10 Şubat 2012, Cuma 23:45

Güncelleme:05:46:11 AM GMT

Buradasınız: Yazarlar Konuk Yazarlar Çiftlikte bir hafta sonu

Çiftlikte bir hafta sonu

e-Posta Yazdır PDF
Uzun bir aradan sonra merhaba! Neyse ki Esra kaç aydır senden ses seda yok deyip beni şutlamadı... Ne oldu, neden bu kadar ara verdim konularına hiç girmeyeceğim, ama geldim ve artık daha sık yazacağım, çok özlemiştiniz yazılarımı değil mi?

Siz hiç hayatınızda kümesten sıcacık yumurta topladınız mı? Henüz 2.5 haftalık bir buzağıya biberonla süt verdiniz mi? Tavuklara yem attınız mı? İneklere su ve yem verdiniz mi? Süt nasıl sağılır biliyor musunuz? Kabaran bir hindi, seke seke koşturan keçiler gördünüz mü? Benim cevaplarımın büyük bir kısmı evet’di, olmayanlar da geçen haftasonu evet oldu.

Hafta sonu bir kaçamak yapalım dedik ve Pennsylvania’da bir çiftliğe gittik. Pennsylvania çok geniş ekili arazilerin ve çiftliklerin bulunduğu bir eyalet. Hatta Amish denilen bir topluluk var ki tamamen 300 yıl öncesine ait bir hayat yaşıyorlar. Evleri, arabaları (at arabası tabi ki), kıyafetleriyle eski Amerikan filmlerinden çıkmış gibiler. Amish çifliği gezmek için zamanımız olmadı ama yoldan geçen at arabaları, eski tarz kıyafetli insanlar gördük.

Bizim gittiğimiz çiftlik konaklama imkanı da sunan bir yerdi. Odamız gayet mütavazi döşenmişti, gittiğimiz yerin klasik bir çiftlik olduğu düşünülürse beklediğimden iyiydi diyebilirim. Ev sahiplerimiz Tom ve Biz 70 yaşlarında bir çift, çiftçilik yapmamın yanısıra 16 yıldır çiftliklerinde misafir de ağılıyorlar. Sabahtan akşama kadar sürekli koşturmaları ve bütün işleri kendileri yapmalarını şaşkınlık ve aynı zamanda hayranlıkla izledim. Türkiye’de erken emekli olalım, köşemize çekilelim mantığına o kadar alışmışız ki, Amerika’ya geldiğimiz ilk zamanlar 70 yaşlarında bir kasiyer, benzinlikte bir pompacı veya garson gördüğümde şaşırıyordum. Belki bu insanlar buradaki hayat şartları sebebiyle bu kadar uzun süre çalışmaya devem ediyorlar ama sonuçta bu durumun onların daha zinde kalmalarında etkili olduğunu düşünüyorum. Neyse konuyu dağıtmayıp çiftliğe dönelim.

Çiftlikte hayat erken başlıyor, ev sahiplerimiz 5:30’da kalkıyorlarmış, biz onlara ayak uyduramasak da 6:30’da kalkmayı başardık. Diğer misafirlerle birlikte günlük işeri yapmaya koyulduk. İlk önce ahıra gidip ineklerin ve domuzun karnını doyurduk. Ben de kayatımda ilk defa domuz görmüş oldum. Sonra henüz 2.5 haftalık buzağılara süt içirdik kocaman biberonlarla. O kadar kuvvetli çekiyorlar ki biberonu tutabilmek için güç harcamınız gerekiyor. Tavuklara yemlerini verdik, tavukları kaçırmamak için dikkatli bir şekilde kümese girip sıcacık yumurtaları topladık bir sepete. Diğer çocuklara özenen Kayra da yumurta topladı ama sepete atma gafletinde bulununca bir tane ziyan verdik. Aslında çifliğin köpekleri kırık yumurtanın hakkından gelince ziyan oldu sayılmaz. Köpeklerin birbiri ile oynamasını izlemek çok keyiflydi. Kahvaltının hazırlanmasını beklerken Kayra hafif çekinerenek de olsa çifliğın ufak ama yaramaz köpeğiyle oynadı, daha doğrusu köpekcik Kayra ile oynamak istedi ama bizimkisi alışık olmayınca biraz çekindi. Aslında çocuk da haksız değil kendi boyutlarında bir hayvan oyun için bile olsa üzerine atlayınca insan biraz çekiniyor. Çocuklar oyun evine (play house) girince yaramaz köpek de onlara eşlik etti ve tabi ortalığı bir güzel dağıttı. Oyun evi misafir çocuklar için özel olarak düşünülmüş sanıyordum, çevreyi gezerken fark ettim ki birçok evin arkasında oyun evleri var. Oyun evi çocuklar için yapılan küçük kulübeler aslında. Bir evde olan her şeyin minyatur olanlarının minyatur bir eve yerleştirildiğini düşünün. Bir çocuk için kendine ait bir mekan olması çok hoş bir şey olsa gerek. Çiftlikteki ufak göletteki rengarenk balıklara yem atmak Kayra’nın doyamadığı başka bir aktivite oldu.

