Merhaba, Artık okullar açıldı, sıcak tatil günleri güzel anılara dönüştü, Eylül de geçiyor bile. Hayat yine kendi döngüsünde ilerlerken coşkular, hüzünler, sonbaharda olmanın verdiği ince bir hassasiyetle yağmurda yürürken, akla gelmeyecek şeyler gelir bazen düşünmeden öylesine.
\r\n \r\nSanki, elime bir fırça alsam ve siliversem gözümün gördüğü bütün çirkinlikleri. Bir anda, yağmur damlalarıyla akıtsam bütün koyu renkleri. Ve gökkuşağının üzerine çıksam, en parlak, en ışıltılı renkleri alsam elime, sürsem beton duvarlara. Yeşile boyasam mesela çölleşen ülkemin dağlarını, tepelerini ve açabilsem hayaller ülkesinin kapısını bulabilsem, yaratıcılığın anahtarını elimdeki fırçayı ağlayan çocukların dudaklarına sürsem, dökülse bütün hayalleri kucağıma, hepsinin yüzüne tebessüm çizebilsem. Savaşanların üzerine beyaz güvercinler çizsem, onları teker, teker evlerine götürebilecek bir boya sürsem ellerine, hani derler ya, hep silahlar çiçek olsa birden ve vazgeçseler artık dünyaya yeni sınırlar çizmekten.
Elimdeki fırçayı meclise çevirsem, gözlerindeki perdeyi silebilsem. Onları aydınlatmaya yetmeyen o tek ampülün yerine evrenin bütün yıldızlarının ışıltısını üzerlerine serpsem ve dayanılmaz bir hafiflikte son bir sihir kalsa, onunla sadece mutlulukla, huzur çizsem kaderlerimize.
Dünya yine cennetin bahçesi olsa, yaratıcılıklarımızın önünü açsak. İçimizden gelen en gerçek ve en masum hayalleri hatırlasak. Bu hayalleri yapmak için artık zaman ayırsak. Bir kez olsun kendimize, hayallerimize sahip çıksak.
Hayalci Anne
Aynur BİÇER
Not: netten okuduğum bir alıntıyla veda etmek istiyorum, ümidimizi canlı tutmak için iyi düşünelim diyorum.
‘’Binlerce nedenimiz var yaşamaya, yenmek için her günkü ümitsizliği, silkinmek için üzerimizdeki uyuşuklukta, koşmak için umudun ayak izinde ve merhaba demek için yeni bir güne. Binlerce nedenimiz var yaşamaya, bir ömür sevginin peşinden koşmak, onu yakalayıp yaşatmak için. İçinde yaşadığımız şu dünyanın bir parçası olduğumuzu düşünmek ve mutlu olmak için.’’
Unutmadan
Bu ayki etkinlik hisselerimiz parmak baskısı çalışmaları örnekleri ve artık materyallerle yapılan yaratıcı çalışmalar üzerine. Kuzey’le bazılarını denedik ve çok eğlendik sizde deneyin.
Sevgiler
----------------------------------------------------------------------------
Merhabalar,
Bu köşede özel bilgiler ve gerçekten yaratıcı fikirler bulunmasını çok arzu ediyorum. Bu sebeple bir süredir yaratıcılığın genel tanımı ve farklı yaratıcılık tanımları ile ilgili bir çok araştırmalarda bulundum.
Hayaller ülkesinin anahtarı yaratıcılıksa eğer, neden önemli, bize ne katar ve yaşantımızda olmazsa ne kaybettirir, düşünceleri içinde google’da sayfalarca döküman inceledim. Her link beni farklı bir yaratıcılık tanımına götürdü ve her okuduğum bilgi başka bir bakış açısı edinmeme sebep oldu. Ama öncelikle sizlerle paylaşmak üzere kendi kitaplığımdan seçtiğim, 2002 yılında edindiğim ama genel içeriği tam hatırlayamadığım “Çocuklarda Yaratıcılığın Gelişimi” isimli kitabı kısaca anlatmak isterim.
