oyalamakagidi

03 Eylül 2010, Cuma 10:08

Güncelleme:02:02:06 AM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Yazarlar Aynur Biçer Kendini var etme savaşı

Kendini var etme savaşı

e-Posta Yazdır PDF

Bazen hayatın sıradan döngüsü içinde bazı cevherli kalpler yetişir toplulukların içinde kendini hissettire hissettire.

Önüne setler koysanız da coşkulu bir dere gibidir yetenek mutlaka akacak yol bulur kendine. “2003 yılı” o dönemler İstek Vakfı Özel Beykoz konakları anaokulunda çalışıyordum. Kocaman orman içinde ihtişamlı bir konak, sadece iki sınıf, bir müdür, iki öğretmen, bir sürü stajyerler ve yardımcılarımız, şoförümüzle beraber Türk filmlerini aratmayacak,  neşe dolu hatıralar biriktirdim o yıllarda... Bir tanesi; her sabah küçük bir kız hoplaya zıplaya,  hayatın bütün enerjisini gözlerinde biriktirmiş gibi neşeyle bakarak gelirdi yanıma,  “günaydııın” diyerek  büyük bir  coşkuyla. Öperdi annesi, benim müdürümdü  o dönemde, çok severdim kendisini, bütün bir yıl her gün beraber değilmişiz gibi  yaz tatili planımızı da beraber yapar,  tatile birlikte giderdik, ailece takılmayı da severdik..Hani bazı insanlar vardır, çalışmak ta, yaşamak ta onlarla keyiflidir ....Öyle bir kadındı Nilgün hn... o günden bu güne çok şey değişti, okul çoktan kapandı, Nilgün hn. ikinci çocuğunu, ben oğlumu doğurdum. meslek tatlı anılarla, gözümde canlanan hatıralarda kaldı, ama çocuklar büyüdü.... Nilgün hn. beni hala, her ay bir kez arar, durum raporu alır, hala beni sevdiğini hissettirir, kollar...
O beni her aradığında, sanki okuldan yeni çıkmışız, bugün tatil, yarın okula gidecekmişiz de  bana bir şeyi hatırlatıyormuş gibi gelir.
 
Harika bir kişiliği vardır ve hayatının her alanına harikalık bulaştırır herkese böyle insanlar. Ondan çok şey öğrendim, bana kariyerimde ivme atlatmıştır..... Bir kadın kolay kolay başka bir kadını  göklere çıkarmaz bilirsiniz. Bana hep hissettirirdi, uygulayıcıya duyduğu saygıyı, işi yapana ve işe saygısı çok büyüktü, emeği, erdemi, ahlakı  bilirdi. Öyle yaşardı, prensipleri bu değerler doğrultusunda ilmek ilmek işlerdi hayatını ve bizi... Bana hep inanan nadir insanlardan biriydi, bana çok güvenirdi ve bütün uçuk  fikirlerimi desteklerdi. ''İstiyorsan yapacağına inanıyorum'' bu ondan en sık duyduğum cümleydi.. Yap o zaman, istediğini yapabilirsin, sen yapacağına inanıyorsan bende sana inanıyorum derdi...
 
Bir gün ona artık Bige’yi okula getirin demiştim.. “Daha çok küçük, boş ver şimdi, burada sabah akşam ayaklarımıza dolanır, daha zamanı var” derdi.  İki yaşındaydı, özel ve önemli günlerde, ara ara getirirdi... Bige acayip bir çocuktu... Gözleri kocaman gülümsemesi  muzip...  sesi kadife... bir sincap gibi  hızlı konuşur, büyük kahkahalar atar ve coşkulu bakardı dünyaya... Sonra annesinin kucağında her gün gelmeye başladı okula, çalışanlarla beraber sabahın köründe,  arkadaşları 9’da gelirdi, sabahları kahvaltıda “anneme söyleyin bana izin versin” derdi…
 
 Israrla “Avrupa yakası” dizisini izleme konusunda  annesine diretir  ve oradaki bütün karakterlerin süper taklitlerini yapardı.

Üzülürdü bir yanda Nilgün hn., “istemiyorum izlemesini, engelliyorum, kendini parçalıyor izlemek için” diye hayıflanır, ona engel koyduğu için bir yandan eğitimci olmanın verdiği ağırlığı dengelemeye çalışırdı..
 
