerde de böyle olmalı. Bu devirde içtenlik ve samimiyet masal gibi gelse de... Artık hepimiz fazla bireyselleşmiş ve yalnızlaşmış olsak ta, ilişkileri sürdürürken özellikle vurgulanan; çocuğumuza kızdığımızda “kişiliğine” değil “davranışın kötü” olduğunu söylemek gerektiği.


Bütün bunları bir biçimde biliyoruz zaten hepimiz, ama yaşarken kişisel ataletsizlik, yorgunluk, stres, aceleci tepkiler, o anki ruh durumumuz bizi istediğimiz gibi davranmaktan uzaklaştırıyor ve o anları hepimiz yaşıyoruz.

Sadece bunları şu an duymak bana iyi geldi. Ayrıca bunu da öğrenmeliyiz hepimiz, ama içimizde süper mükemmel kişilikler varsa sözüm onlara değil tabii. “Tutarlı olmak” ta çocukların ve bireylerin en önemli yapı taşıymış, “tutarlılık”, bugün sözlerimizi tutabiliyor muyuz, kendimize ve başkalarına karşı tutarlı mıyız, düşünelim lütfen.


”En başta çocuklarımıza ya da etrafa, altında ezileceğimiz gereksiz sözler de vermemek lazım. Duygularımızı yaşamak için yaşıyoruz, bunun için geldik dünyaya”, dedi Suzan hn. O an nerdeyse otuzuma gelmiş olmama rağmen şimdiye kadar duygularımızı yaşamak için dünyaya geldiğimizi hiç düşünmediğimi fark ettim.
''Sizce doğru ya da yanlış duygu var mı?''diye sordu hemen, dinleyicilere. Herkes düşündü, kalabalık bir gruptuk, sonra ''duygu çıkar gelir, çiş ve kaka gibidir'' dedi. ''İçseldir ''dedi.

''Kendi duygularımızı koruyarak içimizden gelenlerle barışarak, yavaş, yavaş hayatı da aslında anlamaya başlarız'' dedi. Güzel esprilerle lafı çocuklarımıza bağladı yine. Geçişleri muhteşemdi, duygularını tanıyan çocuklar, hayatı daha fazla algılar, ''temelde sağlam duygusu olan çocuklar kendi duygularını iyi tanırlar'' dedi.
''Başkalarının da ne hissettiğini iyi fark ederler, empati yapmakta zorlanmazlar '' dedi.

Ben aslında tam da bundan sonrasını kalbime kazıdım, ''Kendimize duygularımızı yaşamaya ve isimlendirmeye izin vermeliyiz ki hayata rahat karışalım, kaynaşalım, çocuklarımız bunu öğrenirken onların elinden tutalım, o çok kızgınken “ooo çok kızgınsın! Seni anlıyorum, :) demeliyiz '' dedi.

Duygunu görüyorum, kabul ediyorum, sana ve duyguna saygı duyuyorum ama davranışını beğenmedim,böyle yapmalıydın bence

Deyip ve ona ne yapacağını söylemekten ziyade başka ne yapabilir din e yönlendirebilmek çok önemli.

Duygular tanımlanmalı ki çocuklar duygularını adlandırırken dile getirebilmeye alışsınlar dedi. Neşe ve heyecan, duyunca da aynısını yapmalıyız. Bir nevi ben dili konuşma kalıbı örnekleri sundu. Çocukların oyunlarının temaları duygularını yansıtırmış. Yetişkinlerin de duygularını yansıttığı, kendilerini çok açığa çıkardıkları yerler var muhakkak ki hepimiz biliyoruz. Yazılar, kitaplar, kelimeler, şarkılar ama bunu yapmalarındaki temel neden çok ilginç.

Kendi duygularının etkisini örselemek içinmiş. Etkisini hafifletmek, içindekinin şiddeti geçene kadar çocuk oyununda yaşadığı şeyi yaşarmış, bünyesi o duyguyu davranışı, her ne ise tramvayı şiddeti kabullenene kadar bünye hazmedene kadar yaşar yaşar ve sonra o duygudan kurtulurmuş. Bazı şarkıları dinleriz ve bitiririz içimizde, bazen bazı filmleri onlarca kez izlemek isterizbie yazı bie seminer bizi çok derinden etkiler. Size olur mu bilemem, onun için herkesin içindeki boşlukları kapama ihtiyacı varmış. Farkında yada farkında olmadan olurmuş bunlar.