Çocuklarda yaratıcılığın gelişimi
Yazarlar oldukça akademik bir dil kullanılarak anlatmışlar. Kendileri ne kadar edebi bir esere dönüştürmeye çalışsalar da içeriği gözlemler ve deneylere dayandırarak, tezler ve hipotezler üzerinde çeşitli kitlesel araştırmalarla güçlendirerek yayınladıklarından içerik çok rahat okunamıyor. Ama araştırmalar ilgi çekici ve örneklerde bilinen kişilerin hayatlarından kesitleri olunca bitirmek için hevesleniyorsunuz. Ne tatil kitabı ne de gece yatmadan önce bir iki sayfa ayıracağınız tipte bir kitap ama çok zengin bir bilgi derlemesi.
Bebeğinizi ve Kendinizi Anlamak (I.Bölüm)
Araştırmalar bir bebek annesi olarak ruh haliniz, sesinizin tonu, uyumunuz, ilgi ve endişe düzeyiniz, bebeğinizin gelecekteki kişiliği üzerinde etkili olabileceği sonuçlarına ulaştırıyor, aynı zamanda dünya görüşünüz yoluyla iletişim becerileri kazanacağı, düşünce ve duyguları ifade etmeyi, kendisini güvende ya da endişeli hissetmeyi sizden öğreneceği de tespit edilmiş.
O’na sunduğunuz her şeyi dev bir sünger gibi içine çekmekle kalmayıp çekinmeden konuşur ve ihtiyaç duyduğu, düşündüğü, hissettiği şeyleri de söylermiş, her bebek bir çok özellikle dünyaya gelir, konuşmayı öğrenmeden önce de söylediği çok şeyler varmış.
Bebek acil mesajları nasıl iletir? –Bir çok davranış ve duygu alışkanlığı çocuğun yaşamının ilk aylarında kök saldığından, bilim adamları da konuşma öncesi yılların çocuğun sağlıklı gelişimi açısından önemini vurgularken, kişiliğin nasıl şekillendiğini teşhis etmeye yavaş yavaş başlamışlar. Yaradılışın katkısını ve genetik etkinin, terbiyenin ve çevresel etkilerin katkılarını geniş bir biçimde irdelenmiş araştırmalara da yer verilmiş.
Darvin’e göre duygular, davranışı hayatta kalma şansını artıracak şekilde düzenlemeye ve yeni durumlara uyum sağlamaya yardımcı olurlar derken . Doğuştan gelen temel duyguların ve temelde bütün kültürlerdeki bebeklerle aynı olduğu yolunda kanıtların varlığına da değinmektedirler.
“Sinyallerin tam sayısı ve doğası üzerinde bilim adamlarının halen hararetli tartışmalarının olduğu belirtilerek bu kitabın amacının aşağıda sıralanan dokuz sinyali daha iyi tanımak ve sinyalleri doğru algılayıp gerekli tutumları gösterebilme becerisi ve işitmenin önemini, sinyallerin kısa tanımlarını da yazmakta fayda görüyorum.
Dokuz sinyal
İlgi : Kaşlar hafifçe aşağı indirilip veya yukarı kaldırılarak, dikkatli bir şekilde bakarak ve dinleyerek gösterilir. Ağız biraz açık olabilir.
Haz : Dudaklarda yaygın bir gülümseme sağlar.
Şaşırma : Kaşlar kalkar, gözler iyice açılır ve kırpıştırılır. Ağız “O” şeklini alır.
Sıkıntı : Ağlama, kemer şeklini alan kaşlar, kenarları aşağı kıvrılmış ağız, gözyaşları ve ritmik hıçkırıklarla kendini gösterir.
Öfke : Çatılmış kaşlar, küçülen gözler, kilitlenmiş çene ve kırmızı bir yüzde görülür.
Korku : Donmuş açık gözler, solgun, soğuk ve terleyen bir surat, yüzde titreme ve saçların dikilmesiyle görülür.