Perşembe günleri  sabah kahvaltısında “Avrupa yakasıyla” ilgili kendimizi tutardık, Bige’nin yanında konuşmamaya çalışırdık  bizden etkilenmesin diye,  ilk zamanlar...  sonra zaman geçti, Bige annesini üstün yetenekleriyle kandırmayı başardı, prodüksiyonu büyüttü, bir süre sonra onu engellememeye kara verdik bizde..    O karakterlerle içindeki enerjiyi boşaltıyordu, sabah kahvaltılarında daha okulun çocukları gelmeden baştan sona Bige’nin  yorumlamalarıyla yeniden  izlerdik  sanki o diziyi, itiraf etmek gerekirse harika taklitler yapardı ve sadece 2,5–3 yaşındaydı, doğaçlama ile kendi uydurduğu şeyleri araya  katar  bizi mahvederdi.
 
O dönemlerde hep Nilgün hn’a,  Bige büyürken mutlaka güzel sanatlara bir iki kez götürün ve sınavlara sokun derdim, çocuğun enerjisi  resmen üzerinden akıyor, isteseniz de engelleyemezsiniz  bu bir yerden, hayatın bir günü çıkacak, içinde bunu saklayamaz  derdim, dün gibi hatırlıyorum.
 
O yıllarda işimizi çok seven bir ekiptik, liderimiz çok neşeli bir kadındı, ailelerimizle  ilgili en küçük detayları bilir, sorar, takip ederdi... sorunlarımıza çözümleri üretir, sıkıntılarımızı giderirdi.. Okulda her sabah hepimiz, aşçısından şoförüne toplanır, kahvaltı eder, güne öyle başlardık. Okula erken gitmek için koşarak evden çıkardım. Üç yıl, üç vesait değiştirerek Avrupa yakasından karşıya geçip, Beykoz konaklarına gitmek İstanbul’da ölümcül bir durumdur. Ama bana dokunmazdı, her gün boğazı görmek benim için büyük şans gibi gelirdi, çünkü her gün başka güzeldi ... işyerim harikaydı... kendimi ve yeteneklerimi sonuna kadar aşabildiğim bir ortamdı. bugün Moskova’ya gidiyoruz,  gel dese Nilgün hn. gene giderim, çünkü işi değil, hayatı paylaşırsınız iş arkadaşlarınızla.
 
Birkaç ay önce gene Nilgün hn. beni aradı, “istediğin oldu” dedi, “Bige’yi seçmelere götürüyoruz, bir şansını denesin, içimizde kalmasın”.  İlk söylediğim şey “kesin kazanacak” dedim, “ümitlenmiyoruz, onun hayal kırıklığı yaşamasını istemiyorum” dedi... ama ben biliyordum, adım gibi emindim, “Peter Pan” müzikali seçmelerini kazandı.
 
Ömer de, ben de evde resmen sevinçten ağladık, aylarca provaları göğüsledi, şimdi  sahnede  ait olduğu yerde. İçindeki coşkuya kilitler vurulmadan büyümenin verdiği özgüven ve neşeyle sahnede kızıl derili kostümüyle davul çalıyor, kocaman gözlerini görür gibiyim, içinde binlerce yıldızın ışığı, onun muzip gülüşü, bana kendi yapmak istediklerin için mücadele etmelisin mesajını  veriyor. Asla pes etme der gibi, içindeki şelaleler coşkulu aksın,  ait olduğun yerde tatlı “Bige”.
 
Nilgün hn. gibi harika liderlerin, harika çocukları olur, çünkü onlar hayata güzel enerjiler yayarlar ve bir gün o enerjiler onlara geri döner. Hayatımda değerli bir rol modeldir, insanlara verilen yetkiler onları yüceltmez, onları kişilikleri yüceltir ve kalıcı olan evrende yer bulan yaydığımız enerjidir.
 
................................................................................................................................
“Uçan Adam” çocuk tiyatrosuna davetliydik, harika bir oyundu. İçerik o kadar özenerek hazırlanmış ki, başlangıçta çocuklarla oyuncuların kaynaşması, oyunun interaktif olup çocukları içine katması, ara ara oyuncuların çocukların etrafında dolaşmaları, farklı ve çok özel bir seyir zevki yaşattı.
 
Taner Barlas’a özel olarak teşekkür ettim, “hocam bu eser ve oyun için çok teşekkür ederiz” dedim bir anne ve bir eğitimci olarak. Yılların hocası bu kadar mı naif, bu kadar mı alçak gönüllü olur bir insan dedirtecek tutum ve davranışlar sergiledi. O kadar etkilendim ve o kadar özendim ki, bir insan bu kadar bilgili, görmüş geçirmiş ve bu kadar sahici durmayı nasıl başarıyor dedim.
 
