Bayram tatilinde şehir dışı planınız yoksa size güzel bir müze gezisi tavsiye ediyorum. Biz bu gezimizi bayram öncesi yaptık ama zamanımız kalırsa aklımda bir-iki müze gezisi daha var.
\r\n \r\nİzlenimlerimi paylaşırken bu tarz gezilerin sadece çocuklara hayal gücü, farklı bakış açıları algılamada derinlik, görsel kültür zenginliğinin yanında aile içi pozitif diyalog geliştirme, birlikte özel anlar paylaşma, yenilikleri keşfetme, duyguları geliştirirken heyecanlı kahkahalar ve coşkulu keşifler de yanında ilave artılar bence.
Hangi yaş olursa olsun uçaklara kayıtsız kalınmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Kuzey bir-buçuk yaşındayken de ilk kez Ankara’daki havacılık müzesine gitmiştik, çok etkilenmişti. Şimdi İstanbul’daki, uçakları görmenin coşkusu ve heyecanı da iki katıydı, tabi bizlerin de.
Müzenin çeşitli bölümlerinde uçaklara binilebiliyor, pilot koltuğu ve ön paneli yakından inceleme ve hayaller kurmaya çok uygun bir ortam var . Ayrıca uçaklar o kadar eski ve o kadar ilginç ki, bir şekilde sizi sarıyor. Ben sanki her biriyle gökyüzü turu yaşamış gibi hissettim kendimi. Müzenin açık hava alanları, kapalı hangarları ve motor bölümü, maket uçaklar ve geçmişte havacılık serüveninin başlangıcına kadar uzanan ve üniformalarla, kullanılan malzemelerin bulunduğu geniş salonlar da var.
Biz uçakların içinde çok zaman geçirdik, çocuğunuz daha önce okul gezisi ile katılmış olsa bile bu serüveni ailecek yaşamanız çok daha anlamlı bence. Gelecek için özel, ayrıca nitelikli ve hayata teşvik eden bir anı olarak sizin ve çocuğunuzun zihninde yer alacaktır. Bol bol fotoğraf çekin, o anları anımsatacak albümler de olsa hiç fena olmaz. Çünkü daha sonraki aylarda size yaratıcı albümler hazırlama teknikleri göstermeyi planlıyorum, özel anılar, özel albümlerde hayat bulsun.
Umarım bu ve bu tarz yerler için zaman yaratabilirsiniz.
İyi bayramlar ve sevgiyle kalın.
Aynur Biçer - hayalci anne
"Kitap tanıtımı"
Yaratıcı bireyler için sağlam kişilik temellerinin atıldığı ilk dönemlere uzanan yolculukta önemli tavsiyelerle dolu bir yayını anlatan yazımı sizlerle paylaşıyorum. Hamileliğimde hiç elimden düşürmediğim bu özel eserin içeriği çok zengin, dilerim sizde aynı duygularla okur ve hayatın bir ayna olduğunu anımsarsınız.
“Konuşmaya Başlamadan Önce Bebekler Neler Söyler” (bebeklerin duygularını ifade etmek için kullandıkları dokuz sinyal- Prof.Dr.Paul C.Holinger ve Kalia Doner)
İlk satırlar “Nerede olduğumuzu ve nereye gittiğimizi en baştan bilirsek, ne yapacağımıza ve nasıl yapacağımıza daha doğru karar veririz-Abraham LINCOLN” ile başlıyor. Giriş bölümünde özel bir başlık var, kitaba ve yazara bizi daha da çekecek türden, “Mutlu, yetişkin, sorumlu çocuklar yetiştirme yolunda kendi yolculuğum” şeklinde ifade ediyor bu kitap macerasını yazarımız . Ve genel hatlarını geniş olarak açıkladığı konu ve içerikle ilgili kendi satırlarını olduğu gibi yazıyorum, “insanlar bir dizi sinyalle doğar, güncel araştırmalar doğuştan gelen dokuz sinyalin bulunduğunu ileri sürer; İlgi, haz, sıkıntı, öfke, korku, utanma, iğrenme(kötü kokulara tepki). Bunlar ilk duygularımızdır. Zamanla bu sinyaller karmaşık duygusal hayatımızı oluşturmak üzere birbiriyle birleşir ve deneyimlerle bağ kurarlar. Bu sinyalleri ve nasıl çalıştıklarını anlamak siz ve çocuğunuz için dünyalar kadar fark yaratabilir. İşte bu kitabın konusu budur” der.
