Söyleşiyi Gerçekleştiren: Ethem Kocabaş (Nöro Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi)
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Onur Anitaş o Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
\r\n \r\n\r\n
EK: Bugüne kadar gerçekleştirdiğim zihin süreçleri çalışmalarımda paylaşımda bulunduğum akademisyen ve bilim insanlarının ortak söylemi şu şekilde.
- Hiçbir dil ana dil gibi öğrenilemez. Bu beynin işleyişi ve gelişim özelliğinden dolayı da bildiğimiz bir gerçektir. Bu konuyu özellikle paylaşımda bulunduğum İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Sn. Prof. Dr. Barış Korkmaz vurgulamışlardı. Ana dil anne ve babadan dolayı önemli ve önceliklidir.
- Bu nedenle bilimde ana dilin kullanımı, bilimsel çalışmaların gelişimi ve toplum genelinde paylaşımın olması açısından önemlidir.
Konuya bilimsel çalışmalar açısından baktığımızda ise yine konuyla ilgili görüşlerini alma fırsatını elde ettiğim, dünya çapındaki çok değerli bilim insanımız Sn. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu da Türkçe'nin bir bilim dili olduğuna dikkat çekmişlerdi. Hatta Sn. Sinanoğlu bilim dilinin esasında Almanca olduğunu, ancak İngilizce'nin popülerlikle ilgili olmasından dolayı bilim dili diye tasvir edildiğini de vurgulamıştı. Bilim dilinin Almanca olarak kabul edilmesinin gerekliliğinde ise Germen ülkelerinde bilimin yükselişine işaret etmişlerdi Sn. Sinanoğlu. Zamanla popüler olan dillerin değişeceğini vurgulayan Sinanoğlu, Çince'nin de önem kazanacağına dikkat çekmişti. Ancak belirtmişti ki Çince'nin öğrenilmesi asla İngilizce kadar kolay değildir. Hatta Sn. Sinanoğlu dünya çapında temasta olduğu pek çok akademisyenin de Türkçe'yi dil olarak takdir ettiklerini de vurgulamıştı. Sizin bu konuya bakış açınız nedir ve bir insan ana dil bilgisini, örneğin Türkçe dil bilgisini nasıl zenginleştirebilir ve geliştirebilir?
ZÖ: Ben zaten kesinlikle yabancı dille eğitime karşıyım. Kendi ana diliniz dururken neden yabancı dille eğitim yapılır bu anlaşılması zor bir durum. Kişi kendisini ana dilinde yazılmış kitapları okuyarak geliştirir. Kitap derken hikaye, roman, deneme, şiir gibi her tür kitabı okuyarak ve onları anlayarak, anlamaya çalışarak hem sözcük dağarcığını, hem anlama kapasitesini, yorumlama kapasitesini geliştirerek kişi dil bilgisi yeteneğini derinleştirebilir. Kişi kendi ana dilini ancak bu şekilde zenginleştirebilir. Bunun için öncelikle insanlarımızın dil bilgisi ve önemi konusunda çok bilinçli olmaları lazım. Yani ailenin çok bilinçli olması gerekir. Ailenin bilinçli bir şekilde çocuğu yönlendirmesi önemli. Okumayı sevdirmeli. Bu şekilde bilinçli bir aile ortamında büyüyen çocukların dil bilinci ve bilgisi daha çok gelişir. Ama bugün bunu uygulayan aileler maalesef çok az ve çocuklarda okuma bilinci yok. Okumaktan genellikle kaçıyorlar. Bu durum da kişinin kendi ana dilindeki gelişimini engelliyor. Ana dil bilinci başka türlü gelişemez. Okumak çok önemli.
EK: Türkçenin diğer dillerle etkileşimi açısından durumu nedir? Örneğin röportaj diyoruz ama Sn. Oktay Sinanoğlu beni söyleşi demem gerektiği konusunda uyarmıştı. Türkçe dil bilgisinin bu anlamda özellikle günlük yaşamda kullanımına ilişkin ülkemizdeki bilinç durumu nedir?