Bebeklerin “dünyaya geldim, ama ben kimim” dediklerinde? Biz “kaka temizleyip, mama yedirmemizi” çocuk bakmak sanırken, aslında yaptığımız bir kişilik inşaatıymış. Bebeğe ''sen değerlisin, seni seviyorum, önemsiyorum” diyoruz. Ya da ''bebek, beklemeyi öğren, aaaaa dünya her şeyi hop diye önüne koyan bir yer değil, o kadar da değerli değilsin, senden daha önemli işlerim var şimdi”, mesajını istemesek te aldık hepimiz.

Dozu herkeste farklılık gösterse de ''beklemeyi öğren ''diyoruz ve bize de dediler. Bu sadece basit bir seminer konuşması olmaktan çıktı, kendimi tanıma ve sorgulama zamanına dönüşüyordu benim için. Ergenliğin önemli olduğunu da biliyordum artık hepimiz biliyoruz biraz ama bu kadar hayati olması gerçekten etkileyici

Bir hassas dönemde, aynı etkilerin izi kaldığı ergenlikmiş. Ergenlikte bebeklikten alınan defoları azıcık düzeltme şansı varmış, insanız ve bir şeye dönüşüyoruz. Bunun sonucunda ruhumuz bir biçime giriyor, ergen de kendine sorarmış bu dönemde ''ben kimim diye? ''Kendini arayıp bulmaya çalışır ken .

anne baba:

—saçının, sakalının hali ne?
—bu ne biçim müzik?
—Adam gibi giyin!
—Düzgün yürü -düzgün konuş-
—Bana cevap verme, ya da bana adam gibi cevap ver...
Denilenleri duydukça ergen kendine'' ben seçimlerinde başarılı biri değilim, tercihlerim güzel değil, doğru karar veremem, algısını beynine yerleştirirmiş .''

Ve hayatı boyunca alacağı kararların evlilik, iş, yaşamın önemli zamanlarında beynindeki algıları onun adına içsel sinyallere dönüşüp onu etkilediğinden bir haber hayatla savaşarak yaşam mücadelesi vererek ömrünü geçiren biri olurmuş.

Biz insanları “a pasif canım, bir halt beceremez boş ver”, ya da “o tuttuğunu koparır” diye sınıflayabiliyoruz şip şak, ama gerçek öyle mi acaba. ? Acaba hepimizin üretiminde hangi defolar var biliyor muyuz?

Bazen elimizde dizginleyebiliyoruz kendimizi, duygularımızı, bazen kayboluyoruz, korkularımız giriyor araya, endişeler midemizi bulandırıyor. İyi insanlar olmak istiyoruz ama hayat izin vermiyor, mücadelelerimiz bizi yoruyor.

Korkularımızla baş başa kalıyoruz.

Korkularımızı ne kendimize, ne başkalarına söyleyemememizin sebebi korktuğumuzu kabul etmeyişimiz de yatıyormuş. En derinde, yetişkinlerin duygularını inkâr sorunu varmış. Korku, endişeler ve kıskançlık gizlense de inkâr edilse de. Bir gün bir yerden mutlaka çıkarmış. Bünye içinde tutmazmış. Ya patolojik ya da fiziksel atarmış kendini dışarı, bir fobi veya bir tik gibi.

Duyguları ve onlarla baş etmeyi de öğretmeliyiz çocuklarımıza.

Bize öğretmediler de ne oldu? derseniz siz bilirsiniz. Yoksa siz kendinizi muhteşem kişiliklilerden mi görüyorsunuz?! O da olabilir tabii ama pek mümkün değil gibi. Kendimizdeki aksak yönleri göstermemek, insanın iyi ve mükemmel olduğundan ziyade duygularını bastırıyor olduğunun göstergesiymiş. Artık nasıl anlarsanız, istediğiniz kadar ben mükemmelim deyin, kendinizi harikulade olduğunuza inandırın.

Suzan hn. içli bir sesle ''bu sebeple paylaşmak ödenen bir bedeldir ''dedi. Bencil nedenlerden paylaşırız, kendimizi sevdirmek için. İlgi gösteririz ilgi çekebilmek için, sevgi veririz sevilmek için, ortama uyum sağlarız yer edinebilmek için, kalplerde, ofislerde, yemek sırasında, telefonda, bankada.

Bende soruyorum, bazen ruhunuz ağır geliyor mu bedenlerinize? Belki benim ruhumun defosu fazladır kim bilir. Suzan hn. “aslında duyguları yaşamak için gelinen dünyada duygularımızı yaşamadığımız ortada” diyor bu açık ve seçik bir gerçek. Duygu düzeyimiz aysberg tepesi kadarmış, düşünün dört temel duyguyu; korku, öfke, üzüntü, mutluluk, dört tane dağ ama sadece karlı tepesi kadarmış yaşananlar. Asıl cevher eteklerin birbirine karıştığı yermiş. Duyguların kökleri aslında can ciğer sarmaş dolaşmış, hepsi birbirinden beslenirmiş.

