Hani hep büyük bir kabus vardır ya…Alıştığımız yardımcımızın ayrılması… İşte onu yaşıyoruz… Oğlum doğduğundan beri birçok kez ayni şeyleri yaşamıştık ama ilk defa bu sefer nedense ben hiç olmadığım kadar rahatım.
Aslında tabii hiç kolay değil…İnsanin alıştığı rahatlıktan bir anda uzaklaşması… Sabah “Uykum bitti anneeee” sesiyle mesai başlıyor aksam yatana kadar…Birden her şeyi yine düşünmek zorunda kalıyorum ama bir de şöyle bir rahatlığı var…”Şunu koydun mu? Şunu yaptın mi?aman sunu unutma” derken zaten bir yandan her şeyi ben zaten düşünüyordum…Simdi hiç olmazsa o yok. Her şeyi bizzat kendim yapıyorum ve ne hikmetse ben hiç bir şeyi unutmuyorum… Bir yardımcım varken iki kişi düşünüyorduk ve de hep bir şeyler unutuluyordu….Bunun yanında iki gün sonra su programım var bu gömleğimi giyeceğimden bugün giymeyeyim de yıkanıp ütülenmesi yetişmeyebilir düşünceleri geri geldi tabii.”Kızlar:geleneksel toplantımıza bir misafir getiriyorum”. Sürpriz… Oğluşum…
Onunla çok iyi bir ikili olduk… İşe, markete, kuaföre, arkadaş toplantılarına her yere birlikte gidiyoruz. Oğluş çok büyümüş… Ben onun hep yanındaydım ama birebir tüm fiziksel ihtiyaçları ile ilgilenmek ve tüm günü yapışık bir şekilde geçirmek çok daha farklı oluyor. Hiç bir şey gecen seferki gibi zor değil… Bir fön, manikür, pedikür boyunca sorun çıkarmadan oturur olmuş… Hem de bu vesile ile oğluşumun tıraşı da ilk defa yetişkin kuaföründe yapıldı ve inanın öyle farklı oldu ki….”Ne var küçücük çocuğun tıraşında?” derdim. İfadesi değişti çocuğun… Aman ne yakışıklı, ne havali….Herkes de fark edip iltifat ediyor ona….Onun da çok hoşuna gitti.
Tabii bu durumda anneannemizin evine yari yerleştik… Orada kaldığımız birkaç günün ardından eve döndüğümüzde oğlum ”Anne, ben sana yardim ederim” deyip perdelere koşuyor ve evin tüm perdelerini o açıyor.…Ben de devamlı “Bak oğulcuğum artik bir ablamız yok o nedenle bana yardim etmen gerekiyor” dedikçe o da hep su özlemini duyduğu “büyük olmak” hevesiyle daha da bir her şeye koşuyor.Bir de ondan sorumlu bir insan yok ya o da ona büyümüşlük hissi veriyor gibi geliyor bana. Ayrıca da çok çok mutlu tüm zamanını benle geçirdiği için... (Şu anda da isten alışveriş yapmak için çıktığımız anda oğluşum uyuyakaldı; ben de Starbucks’ a attım kendimi…Kahvemi içerken size yazayım dedim…)
Arada bir aracı olmadan, sadece ikimiz, olmayı özlemişim.Bir de oğluşumun bu kadar büyüyüp de bana tam bir arkadaş olduğunu görmek bu isin en keyifli yani oldu.O nedenle yeni bir yardımcı bulma isini hem gerçekten iyi, güvenilir, tecrübeli olanını bulma adına, hem her şeye yeniden başlamanın zorluğunu göze alamamamdan dolayı hem de oğluşumla baş başa geçirdiğim bu zamanı mümkün olduğunca uzatmak için biraz ağırdan alıyorum…