ZÖ: Farklı dillerle çok yoğu bir etkileşim söz konusu. Bu eskiden özellikle Arapça ve Farsçanın etkisi şeklinde gözlemleniyordu. Arapça ve Farsça sözcükler çok fazlaydı. Onları kullanma eğilimi de vardı. Dil devriminden sonra bir grup dilde sadeleşmeyi savundu. Yeni sözcükler türetildi. Bu sözcüklerin büyük bir kısmı yerleşti ve kullanıldı. Bir kısmı da yerleşmedi daha doğrusu tutunmadı. Sözcüğün kullanımı beğenilip yer edinme özelliğine çok bağlı. Dil daha çok kendiliğinden gelişen bir varlıktır diyebiliriz. Buna bir müdahale söz konusu değil. Dil gelişimi kişinin kendi bilinci ve o sözcükleri uygun şekilde kullanmasıyla olacak bir şeydir. Dil o zaman ancak yerine oturabiliyor. Arapça ve Farsçanın etkisinden ve dilde sadeleşme yaklaşımından sonra bu kez Türkçe batı dillerinin çok etkisi altında kaldı. Son yıllarda ve şu anda da bizim Türkçemiz için en büyük tehlike budur. Yani İngilizce, Fransızca sözcüklerin çok fazla kullanılıyor olması dilimizin gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.
EK: Buradan şu sonuç çıkıyor. Bir dili toplum kabul eder ve onu kullanarak zenginleştirir, geliştirir. Bu durumda özellikle toplumla etkileşen medya organlarına önemli bir görev düşüyor. Medyadaki kişilerin toplumla etkileşirken kullandıkları dil, Türkçenin gelişimi açısından da son derece önemli. Bu konuya bakış açınız nedir?
ZÖ: Haberler dahil, her türlü televizyon yayınında kullanılan dile ait dil bilgisinin gelişmişliği çok önemli. Bu anlamda özellikle televizyonda çalışan ve ekranda topluma rol model olan kişiler seçilirken dil bilgisinin gelişmişliğine çok dikkat edilmeli. Ben Türkçenin kullanımı açısından şu anki örnekleme ve bilinç durumunu çok iyi bulmuyorum. Ben daha çok haberleri seyrediyorum. Özellikle haber sunan kişilerin dil bilinci açısından diğer program sunucularına nazaran çok daha bilinçli ve ileri seviyede olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ama ben onların bile çok büyük hatalar yaptıklarını görüyorum. Cümle bozuklukları, yanlış sözcükler hepsi var. Örneğin uçak kaçırılma olayı ile ilgili bir haberi izlerken spiker korsancı dedi. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ne demek korsancı diye. Bu söylem örneklenirken benim çocuğumda yanımdaydı, hemen eleştirdim bu olur mu diye. Çünkü o sözcük o çocuğun kafasında kullanıldığı şekliyle yer edecek. Zamanla o da o kelimeyi kullanacak ve hatta ona benzer başka kelimeler türetecek kendi kafasında. Onun için ben hemen orada müdahale ettim. Korsancı dedi spiker ama ne kadar yanlış aslında korsan demesi lazım dedim. Spiker sonra korsan dedi ama o yanlış sözcüğü bir kere de olsa kullanmış oldu. Yani çok dikkatli olmaları, çok bilinçli olmaları gerekiyor. Bunlar doğaçlama olarak gelişen özellikler. Mesela vurgulamada çok kötü hatalar yapılıyor haberlerde. Özellikle ana haberi sunan spikerin konuşması bitip de arada olayı görüntüledikleri sırada başka bir kişi konuşuyor. Bu kişinin vurgusu da çoğu kez felaket oluyor. Şu anki özellikle televizyondaki dilin kullanımı bilgisini ve bilincini çok iyi görmüyorum.
EK: Yazılı basındaki dil bilincini ve kullanımını nasıl buluyorsunuz?
ZÖ: Yazılı basını biraz daha dikkatli buluyorum. Yazılı basın belki de oturup, düşünülerek yazıldığı için daha iyi olabilir. Yazılı basında bu konuda çok dikkatli bir takım köşe yazarları var. Dili çok düzgün kullanan yazarlar var. Ama ben onları azınlıkta görüyorum. Yazılı basın biraz daha iyi daha dikkatli. Tabi ben her yazılı basını takip edemiyorum ama bu görüşüm takip ettiğim kadarıyla ilgili şahsi yorumumdur. Televizyon her yere ulaştığı için dil bilgisini örneklemesi açısından çok daha önemli. Çocuk gazete okumuyor belki ama televizyon seyrediyor.
EK: Türkçenin bilim dili olması konusundaki görüşünüz nedir? Türkçe sizce de bir bilim dili midir ve o kadar zengin kapasiteye sahip bir dil midir?
ZÖ: Türkçe bilim dili olabilir. Olamaması için bir neden yok zaten bunun ölçüsünü koyan kim. Bence bir dilin bilim dili olması özelliği, insanlar tarafından koyulan bir tercih değil, egemenlikle gelişen bir durum bence. Ekonomik güç kimdeyse o güç belirliyor bir yerde egemenliği ve bilim dili olma özelliğini. Yoksa dilin kendisinde olan bir eksiklik değil bu. Her dil bilim dili olabilir. Herhangi bir bilim dalında kullanılan kelimeleri ana dildeki kendi söz dağarcığınızla türetebilirsiniz.