Utanma : Gözkapaklarının inmesi, yüz ve ensede başın sarkmasına yol açan kas gücünün kaybı şeklinde ortaya çıkar.
İğrenme : Dudak ve dilin dışa doğru uzanmasına neden olur.
Kokuyu ret : Üst dudak ve burnun kıvrılmasına ve başın çevrilmesine yol açar.
Sinyallerin alçaktan yükseğe doğru süreklilik arz ederek işlediği belirtilmiştir. Bazı anne ve babalar da çocukları çok duyarlı ve hassas yetiştirmenin çok sevmenin şımartma eğilimi sonucunu doğuracağı kaygısı yaşarlar diyor yazarımız ve ŞIMARIRSA sorusunu cevaplıyor : özel yanıtlar sunarak.
“Hayat güzel değildir ve genellikle zordur” demek düpedüz kötülüktür der yazarımız. Çocuklara hayatın sert darbelerini öğretmek iyilik değildir. Güçlü, neşeli, iyimser çocuklar bir yandan duygularını ifade etmeyi teşvik eden, çocukları mutsuzluk ve hayal kırıklığından koruyan anne-babaların çocuklarıdır ancak diyerek. Gerçek güç, yetkinlik ve olumlu bir benlik duygusundan gelir. Bu da çocukların olumlu duygulara yönlendiren, ama aynı zamanda duygu yelpazesinin tümünü ifade etmelerine izin veren ailelerde yaşanır, şeklinde ifade eder.
Yeni bir düşünce şeklinin de çocuğunuzun gerilim kontrolünü geliştirmesine yardım etmenin, insanlarla etkileşim sırasında duygularını dengelemeyi ve duygusal iniş çıkışları ayarlamayı öğrenmesine yardımcı olmayı yazarımız çok önemsemiş. (ben de keşke bu yararlı özel bilgileri ailelerimiz bizi yetiştirirken öğrenselermiş diye düşündüm, eminim ki hayatın etkilerine daha güçlü tepkilerimiz olurdu.)
Bebeğiniz/çocuğunuz çok kızmış veya gerilmişse,
“Yine de bu güzel bir şey, öfke de önemli bir duygudur”
“ o korkunç ses seni gerçekten ürküttü değimli?
“Gel kendini daha iyi hissedene kadar birbirimize sarılalım.”
“Canın acıdığı için üzüldüm, şimdi daha iyisin değil mi.
bu tür duyguları bir nebze aşağıya çeken rahatlatıcı sözler, tutumlar, tepkiler, çocuğunuza duygu kontrolü konusunda oldukça faydalı olabilirmiş. Duygu kontrolünü öğretirken duyguları geçiştirmemeye dikkat etmeliyiz.
Olumsuz birkaç örnek içinden de utanmasına neden olmak, duyguların bastırılması onun bu durumlarla başa çıkabilmeyi öğrenmesini çok geciktireceği gibi bazı anne ve babalar özellikle çocukların çatışma ve rahatsızlıkları deneyimleme yoluyla öğrenmesi gerektiğini savunurken aslında doğru davranışın yangına körükle değil, su ile gidilmesi gerektiği şeklinde özetleniyor.
“Tepinmeyi kes!”, “ Çok aptal görünüyorsun”, “Sulu göz olma”, “ O kadar da acımadı”, “Kendini kontrol etmeye çalış, sakin ol” demek doğru cümleler değilmiş.