Ben oğluma bu erdemleri öğretmek için, bu tutumları ona nasıl göstereceğim diye düşündüm. Hayatta öğrenilmesi gereken değerleri ancak değerli insanları izleyerek öğrenebileceğimizi  fark ettim... Biz çocuklarımıza ne kadar erdemli davranıyoruz acaba diye sordum kendime ?
 
Barbi ve lego sergisi ailede bölünmeye sebep oldu, oğlum hemen “bu Barbi’ler kızlar için, beni niye buraya getirdiniz” dedi ve açıkçası beni girişte bırakarak babasıyla hemen legolar bölümüne gittiler, hayal kırıklığı yaşadım doğrusu ucundan bakabilecek bir merak duymamalarına. Bende 50 yıllık Barbi serüvenini derin derin, yavaş yavaş, bazen elbiselerini, bazen dekorlarını, bazen bir kadının dünya tarihinde elli yıllık giyim kuşam stillerini gözleyerek ve saçsız bebeklerin olduğu zamanlardaki bebeklerle şimdilerin arasındaki kültürel farkları, yaşam tarzlarını inceledim. Hatta seksenler dönemi, doksanlar ama günümüze yaklaştıkça Barbi’nin dönüşümü, elbiselerinin kabarıklığı, saçlarının pırıltısı, uzunluğu, kızların hayallerinin nasıl değiştiğini açıkça gözler önüne seriyor. Ve tabii ki benim gibi düşünüyorsanız,  hayatı boyunca bir tane bile Barbi’si olmayan milyonlarca çocuğun da olduğu gerçeği, bu ikonun çok dışında yaşayan ve bu dünyalara ait olmayan insanların yaşadıkları dünya gerçekleri ile de  yüzleşiyorsunuz. Sergi bende ötekileri düşünme zorunluluğu getirdi…
 
Orada sırtı pek, altı kuru, üstü tiril tiril çocukları hayal ettim, hayata +1 ile başlayanları, ama bunun -1 ile başlayan tarafı da var. Ama benim gördüğüm bütün bunlardan, “yoksun çocuklar için ne yaptı bu barbi acaba” diye de düşündüm. Belki kaç çocuk okuttu da geçti aklımdan, kaç anneye temiz bir gelecek için iş sağladı, kaç kadın için fark yarattı acaba. Kızların pembe dünyasını görmek gerçekten çok güzel, o ayrı ama bunları da düşünmeden edemedim ben.
 
Ben zaten hep böyleyimdir, neşeli kalabalıklarda bile hüzünlü bir yalnızlık bulurum kendime.  Kızınız yoksa bile kadın olarak görülmesi gereken bir sergi, kim bilir sizlere ne düşündürtecek!
 
Lego sergisi ise, benim gibi hayalici bir anne elbette daha uçuk şeyler bekliyor. Daha büyük detay, farklı hayal etmiştim açıkçası Legoları. Ama çocuk oyun salonunu çok beğendim, geniş ve bol bol legolar konulmuş. Erkek çocukları için bir iki arkadaşla gitmeleri daha faydalı olur, tek başına oynamak Kuzey’in çok ilgisini çekmedi, bir iki çocuk olsa daha keyifli olurdu,  siz gidecekseniz grup olarak gitmenizi tavsiye ederim.
 
Hayal hisseleri;
Neşeli köpekler,
Hayalci şato,
Muz baskısı.
 
Hani “Nuri Bilge Ceylan” yalnız ve güzel ülkeme demişti, ben de yalnız ve güzel ülkemin çocuklarına bol hayalli bir hafta diliyorum. İçinizdeki yeteneğin fısıltısını dinlemeniz ve duymanız, içinizden akıp gitmesi için de kendinizi var edeceğiniz ortamları yakalamanızı diliyorum güzel çocuklar.
 
Hayat bir bakıma kendini var etme savaşı, kendine inandığı sürece var olmaya devam eder insan. Yalnız ve güzel ülkesinde her şeye rağmen yaşayabilen ve hayal kurmaya devam eden “Hayalci Anne”. 

17 Aralık 2009  

Yorumlar (0)
Yorum yaz
Bilgileriniz:
Yorum:
Güvenlik
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.