Aslında bu ilk yazmaya yeltendiğim yazıydı. Sevgili Ayça Çakmak’ın “Doğurma, Doğurtulma” konulu yazısı üzerine ben de mutlaka doğum tecrübemi yazmalıyım demiştim. Bu arada sevgili Ayça’nın bebeği oldu mu acaba? Bu aralar olacaktı…
Ben de aynen Ayca gibi normal doğum istiyordum. Bunun baslıca sebebi genelde her şeyin doğalından yana olmamdan kaynaklanıyordu… Nesiller boyunca tüm kadınlar normal doğurmuştu… Ben de öyle doğurmalıydım. Eskiden sezaryen mi vardı? Hem bu çok doğal bir şeydi. Hiç müdahale etmeseniz bile çocuk doğardı değil mi?….Ama böyle bu kadar da cengaver olduğuma bakmayın yine de epidüralli tabii ki… Yani tümüyle o sancıyı çekmeye yine de cesaretim yoktu. Hamileliğimin ilk 7 ayında her dr kontrolümde utana sıkıla doktoruma ”Biliyorsunuz değil mi ben normal doğum yapmak istiyorum” diyordum ama o da bana her seferinde “bunları konuşmak için çok erken” diyordu. Ben de susuyordum ama bir yandan da içimde bir kuşku vardı. Acaba beni atlatıyor da son günlerime geldiğimde beni “bebek çok büyük”,”bebek pozisyona girmedi”,”çatın dar” gibi bir nedenden dolayı beni sezaryene (bu kelime gerçekten sıkıntı veriyor insana yazarken……Tekrarla tekrarla… Dinle kendini…E’yi a yap yok olmadı e yap) mi alacaktı? Bu sorunun cevabını hiç bilemedim çünkü ben o dönemde Amerika’ da doğurmaya karar verdim. Çünkü; epiduralde daha basarili olduklarını düşündüm… Nedense buradan yapılan epidurallerden benim duyduklarım hep birer başarısızlık hikayesiydi. Sonra orada sezaryen yapma yüzdeleri daha azdı. Ancak tıbbi bir gereklilik olduğunda yapıyorlardı. Buradaki gibi dr un tatil planlarına göre değil…
Her neyse oraya gittim. Oradaki dr uma da tüm cesaretimi topladığım bir anda ”Normal doğurabileceğim değil mi dr bey?”diye sorabildim.Bana şöyle bir cevap verdi.”Uçağa bindiğinizde pilotun yaptıklarına karışıyor musunuz? Hayır. Sadece onun sizi istediğiniz yere sağ salim götüreceğine inanıyorsunuz değil mi? Bana güvenin. Ben ne gerekiyorsa yapacağım” dedi. Bunun üzerine ne diyebilirdim ki tabii ki sustum. Doğum günüm yani doğurmam gereken gün diyeyim 18 Ocak olarak- teorik olarak-belirlenmişken ayin 9’unda sancılarım geldi. Hemen doktora gittim. Doktor bir takım tetkikler yaptıktan sonra “bebeğin kalp atışları normal değil hemen doğumu başlatmam lazım “dedi. Ve bundan sonra tam 3 hemşire uygun damar bulmaya çalıştı. Önce birincisi geldi. ”İnanılmaz bir şey damar gözükmüyor ” dedi. Yüzündeki çaresizlik ifadesi beni iyice endişelendirdi. O da kendi kendine söylendi durdu ve başka bir hemşireyi çağırmak için gitti. O da aradı aradı bir şey yapamadı. Ben zaten doğumun heyecanı içinde bir de duygusallık var tabii… ”Allah Allah ben Türküm bunlar Amerikalı. Damar yapım mı farklı? Uzaydan da gelmedim ya” diye düşünürken içeriye umit dolu gülerek iki hemşire girdi. Biri daha önce bulamayanlardan biri. “Bu hastanemizin bu konudaki uzmanıdır. Bugüne kadar bulamadığı olmamıştır” dedi ve sağ olsun doğumu başlatacak ilk girişimi YAPA BILDI… Burası Amerika…Ben buraya büyük beklentiler, umitlerle geldim.Onlar tıpta bizden yıllarca ileri…Onlar her şeyin en iyisini bilirler….Onlar çok basarili….Değiller mi acaba?
Her neyse epidural zamanı geldi. Tam o sırada odaya gerçekten abartmıyorum 2 metre boyunda, kilise direği gibi enseli, kapılara zor sığan bunun yanında da tebessüm dahi etmemeye yemin etmiş hayatımda gördüğüm en iri ve sert ifadeli adam girdi. Evet o maalesef EPIDURALCI … Kendisi başlı başına epidural zaten bir şey yapmasına gerek yok ki….Titreyerek oturup epiduralimi de oldum… Hayatımdaki en iyisiydi diyemeyeceğim. Bir tek onu biliyorum ama bu kadar basarili olabilirdi herhalde. O andan itibaren monitörler sancının geldiğini göstermese ben asla bilemezdim. Hiç bir şey hissetmiyordum. Artık sadece bana denileni yapıyordum. Doğum bittikten yarim saat sonra bir hemşire sağ koluma bir hemşire sol koluma girdi (prosedür icabı bu olmak zorundaymış)ve tuvalete gitmeme GÜYYA yardımcı oldular. Çünkü ben aslında onlarsız çok rahat yürüyebiliyordum. Süper dozunda ve basarılı bir işlem olmuştu…
Ve sonuçta ben sevgili oğlumu sağlıklı bir şekilde istediğim gibi normal doğurmuştum… Ama gelelim isin diğer kısmına. Basta hatırlarsanız kalp atışları normal olmadığı için doğum başlatılmıştı ya; normal olmayan sevgili bebişimin anne karnında kakasını yapmış olmasıymış.Onu yutması riski olduğundan anında çıkması gerekirmiş. O nedenle hemen doğum başladı. Sonradan buradaki durumla tecrübemi paylaştığımda ”Bu çok ciddi bir konu. Direkt sezaryen endikasyonu. Hiç beklenilmemesi gerekirdi. Acilen sezaryenle bebeğin alınması gerekirdi. Çok riskli bir durum olmuş. Tamam biz burada çok gerekli olmadıkça da bir çok kez sezaryen yapıyoruz ama böyle bir durumda da normal doğumda diretilmez.Bu Amerikalılar da 4 kiloluk bebeği bile normal doğurtuyor. Bu da fazla ama ”dedi. Buyurun size… Ben kilometrelerce uzağa normal doğum için gideyim. Normal doğum yapayım ama yüzde yüz sezaryen endikasyonu olan bir durumda…. Buna ne dersiniz?
Kader… Hayatta hiç bir şeyi çok fazla planlayamıyoruz… O nedenle Ayça’ ya şunu söylemek istiyordum… Hiç üzülmesin… Yaşanması gerekenler yaşanıyor. Çok da fazla kontrol etme şansımız olamıyor…
Sağlıcakla ve sevgiyle kalın…