Bazı anne-babaların kendi sinir bozukluklarını gidermeyi öğrenemediklerinden çocuklarının gerilim kontrolü geliştirmelerine yardımcı olmakta zorlandıkları gözlenmiş. Zayıf kontrolün çok önemli sonuçları beni çok endişelendirdi, zaten biliyoruz ama tanım olarak okuyunca tabi daha bir etkili oluyor nedense,
- \r\n
- Alkol, uyuşturucu bağımlılığı, \r\n
- Aile içi şiddet (sadece fiziksel değil, tabi psikolojik şiddette günümüzün görünmez ama etkili ve şiddet biçimlerinde) \r\n
- Anti sosyal davranış, \r\n
- Sorunlu ilişkilerin tümü zayıf gerilim kontrolünün sonucu olabilirmiş. Gerilim kontrolü iyi olanların tablosu da bir o kadar aydınlık ve umut verici. \r\n
- Kim olduğu, ne istediği ile ilgili sağlam bir duygu oluşturabilme ve bunun sonucunda yetişkinlikte de yaşayacağı gerilim ve stres durumlarını kolayca baş edebilme davranışı gözlenir. \r\n
- Sakin ve sosyal açıdan daha rahat insanlardır. \r\n
- En önemlisi mutludurlar. \r\n
- Kendi duygularıyla barışık hale gelirler. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
“Çocuğun gönderdiği her sinyale uygun cevap vermenin önemli yararı, bunu yapmanın çocuğun kendine saygısını oluşturmasıdır.” Çocuğun duygu ifadesini kabul etmeniz ve geçerli kıldığınız her seferinde ona algılarının doğru olduğunu ve dikkati hak ettiğini anlatıyorsunuz. Bu zamanla çocukta ne hissettiğini, istediğini bilme ve buna tutunma yeteneğini oluşturur, diyor yazarımız.
Özellikle;
- \r\n
- Ödül ve övgü sunun; çocuğun öz saygısı için esastır. Çocuklar onları onayladığınızı ve onların harika olduğunu düşündüğünüzü işitmeye ihtiyaç duyarlar. Gözlerinizdeki sevgi onayını işaret eden o ışıltıyı görmeyi özellikle beklerler. Uzun vadeli övgü, korku ve utançtan daha iyi motive eder. \r\n
- Koruma sunun. \r\n
- Dinleyin, anlayın, yanıtlayın. \r\n
- Çocuğun sizin gibi olma (taklit etme) gibi yoğun arzusunun farkında olun. \r\n
- Yardım isteyen sinyallere ilgi gösterin ve eğlence sinyallerini en üst dereceye çıkarın. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Yardım isteyen sinyaller; sıkıntı, öfke, korku, utanma, iğrenme ve kokuyu reddetme olumsuz sinyallerdir.
Anne-baba olma konusundaki varsayımlarınızı tanıma bölümü beni en çok etkileyen kısım açıkçası, kitaptaki paragrafı eksiksiz yazmak istiyorum, çok önemli bir kırılma noktası olabilir.
“Bebek doğduğu zaman anne-babalar aileyi idare etmenin ve bebeğin programına ayak uydurmanın detayları içinde öyle boğulurlar ki sonunda yollarını ebeveynliği otomatik pilota bağlayarak bulurlar. İşleri nasıl ya da neden öyle yaptıklarının farkında olmazlar. Bazı insanların nasıl bir anne ya da baba olduklarını yıllar boyunca farkına varmadan geçirdiklerini anlamazlar, düşünce ve tutumlarını belirlemiş olurlar. Kim olduğunun ve çocuğu nasıl etkileyebileceğini düşünmek sizin bu duygu ve tutumlara göre davranmak bebeğin şekillenmekte olan kişiliğine ve anne-babanın içsel huzuruna umulmadık etkiler yapabilir.”
Bu etkiler :
- \r\n
- Nasıl yetiştirildiğiniz çocuğunuzla etkileşiminiz üzerinde büyük etki yapar. \r\n
- Çocuğunuzu sizinkinden çok farklı bir tarzda yetiştirmeye kararlı mısınız? \r\n
- Yoksa anne ve babanızın yaptıklarını mı yapacaksınız? \r\n
- Birçok farklı anı, olay ve insan anne-baba ve bebek arasındaki ilişkiyi etkiler. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Bu süreci önemli bir hekim ve bebek araştırmacısı “Çocuk Odasındaki Hayaletler” –Selma Freiberg kitabını yazmıştır.