Gençlik yıllarımda!!! çok sevdiğim bir piyano hocam vardı. Ano derdik ona kısaca.Anais idi adi….Klasik piyano eğitimi alıyordum….. Sadece 1 ya da 2 sayfalık kolaylaştırılmış klasik müziği parçalarını çalmaya başladığım zamanlarda da bırakmaya karar verdim ki daha fazla basta aileme sonra komşularımıza eziyet etmeyeyim diye…. Allah vergisi bir yeteneğim olmadığından ancak bu kadar olabildi.Neyse,piyano öğrenmenin yanında Ano’ nun evine gitmek beni çok heyecanlandırırdı.Onun evi bizimkinden farklıydı. O, Devlet Opera ve Balesi’nde opera sanatçısıydı. Onun evi de tam bir sanatçı eviydi ve bana çok değişik ve eğlenceli geliyordu. Ben ders alırken ilkokula giden oğlu Ran ,TV’nin sesini sonuna kadar açarak çizgi film seyrederdi…Ben Cumartesi ve Pazar sabahları gittiğim için çizgi filmlerin çok olduğu bir zamandı. Evde, piyanonun klavyesine uzanan, zaman zaman tuşları yalayan kocaman tüylü bir de kopek vardı… Ben bu şartlarda, evde bir haftadır zaten yarim yamalak çalıştığım parçaları çalmaya çalışırdım.Bir tarafta da metronom tabii….Ben de süper bir yetenek değilim bu arada söylediğim gibi….Hayli zorlanırdım. Ano abla da bana derdi ki” Her şartta, her ortamda çalabiliyor olman lazım”…
Şimdi geçen gün işte, oğlum bir yandan elinde bir minik araba vınnn vınnn bağıra bağıra oynarken ben de karşımdaki kişiye bir şey anlatmaya ve de onun verdiği cevabi anlamaya çalışırken aklıma piyano derslerim geldi….Her şartta çalışabilmeli insan diye düşündüm…..Yine gecen gün is başvurusunda bulunan biriyle görüşme yapmaya yan odaya giderken oğluma asla odaya girmemesini, önemli bir görüşme yapıyor olacağımı söyledim. Biraz sonra tam görüşmenin ortasında kapı çalınmadan yavaşça acildi ve ben bunun benim küçük adamım olduğunu anladım ve tüm ciddiyetimi toparlayıp en sert tavrımla onu nasıl püskürteceğimi planlamışken kapıda benimki ve Anne ”Kakam geldi” diye bir tiz ses….Ben hemen özür dileyerek dışarı koştum.”Anneciğim rolmalde (normalde demek istiyor) gelmezdim ama kakam geldi ne yapıyım? ”Haklisin oğlum” dedim… Ne yapsaydı çocuk? Söylenecek bir şey yok… Bunlar da güzel hatıralar…
Bugün evimizin diğer bir ferdi olan kaplumbağamız Karabiber’i de ise getirdik.Aksam nerede kalacağımız belli olmuyor ama ise her gün geliyoruz ne de olsa o da bu geçiş döneminde sefil olmasın yavrucak….
Alışınca onlarsız olmak zor oluyor tabii ki… Günlük isler hallolsa bile insanin kendine ayıracak zamanı da olması gerekiyor… Ayrıca da benim is ortamım müsait olsa da isin de bir ciddiyeti var…
Ama insan hayatta her aninin keyfini sonuna kadar çıkarmalı ve bu dünyevi problemleri kendine sorun etmemeli diye düşünüyorum… Bizler için olumsuz gibi görünen her olayın ardından muhakkak iyi bir şeylerin olacağına inanmak gerekir.Ya da her olumsuzluğun aslında daha farklı kotu bir şeyleri bizden uzaklaştırdığına inanmak gerekir.Bizim için de rolmalde (oğluşça)olumsuz olacak bu dönem çok çok keyifli geçiyor….Anne-oğul geziyoruz, çok şükür mutluyuz…
-
|2009-09-15 19:16:28 Esra GökbayrakOkurken gözümden yaş geldi, "rolmalde" alışkınım bu hikayelere ama, başkasýndan duyunca, insan yanlýz olmadığını anlýyor, benim de oðlumla en güzel hikayem, mesai bitimini kaçýrdýðým için cezalý ödeyeceðim verginin, vergi dairesindekilerle oðlumun Fenerbahçe sohbeti sayesinde cezasýz ödenmesi, Allah küçüklerimize uzun ömürler versin, baþýmýzdan hiç eksik etmesin. Sevgiler,







