Aşkolsun hiç sizi ihmal eder miyim? Ettiysem de özür dilerim. Son günlerde çocuklar için çalışıyordum. Anlatınca affedeceksiniz.
Biliyorsunuz okul öncesi mecburi eğitimin mümkün olduğu kadar daha yaygın olmasına çalışılıyor ülkemizde… Ancak ”haydi başlasın burada okul öncesi eğitim. Mecburidir. Gönderin çocuklarınızı ”demekle olmuyor. İşte son dönemde görüştüğüm Siirt, Diyarbakır ve Adıyaman illerinin bazı köylerindeki okul öncesi öğretmenleri imkânsızlıklardan yakınıyor diyemeyeceğim çünkü okullarının sadece 4 duvardan oluştuğunu soyluyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Öğretmenler çeşitli yerlerden atanmış. Öğrenciler var. Ama ellerinde hiçbir malzeme yok. Ne elişi kâğıdı, ne bir kose oluşturabilecek oyuncak, ne çizgi çalışması yapabilecekleri kitap, ne kalem, ne boyama kitabi, ne de boya kalemi… Ee bu durumda nasıl eğitim verebilirler? Nasıl öğretebilirler? Biz de bunları duyunca bir grup arkadaş kolları sıvadık. Eşimizden, dostumuzdan, arkadaşlarımızdan evdeki fazla oyuncaklarını, kitaplarını, giysilerini toplamalarını istedik. Tam 34 koli oldu.3 koy ilköğretim okulunun anasınıfı öğrencilerine bunları yolladık. İmkânlarımız dâhilinde biraz kırtasiye malzemesi, oyun hamuru, çorap ve iç çamaşırı da yeni aldık onları da ekledik.
İnsan bunları yaparken kendi çocuğunun odasına girdiğinde kendini ne kotu hissediyor. Utanıyor resmen… Ki ben her istediği oyuncağı anında almayan, istediği bir şeyi hep bir koşula bağlamaya çalışan bu vesile ile eşya alımını zamana yaymaya çalışan; hani şöyle olursan sunu alırım, şunu yaparsan sana sunu alırım filan gibi, ödül sistemi diyelim… Yani her istediğinin anında olmaması ve bir şeyleri elde etmek için bir yerlerden geçmesi gerektiğini kendime göre öğretmeye çalıştığımı sansam da odasında yine adim atılacak yer yok… Ve her zaman imkânı olmayan, alamayan çocukları örnek gösterip kullanmadıklarımızı onlara göndermemiz gerektiğini anlatmaya çalışsam da ne zaman ben odaya oyuncak ayıklamaya girsem 1 senedir yüzüne bakılmamış oyuncakları bir o çekiyor bir ben… Neden bu kadar emtiaya bağımlı bu çocuk Allahım? Hâlbuki babası ve ben her zaman vermek isteyen, paylaşmayı seven insanlarız. Bu çocuk nasıl böyle oldu?
Yok, panik olmaya hiç gerek yok. Bu yasta çocukları olan arkadaşlarımla konuştuğumda görüyorum ki hepsi ayni… Amerikalıların bir lafı vardır” Join the club” Yani sende bu kulübe katil gibilerinden. Aynen öyle… Bazı şeylerin başkalarının da başında olduğunu bilmek rahatlatıyor insani değil mi? Ne kotu ama? Ben kotuyum o da kotu olsun mu demek bu? Yok, canim zannetmiyorum… Neyse konumuzdan fazla uzaklaşmayalım...
Bir arkadaşım çocuğu uyuduktan sonra onun odasında verilecekleri ayırıyormuş. Bana gecen gün oğlum ”anne, bana yeni bir dolap almak gerekecek çünkü bir kutuyu almaya çalışırken diğerleri düşüyor“ dedi. Ben de dedim ki “hayır, dolap almak gerekmiyor var olanı boşaltmak gerekiyor”…
Size gecen gün okuduğum bir yazıdan alıntı yapmak istiyorum. Çok güzel bir yazıydı aynen bu bahsettiğim konu ile alakalıydı.”Hayatı ağırlaştıran şey, mal çokluğu, seçim çokluğu” diyor çok hoşuma gitti. Ve de “Zenginlik çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duymaktır” Bu da çok güzel… Tabii çocuklarımıza öğretelim diyoruz da bizlerin de bu konuda bayağı bir yol kat etmemiz gereken bir durum var. Yani anlayacağınız hayırlı islerle uğraşıyordum, amacım sizleri ihmal etmek asla değildi.