Yazarımız psikiyatri ve psikanaliz konusunda uzman bir tıp doktorudur. Çocukken iyi kalpli anne ve babasının duygularını anlamadıklarını hissettiği günden beri psikolojiye ilgi duymuş, kendisini çok meraklı biri olarak tanımlıyor. Kişiliklerin nasıl oluştuğunu merak etmiş, bireyin doğuştan gelen özelliklerinin duygusal gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu ve çevrenin (anne-baba, bakıcılar ve sosyal ortamı) yaşamın ileriki yıllarında nasıl rol oynadığını sorgulamış.
Bu kitaptaki sonuçlar beş veri kaynağına dayanıyormuş;
- \r\n
- Yetişkin ve çocuklarla klinik çalışmalar, \r\n
- Bebekler üzerinde incelemeler, \r\n
- Evrim üzerine araştırmalar, \r\n
- Beyin tetkikleri, \r\n
- Erken müdahale ve önleme programlarının bulguları ve bu sonuçların üç bilim adamının çalışmalarına odaklanarak çıkardığını belirterek, bebekler ve çocukların duygularını incelediği dönemde de oğlunun dünyaya gelmesinin teori ve pratiği aynı anda yaşama geçirmesinde önemli rol oynadığını ifade ediyor. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Dokuz sinyali anlamanın çocuğun duygusal hayatında olumlu bir fark yaratabileceği yolundaki kendi bulgusunun, yüksek risk taşıyan yeni çocuklukları fakirlik, eğitim eksikliği ve anne-babanın çocuk yetiştirme konusundaki anlayış eksikliği nedeniyle duygusal rahatsızlığa yakalanma konusunda önemli risk taşıyan ailelerde iyi sonuç verdiği görülmekteymiş.
Zamanla bu sinyal ve duyguların yalnızca hastalar ve risk taşıyan çocuklarda değil, günlük yaşamdaki çocuklar ve anne-babalarda da işe yaradığı yazarımız tarafından görülmüş.
Özellikle belirtilen bulgular, çocuğunuzun olumlu duygularını ilgi ve haz sinyalleri gibi sinyalleri ifade etmesine izin verir. Ve sonra bu olumsuz duyguların nedenlerini araştırırsanız daha mutlu ve sağlıklı bir çocuk sahibi olursunuz diye de ekliyor. Kitabın ilk bölümü bebeklerin sinyale dayalı bir iletişim sistemi kullanarak kendilerini ifade etme konusunda tanrı vergisi bir yetenekle doğmaları üzerinedir. Ayrıca çevrenin çocuğun sinyallerini ve duygularını nasıl etkilediğini de inceler ve ebeveyn ya da bakıcı olarak sizden kendinizi incelemeye zaman ayırmanızı ister.
Bunun amacı duygusal ve zihinsel olarak kim olduğunuz konusunda düşünme ve çocuğunuzun gelişimini nasıl etkileyebileceğinizi anlamaya çalışma fırsatı sunarak konuşma öncesi yılların çok sonralarıyla da (emekleme dönemi, çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği ile de ilgili olduğunu) kendimizi, içsel yaşamımızı da keşfedebilecek ip uçları bulacağımız özel bir eser.
Çocuklarda yaratıcılığın gelişimi
Yazarlar oldukça akademik bir dil kullanılarak anlatmışlar. Kendileri ne kadar edebi bir esere dönüştürmeye çalışsalar da içeriği gözlemler ve deneylere dayandırarak, tezler ve hipotezler üzerinde çeşitli kitlesel araştırmalarla güçlendirerek yayınladıklarından içerik çok rahat okunamıyor. Ama araştırmalar ilgi çekici ve örneklerde bilinen kişilerin hayatlarından kesitleri olunca bitirmek için hevesleniyorsunuz. Ne tatil kitabı ne de gece yatmadan önce bir iki sayfa ayıracağınız tipte bir kitap ama çok zengin bir bilgi derlemesi.Yaratıcılığın kişiselliği ve hayal gücü, çocukluk döneminde hayal gücünün başlaması ve gelişmesi ile ilgili çok özel ve güzel örnekler bulunuyor, sizlerle bir kaçını paylaşmayı planladım. Öncelikle kitabın genel içeriği ile ilgili başlıkları sıralamakta fayda görüyorum.
