Dün gece fırtına sesleri ve kaloriferden gelen ısınma kokusu, tescilledi kışın geldiğini. Kışı özledik aslında bu sene bir parça ama öyle güzel bahar günleri de yaşadık ki, ihanet edemeyeceğim güneşe... Hele bu bayram tatili ne kadar güzel bir hediyeydi bizim için, sanki Nisan ayındaymışız da az sonra yaz gelecekmiş gibi...
Büyükler ayvalar çok güzel kış sert geçecek diyorlar ama yine de bu güneşli günlerde bu sözleri dikkate almak imkansız neredeyse... Ama bugün sanki geldi kış, fırtına yağmur kıyamet, yine insanlar mahvolacak yollarda, çok yazık...
Böyle havalarda klasik geyiktir ya, ay şöyle kitabımı kahvemi alsam, kaloriferin yanına kedi gibi sokulsam, bütün gün mayışsam, aslında güzel olurdu ama dün oğluşum hasta olduğu için evdeydi ve tabi ki ben de, e bugün artık işe gitmek lazım tembelliği bırakıp...
Size hep çocuklar için olan faaliyetlerden , gittiğim yerlerden bahsediyorum biliyorsunuz, hal böyle olunca, aslında geçen gün düşündüm de çocuksuz faaliyetler neredeyse hiç yer almıyor artık hayatımızda. Bizim çocukların bir kanka grubu var, her hafta sonu aynı velilerle spor okullarının bekleme salonunda çay-kahve içiyoruz ama kesmediği için bizi hafta içi çocuksuz ayda bir defa filan da yemeğe çıkıyoruz, aman nasıl keyifli geliyor, sadece kadınsı konulardan konuşmak, dertleşmek anlatamam. Burdan yola çıkarak samimi bir arkadaşıma teklif ettim geçen gün, ayda bir gün bizim olsun dedim.
Ama kendimizi geliştirelim, bir yemek yeriz arkasından bir sergiye gideriz mesela, çocuk atölyesi olmayan bir sergiye, segi bulamazsak horhor a gezmeye gideriz ya da kapalı çarşıya... Evin tarzıyla oynuyorum bu aralar, antikalar eskiler peşindeyim... Nasıl canım istiyor gezmek böyle... Kolumda küçük bir çanta, cüzdan ve cep telefonu yeter, hiç bilmediğim, gitmediğim mağazalara dalmak istiyorum, hiç gitmediğim restorantlarda yemek yemek istiyorum. Artık garsonlarının aşina olmadığı yerlerde kahve içmek, tatlı yemek istiyorum...
Gerçi bu rutine kendimiz sokuyoruz kendimizi, daha güvenli geliyor sanırım, değişiklik ürkütür ve heyecan verir ya, bundan çekiniyoruz sanırım... Seneler önce bir karakter analizi çalışmıştık Kaan için, tabi anne-babayı da sorguluyorlar. Baba da ben de aynı çıkmıştık. Kelimenin tam analmıyla AYNI. Yani Türkçesi aynı şeyleri yapan, aynı yerlere giden, aynı yerde aynı yemeği yiyen. En fazla farlı bir retorana gitsekte yine aynı yemeği ısmarlayan, aynı yoldan eve dönen iki insan. Ne sıkıcı değil mi.
Siz artık kendinizi pek değiştiremezsiniz ama çocuğu bu rutine sokmaktan kaçınmak için kendinizi zorlayın demişlerdi. NAsıl yani derseniz. İşte, arada odasındaki mobilyaların yerini değiştirin, farklı yollar kullanarak eve gelin, farklı mekanlarda gezin. Aslında Kaan için verilen öneri bizi de değiştirdi, çünkü farklı yollardan eve gelince farklı mağazalrdan haberiniz oluyor, ya da farklı mekanlarda gezdikçe farklı arkadaşlarla karşılaşma ihtimaliniz artıyor...
Yazı basit gibi gelebilir ama inanın uygulaması o kadar da basit değil, ama önemli, hayata renk katmak için çabalamak gerçekten önemli, bir parça risk almayı göze almak aslında bir bakıma da eğlenceli... Deneyin derim ben...
Sevgiler,