Kahvaltının hazır olduğunu duyunca koşarak mutfağa yöneldik. Çoluk çocuk kocaman bir masanın etrafında hayatımızın en güzel Amerikan kahvaltısını ettik. Tom bir gün önce yemediğimiz bir şey olup olmadığını sormuştu, aslında günün menüsünde sucuk vardı ama biz domuz eti yemediğimiz için alternatif bir şeyler hazırlamışlardı. “Fırında Yulaf (Baked Oatmeal)”a bayıldık, hatta tarifini aldım, deneyeceğim güzel olursa tarifi paylaşırım sizlerle. Kahvaltı sonrası Biz’in bizim için bir arya söylemesi ise günün sürprizi oldu. Eve girince köşede kapalı duran piyanoya anlam verememiş hatta acaba dekor olsun diye mi konmuş diye düşünmüştüm. Böyle düşündüğüm için kendimden utandım. İnsanın ince zevklere sahip olması için kolej, üniversite okuması gerekmiyor. Belki de asıl mutluluğun sırrı bu, basit yaşamak ve ince bir ruha ve kültüre sahip olmak.

Ben hayvanları sevmeme rağmen (tanıyanlar hemen gülmesinler kedi fobimi ayrı tutuyorum), hayvanlara çok yakın olduğumu söyleyemem. Kendime ait bir hayvanım olmadı hiç, ben istesem de annem hayatta izin vermezdi evde hayvana. Çocukken yılda bir kez de olsa bir iki günlüğüne köye gittiğimiz için çiftlik ve köy hayatına yabancı değilim. Hatta köyde en çok sevdiğim şeyler ata binmek, evin önünde bizim için kurulan salıncakta sallanmak ve odanın içinde yanan ateşin başında oturmaktı. Bir de sadece yürüyerek veya atla çıkılabilen tepedeki pınara çıkıp manzara seyretmek. Ama hala köpek dışında bir hayvana kolay kolay dokunamam. Çiflikte diğer misafırlerin ve çocuklarının buzağıları nasıl sevdiklerini, hayvanlara nasıl yaklaştıklarını görünce bunun çocukluktan kazanılması gereken bir sevgi ve alışkanlık olduğunu düşündüm.

Bizim çocuklarımız büyük şehirlerde büyüyen diğer çocuklar gibi maalesef bu hayatları göremiyorlar, kısa süreliğine de olsa tadına varamıyorlar. Çiftlik hayvanları onlar için kitaplarda gördükleri resimlerin ve ezberledikleri isimlerin ötesine geçemiyor. Çocuklarımızın gerçek dünyadan kopuk insanlar olmasını ve steril hayatlar yaşamasını istemiyorsak bu tür imkanları şimdeden sağlamalıyız Daha önce sayısı az da olsa Türkiye’de böyle yerler olduğunu duymuştum. Haftasonu kalıp, sebzenizi meyvenizi kendiniz toplayabildiğiniz çiftlik evleri. Bildiğiniz böyle yerler varsa bizimle paylaşır mısınız? En iyi anaokullarına ve okullara göndermek, sanat kurslarından spor derslerine koşturmak, çocuğunuzu iyi yetiştirmeniz için yeterli mi? Yoksa siz de çocuğunu fanusta yetiştirenlerden misiniz? :)


Sevgiyle kalın, doğadan kopmayın
Seda Çelikkanat

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorumlar (2)
  • Ayca Cakmak
    Super bir haftasonu gecirmissiniz Seda. Biz Ankara'da cok ozveride bulunmamiza ragmen, boylesi bir dogal hayata uzaktan bile bakamiyoruz ne yazik ki. En iyi ihtimalle birkac saatlik yol gitmek ve yine de icine dahil olabilecegin bir hayat degil, uzaktan bakip donebilecegin fotograftan hallice deneyimler yasayabiliyoruz. Oralarin tadini cikarirken bizleri de hatirlayin:)
    #1 - Ayca Cakmak - 06/12/2008 - 14:42
  • Sema
    Seda merhaba sana ulaşamıyorum? Son yol burası aklıma geldi. Eğer bunu okumuşsan lütfen bana acil ulaşırmısın?
    #2 - Sema - 10/14/2008 - 23:55
Yorum yaz
Bilgileriniz:
Yorum:
Güvenlik
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.