- \r\n
- Yaratıcılık ve olasılıklar, \r\n
- Taklit ve bebek oyunlarının başlaması, \r\n
- Yaratıcı oyunların en fazla olduğu dönem, \r\n
- Hayali oyun arkadaşları ve hayal dünyası, \r\n
- Oyunlarla bilişsel ve duygusal büyüme, \r\n
- Yaratıcı oyunlar için ortam yaratma, \r\n
- Televizyon izleme ve yaratıcılık, \r\n
- Çocukluk döneminde hayal. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Bu konu başlıkları benim en çok dikkatimi çekenler oldu ve tabi bilinen en ünlü yazarların çocukluk oyunları ve anıları en keyifle okuduğum konular arasında.
Özellikle 2-6 yaş aralığına değinen yazarlar Piaget’in sembolik oyunlar diye adlandırdığı dönemi de vurgulayarak bu yaş aralığında öğrenmenin çok kuvvetli olduğunu ve öğrenilenlerin çocukların geleceklerini yönlendirmelerine etkili olacağı konusunda hem fikirler.
Erikson’un da düşünceleri olan daha sonraki yaşlarda mizah, esneklik, başkalarının duygularını anlayabilme konularında belirleyici bir dönem olarak değindiğini paylaşıyorlar.
Özellikle insanda yaratıcılık gücünün ortaya çıkmasında yardımcı olan etmenler arasındalar yazarlara göre olmasa olmazlar arasında;
- \r\n
- Çocuğun yaşamında mutlaka önemli yeri olan, onu ve oyunlarını anlayan, yaptıklarını ilgi ve saygı ile dinleyen, anahtar biri olmalı, \r\n
- Çocuğun oyun oynaması için özel bir alan ya da büyük olmasının önemli olmadığı, masanın kenarı, odanın köşesi, onun oyuncaklarının bulunduğu ve ailenin yaşamsal alanı içinde kendini konumlandırırken sahipleneceği bir bölge, \r\n
- Oyunun yanı sıra, yeni keşifleri için de merak duygusu uyandıracak uyaranlar ve kısıtlayıcı olmayan tavırlar. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Aynı zamanda çocukluk oyunları gibi bu dönemde kurulan hayallerin de yaratıcılık üzerinde çok etkisi olduğu pek çok yazarda da çocuklukta farklı şekillerde ortaya çıktığı ve görülmüş olduğu söylenmektedir. Bence bizim köşenizin vardığı açıdan en can alıcı satır olarak bu satırları alıyorum.
Yapılan araştırmalarda genel olarak çocukların belirli eğilimlerinin gözlendiği, bunların da;
- \r\n
- Mekanlardaki mobilyalara, \r\n
- Bazılarının doğaya, \r\n
- Bazılarının da ev eşyalarına çok ilgi duyduğu belirlenmiş. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Aslında yaratıcılığın her çocukta olduğu ama bu isteğin ortaya çıkmasında tetikleyen rolü oynayan durum, tutum ve kişilerin önemi vurgulanmaktadır.
Önemli yazarlardan “Ediz Whorto” biyografisinde kurgu öyküler yazmasının nedenini; babasının her Pazar evlerine yemeğe gelen bir arkadaşının yemekten sonra “beni dizine oturtur ve mitolojik öyküler anlatırdı” şeklinde açıklamış.
Başka bir yazar “Gothe” nin, annesinin saatlerce öyküler anlatmaktan bıkmayan bir kadın olması ve masallar anlatan kuklalar yapan bir büyük annesinin varlığı ile 1753 noel arifesinde o tonton büyük annesinden söz ederek “evde yeni bir dünya yarattı, kukla tiyatrosu kurdu” diyerek üzerinde kalan önemli etkiyi vurgular ve bu özel anıların öykü anlatma sevgisini arttırdığını ifade eder.
“Anton Çehov” da henüz beş yaşındayken kendisine dersler veren babasını anımsayarak, heykeltıraş ve keman sanatçısı olmasının yanı sıra, engin sanat deneyimi kişiliğine oldukça tezat olan çocukların oyun oynamasına tahammül edemezmiş. Bunun tam tersi bir yapıda olan annesi ise her fırsatta masallar ya da genç kızlığında (tüm Rusya’yı dolaşması gibi) yaşadığı çılgınlıkları ve bitmeyen maceralarını anlatırmış.