''Duygularımız için yaşıyoruz. Mutlu olmak için, korkularımızla baş etmek için ama duyguları tam yaşamadan yaşamış sayılmıyoruz ''diyor uzmanımız ve çok haklı ama neye yarar bu bilgiler demeden önce . Duygunun kaynağına bakın, kendinize dönün, korku öfke ve yalnızlığı kabullenin, daha derin yaşamaya başladığınızı hissedin. Duygularına sarılanlar hayata sarılanlardır bence de, çocuklarınızın duygusal gelişimini önemseyin. Bu son günlerde yaşadığım çok kaliteli kelime denizinde yüzme etkisi bıraktı içimde. Yeni kelimeler öğrendim anlamlarını önceden bildiğimi sandığım duygularım ,duygularımız, duyguyu nasıl bilirsiniz?

Maalesef herkesin sağlam ustaları yok benliklerini kurarken yanlarında.
Aynı derecede mükemmel ustaların inşaatları ego manya tipler yarattığından, fazlası da azı da değil, ortası en ideali belli ki.

Suzan Hn. dakikalarca bunları anlattı.

Ben de bunun aradığım sorularla ilgili olduğunu düşündüm. İnsan aradığını buluyor gerçekten…
Bana ÇOOOK iyi geldi. Bu konular konuşulmayan şeyler, bazen konuşmak gerekir, duygusal gelişim önemlidir. Yeri ve zamanı da bazen zorken her şey,kriz varken hayatımızda ve ruhumuzda ..

Herkes hayatın değişik uçurumlarında kendini tanımaya çalışırken , cevaplar aslında içimizdedir, en güzeli de düzeltmek ve yeniden yapılandırmak istediğimiz her ne varsa asla geç değildir. Kendinizi tanımak için benliğinize bir yolculuk ayarlayın, duygularınızla yüzleşin, çocuklarınızın duygularının ne kadar hayati bir önem taşıdığını bilerek adım atın.

NAR ANAOKULUNA VE SUZAN HN.’A TEŞEKKÜRLER, ÇOCUĞUMU EĞİTMEKLE KALMAYIP, BANA DA HAYATI BAŞKA AÇILARDAN ALGILAYABİLMEK İÇİN GENİŞ PENCERELER AÇTIKLARI İÇİN……

Size de sabırla okuduğunuz için teşekkürler,

Gelecek yazı “Neşeli Türk Yemekleri” kitabımın çıkış macerası şeklinde olmasını umuyorum ama hayat karşıma daha hayati meseleler çıkarırsa bilmiyorum…

Sevgiler, Ben Aynur Biçer aslında hayalci bir anne de diyebilirsiniz...

Yorumlar (5)
  • Tugba
    Harika bir yazı olmuş, ellerinize sağlık...
    Evet, duygularımızı yaşamak için hayattayız, kah gülüp kah ağlayıp hüzünleniyoruz, bir sürü şey yaşıyoruz hepsi de bizi daha da yüreklendiriyor önceleri hayata küstürse de... Yaşadıklarımızla güçleniyoruz...
    Yazılarınızın devamını merakla bekliyorum...
    #1 - Tugba - 12/07/2008 - 19:47
  • hayalcianne
    :)
    teşekkürler tuğba
    #2 - hayalcianne - 12/11/2008 - 11:48
  • gül rana
    aynur hanım çok şükür yeni yazınızı okuyabildik. gözüm yollarda kaldı. çok güzel vurgulamışsınız bazı şeyleri.
    duygular herşeydir....
    sevgiler
    #3 - gül rana - 12/17/2008 - 09:33
  • hayalcianne
    :))
    #4 - hayalcianne - 12/17/2008 - 16:24
  • Gülnur Akman  - Güzel günler
    aynur hn elinize, yüreğinize sağlık. O toplantıda bende vardım Suzan hanımı o kadar güzel dinlemiş ve aynı zamanda anlamışsınız ki sizi tebrik ediyorum tespitleriniz muhteşem. Sanki o toplantıda yokmuşumda ilk defa yazınızdan okuyor gibi heyecanla okudum yazdıklarınızı. bu arada Suzan hn çoook ama çoooooook özledim belki onunda etkisi vardır. (toplantı günlerimizi hatırlayıp çok duygulandım:) Suzan Özkök'le toplantı günlerimizi çok özlüyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın. Gülnur
Yorum yaz
Bilgileriniz:
Yorum:
Güvenlik
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.