Zorlu bir yaz geçirdikten sonra kendimde sunu fark ettim ki “tatil” kelimesi bende fobi olmuş. Okulun açıldığı ilk hafta sene içindeki genel gidişatı bize özetlemek için öğretmenlerimizle bir toplantı oluyor. Bu sene ayni okulda ikinci senemiz olduğu için daha bir aşinayız her şeye. Müdürümüz” biliyorsunuz artik siz yeni değilsiniz, resmi tatil günlerinin ertesi de” tatil “dedikçe benim saçlarım dikildi. Ekim bülteni geldi.6 Ekim tatil, 29 Ekim tatil. Aman Allahım bu ay iki ekstra gün” tatil”.Ben okuyup da kendimi şaşırıp aşırı reaksiyonlar gösterdikçe oğlum da” anne, ne var bunda “tatil” kotu bir şey mi?”demez mi? Ah evladım bunu ancak büyüyünce anlayabilirsin.”Tabii ki değil. Şu yaşından bayağı bir büyüyünceye kadar senin için çok çok güzel bir şey ama iste bir gün geliyor ki o zaman “tatil” dendikçe insan bir fena oluyor. Yalnız oğlum bu cümleyi edince ona bu hissi verdiğim için kendimi öyle kotu hissettim ki…
Sömestr tatili ve yaz tatili alışıldık ve kanıksanmış tatiller olduğu için önceden de planlanıyor haliyle ama aradaki 6 Ekim, 29 Ekim, 19–20 Mayıs, 23–24 Nisan sanki tam “ohhh çok şükür okul başladı “ rahatlamasının ara ara sekteye uğraması oluyor. Ve arada tek tek günler olduğu için anneanneyi organize et, bakiciyi normal rutininden çocuğun evde olma durumuna göre yeniden programla(az ya da hiç ev işi, tüm gün oyun gibi) gibi ayarlamalar gerektiriyor. Bazen de birtakım isleri halletmek için traştı, dişçiydi, doktordu... İyi birer fırsat oluyor erken çıkılıp veya birkaç saatlik isten kaçamaklarla… Geçen 6 Ekim’de 3 çocuklu bir arkadaşım var onunla konuşuyordum da tam o sırada arabadalarmış.”Çıktık açık alınla…”dedi… Büyüğe basketbol forması alması gerekiyormuş, ortancanın dr randevusu varmış, küçüğün de grip asisi… Ama bu tabii farklı bir modele giriyor. ”Evden çalışan anne” modeli… Haliyle daha bir rahat…
Önce sizden ayrı kaldığım dönemde neler yaptıklarımdan bahsettim ve onu bir hayat dersi ile bağladım. Ardından da çalışan annenin “tatil” krizine değindim… Ve ben çalışan anne (son dörtlükte halk ozanlarının ismi geçer ya)ola ki kafanız karışmıştır düşüncesi ile burada yazımı bir toparlayayım dedim. Sürç-i lisan ettiysem affola...
Sevgiyle kalın…
-
|2009-10-11 22:00:54 GülGeç bir saatte yazınızı okuyorum. Ayakta alkışlamalıyız sizi. Hepimiz yardım etmeyi istiyoruz ama yol yordam mı bilmiyoruz nedir, bizim bir tandığın çocuklarına yolluyoruz. Ama esas ihtiyacı olanları atlıyor olabiliriz. Dernekler filan da korkutuyor insanı, hani birçok şey okuduk ettik basında. Nasıl yol almalı sizce?
-
|2009-10-12 16:32:45 sebahatVerek verir derler. Kullanmadıklarımızı paylaşmalı tabii. Değinmeniz iyi olmuş.ağzınıza sağlık
-
|2009-10-13 08:39:26 damlaÖyle demeyin valla , dört gözle bekliyoruz tatilleri. Eşim ve ben yoğun çalışıyoruz, akşamları da az görüyoruz oğlumuzu. Zaten 4 yaşındaki oğlum hala anneme anne diyor. Çok üzülüyorum.
-
|2009-10-13 10:20:50 Calisan AnneDamla Hn,
Biraz beni yanlis anladiniz galiba....Ben bizlerin calistigi ,cocuklarin ise okullarinin olmadigi gunlerden bahsediyorum.Mesela 6 Ekim,mesela 29 Ekim'in ertesi 30 Ekim,mesela 20 Mayis gibi....O zaman ne oluyor?Cocuk evde bakici ile kaliyor ya da anneanne,babaanne ile...Yani bizlerin akli da evde...Okulda olduklarinda ise icimiz rahat...Anlatabildim mi?
Sevgiler
-
|2009-10-20 08:47:57 merve gezginayAh o tatiller bizde de ne zor gecer. tuylerim urperdi.gercekten cok tatili olan bir memleket oldugumuzu anlamistim ben bizimki krese baslayinca. Kimsem de yok birakacak. Allah kolaylik versin hepimize
-
|2009-10-28 21:33:56 Taliha YamanTam da dediginiz gibi... Geldi tatil, hadi bakalim ne yapacagiz biz? Izin aldim mecburen, ama bu ucuncu iznim, artik baska mazaret iznim kalmadi bu yil...
-
|2009-11-04 09:16:59 Tülay MadenBakıcı seçiminde çok zorlanmıştım bu bayram da bıraktı gitti. Evde cocuk işe gitme stresini yaşayan bilir.