İçimizdeki bu güçlerin bebeği nasıl etkilediğinin farkında olmak, çocuğun ihtiyaçlarına ve bireysel özelliklerine uyum sağlayabilen usta bir ebeveyn olmamıza yardım edebilir diyorlar. Ama en kaçınılmaz ve hissedilen değişiklik bir kez anne ya da baba olduktan sonra sadece biyolojik açıdan değil manevi olarak ta olabilir. Farkında olsak ta olmasak ta değişip, gelişeceğimizi bilmeliyiz,bu gerçekten önemli. anne-baba olmanın kendileri için ne anlama geldiğini düşünmek isteyenler daha mutlu çocukları olan, daha mutlu insanlar haline gelebilirler.
Ebeveynlik otomatik pilotu nedir? Sorusuna cevaplar bularak kendi çocukluğunuzu düşünme ve sorgulamaya başlayınca yolun neresinde olduğunuzu net görebileceksiniz. Ailenizin sizi yetiştirme tarzı ile ilgili, neden çocuk istediğiniz ile ilgili, çocuğunuzun kişiliğinin nasıl olacağı konusunda özgür fanteziler kurma, çocuğunuzu nasıl yetiştireceğinizle ilgili eşinizle konuşma, dünyayı bebeğinizin-çocuğunuzun bakış açısından görmek, ortalığın bu kadar dağınık olmasının sebebi, birlikte sıkça vakit geçirme, bebek zamanı ile ilgili ip uçları, yavaşlama konusu, kurallardan çok prensipler benimsemek ile ilgili çeşitli, yararlı konu başlıkları bulunmaktadır.
Amaç mükemmel ebeveyn olmak değildir, böyle bir şey yoktur, amaç;
- \r\n
- Çocuğunuza (ve kendinize) saygınızı ve sevginizi ifade etmek, \r\n
- Çocuğunuzun gerilim kontrolü ve özsaygı geliştirmesine yardım etmek, \r\n
- Dokuz sinyalle ilgili bilginize dayanarak çocuğunuzla aranızdaki iletişim yolunu açmak, \r\n
- Sözler olmadan önceki bu çabuk geçen ama önemli zamanda çocuğunuzla rahat iletişim kurmaktır. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
Eğlence sinyalleri; ilgi, haz, şaşırma dır.
Bu olumlu sinyalleri maksimum düzeye çıkarmak için kurallar;
\r\n
- \r\n
- İlgi ve hazzı bastırmayın, cesaretlendirin, \r\n
- Çocuğun şaşırmadan korkuya geçmek yerine, şaşırmadan ilgiye geçmesini sağlayın. \r\n
\r\n
\r\n
\r\n
\r\n
İlgiyi maksimum düzeye çıkarma çalışmalarına da geniş yer ayrılarak ayrıntılı bir derleme sunulmuş. İlgi duyduğu şeylerin farkına varmanın önemiyle birlikte, düşünme, konuşma ve keşfetme özgürlüğü olmalı. İlgi duyduğu konulara karşı neye ilgi duyduklarını bilen ve ilgileri konusunda anne-babalarından destek alan çocuklar hoşlanacakları işleri başarmakta kolaylık kazanırlar. Haz, şaşırma ve diğer sinyaller de geniş biçimde işlenmiştir.
Prof.Dr.Pamela C.Conter Harvard Tıp Fakültesi, kitap hakkında “eğer aile ve çocuk gelişimi üzerine tek bir kitap almak zorunda olsaydım, bu kitap kesinlikle -Konuşmaya Başlamadan Önce Bebekler Neler Söyler- olurdu” der.
“Ro” yayınlarının bu özel eserini Betül Çelik çevirmiş.
Ben de özel bir sözle veda etmek isterim. “İnsanlar buna yankı derler ama aslında bu yaşamdır. Yaşamda daima senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman, daha çok sev.”
Sevgilerimle.
Aynur Biçer –hayalci anne
Not. Hayal hisseleri etkinliklerinde sizin için şeker keselerini seçtim.








#1 - Ayse - 04/10/2008 - 10:10