“Edith Virten” için ise okumak bir kaçışmış. Gizemli hikaye sayfaları arasında “fantastik öykülerimi keşfettim, sayfalara bakarak öyküler uydururdum. Benim uydurduğum öyküler doğruymuş gibi bütün hikayeyi yeniden kurgulardım” diye anlatır.
Henüz iki yaşındayken annesini, dokuz yaşındayken de babasını kaybeden “Leo Tolstoy” akrabaları tarafından büyütüldüğü için erkek kardeşlerine daha yakın olmuştur ve dağılmamışlardır. Tolstoy güzel şarkılar söyleyen, resim yapan erkek kardeşi “Sergey” e hayrandı, gizlice onu taklit ediyordu, onu çok seviyor onun gibi olmak istiyordu. Diğer erkek kardeşi ise sürekli fantastik öyküler anlatıyor ve kaşiflik hayali ile ilgili maceraları ile onu eğlendiriyordu. Kardeşlerine olan sevgisi ve onlardan etkilenmesinin yanı sıra büyükannesinin onları eğlendirmek için sabun köpüklerinden baloncuklar yapmasını, çocukların her akşam sırayla onun odasında Rus ve şehrazat öyküleri dinleyerek uyumaları onun unutulmaz anılarındanmış.
Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir sözü nün büyük bir anlam taşıdığının düşünüyorum.
Bazı dil yetenekleri çocuğun sosyal oyunlarda diğerlerine göre daha erken yer almasını sağlar. Dil, sosyal taklit oyunlarını belirler, yaratıcı ve sürekli hale getirir. Çocuğun ilk dönemlerinde yer alan sosyal oyunlar (on üç ya da yirmi dört aylık) birbirini tamamlayıcı sosyal iletişimlerle belirlenir. Dil kadar önemli olan diğer bir etken de çocuğun olayların sırasını ve mantıksal düzenini anlamasıdır. Son çocukluk döneminde (yirmi beş-otuz altı ay), sosyal oyunlar, sosyal taklit oyunlarına dönüşebilir ve bu tür oyunların içinde özellikle bahsedilen elementler olursa yaratıcılık ortaya çıkar diyor yazarlarımız. (oyun için zaman, oynamak için yer, kardeşin ya da ebeveynin teşviği ve yardımı)
Öğrenme kuramcılarının yeni davranışlarını öğrenmede kendini hazır hissetme ile ilgili görüşleri, sembolik oyunlarda annenin rolünü inceleyen araştırmalarla ilgili annenin ya da bakıcının çocuk üzerinde etkili olabilmesi için dört koşul sunuyorlar;
- \r\n
- Fiziksel ve psikolojik olarak kendini hazır hissetme, \r\n
- Zeka düzeyine göre öğrenme, \r\n
- Bakıcının çocukla iletişim kurması için örnek olma, yönlendirme gibi davranışlarda bulunmasının temel oluşturduğu, \r\n
- Çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olmasının önemini vurgulayarak. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Elde edilen sonuçlara göre psikolojik güvenliği ve özgürlüğü sağlanan çocukların diğer çocuklara göre daha yaratıcı oldukları görüşünü de destekliyorlar.
Oyunla eğitilen çocukların konuşma yeteneği, rahatlığı, özgünlüğü, anlatıcılığı ve konuşma IQ’su da artıyor diyorlar.
Son dönemlerde gerçekleştirilen başka bir araştırma verisi
-uyumadan önce öykü dinleyen,
-belirli saatte uyuyan,
-fazla televizyon izlemeyen,
çocukların saldırgan olmadığını ve daha yaratıcı olduklarını görmüşler.
Yetişkinlerin, çocukların yaratıcılıklarının gelişmesinde önemli bir yere sahip oldukları gerçeğinden kaçamayacakları, aile teşviğinin yaratıcılıkla ilgisinin, çocuğun yaratıcı oyunlarını belirlemesinin kaynağı olduğu kesinleşmiştir.
Son olarak çarpıcı bir araştırmayı daha paylaşıp artık yazımı bitiriyorum, dilerim faydalanacağınız ipuçları bulmuşsunuzdur.
Annesiyle konuşan, babası ile uzun oyunlar oynayan çocuklar öğretmenleri tarafından yaşıtları arasında popüler ve ilişkilerinde rahat olarak tanımlanmışlar. Babalarıyla iyi diyalogları olan çocukların sosyal hayatta daha başarılı oldukları da gözlenmiş.