EK: Türkçenin bahsettiğiniz deformasyonlara karşı korunmasını sağlayacak, dil bilgisinin zenginleştirilmesi ve geliştirilmesini destekleyecek Türk Dik Kurumu tarzı başka kuruluşlar var mı Türkiye'de? Hatta bu türlü kurumlar medyada kullanılan dilin daha güzel kullanımını teşvik edici uygulamalarla kişilere destek de olabilir.
ZÖ: Öyle bir oluşum yok. Türk Dil Kurumunun bildiğim kadarıyla bu tür girişimleri yok. Ama şöyle bir şey yapıyorlar. Aylık çıkarttıkları bir dergi var, orada dilimize batı dilinden gelen kelimeler için karşılıklar öneriyorlar. Bu sözcük bunun için kullanılabilir diye önerilerde bulunuyorlar. Ama radyo, televizyon için herhangi bir girişimde bulunduklarını sanmıyorum. Ya da teşvik edici, dili daha doğru kullananları ödüllendirme gibi bir şey bildiğim kadarıyla yok.
EK: Bir kitaplık düşündüğümüzde o kitaplıkta ne kadar çok kitap varsa, araştırma yapılan konuda da o ölçüde çok kaynağa ulaşılabilinir. Benzer bir durum dil bilgisi açısından da var. Bir insanın kelime bilgisi haznesi ne kadar gelişmişse o kişi, duygu ve düşüncelerini ifade etmede o ölçüde daha rahat olacaktır. Ancak karşısındaki kişinin de konuşulanı anlaması için aynı ölçüde kelime haznesi gelişmiş olmalıdır. Hatta bu durumda sorun yaşayan kişiler eeee, ııııı gibi takılmaları konuşurken çok örneklerler. İnsanlarımız sizce kaç kelimelik bir kelime haznesi ile yaşamda çocuklarımıza rol model oluyorlar?
ZÖ: Çok az. 2000 kelimeyi bile zor buluyordur. Bu çok az bir sayı çünkü bilinçli bir dil bilgisi kullanımı için bu sayının 5000 ila 10000 arasında olması gerekir diyorum. Bu durumda tamamen okumaya, kendini geliştirmeye bağlı. Bu ailenin bilinçli olmasıyla ilgili bir durum. Yönlendirme ve rol model olma ile ilgili.
EK: Üniversiteye gelen gençlerimizin dil bilgisi düzeyini nasıl buluyorsunuz?
ZÖ: Çok eksik geliyorlar. Türkçe ve okuma konusunda çok zayıflar. Yani kendilerine kitap okuma listeleri verildiğinde bile çok şaşırıyorlar. Bu kadar mı okuyacağız, ne kadar çok diye. Böyle bir gençlik var karşımızda. Biz bu kadar çok kitabı, ne zaman okuyacağız, nasıl okuyacağız diyorlar. Ama tabi okuruz diye sevinen yok. Bu kitapları okumalıyız diyen, ya da kendisi bilinçli olarak okuyan öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Genellikle bu konuda bilinçsiz geliyorlar. Biliyorsunuz üniversitelere Türk dili dersleri kondu. Son 10 yıldır her bölümde Türk dili dersi var. O derslere bile gereken ilgi gösterilmiyor. Yan ders gibi bakılıyor. Diyelim ki bir mühendislik fakültesinde Türk dili dersi verilecek, o dersi garnitür ders gibi görüyor, hiç ilgilenmiyor. Bir not alayım da geçeyim mantığı ile geliyor. Tabi bu biraz öğretim üyesine de bağlı, öğretim üyesinin dersi sevdirmesi, teşvik etmesi o bilinci vermesi çok önemli. Ama tek eğitmen ve öğrenci ile iş bitmez. Öğrenci ve eğitimcinin birbirini tamamlaması lazım. Eğitimci ne kadar teşvik edici ve iyi olursa olsun, çocukta o bilinç yoksa ve o bilinci almak istemiyorsa, reddediyorsa sonuç almak mümkün olmuyor. Bunun yanı sıra dil bilgisine uyma ve imla konularında zayıflar. Üniversite öğrencilerinde bu konularda da çok büyük eksiklikler var. İlkokuldan beri başlayan bir takım eksikliklerin en son noktası oluyor üniversite. Öğrenciler bunu düzeltme yolunda da pek fazla gayret göstermiyorlar. Açıkçası ana dil bilinci gençlerimizde çok yok. Yazım konusunda olsun, sözlü olarak Türkçeyi kullanma konusunda olsun, dil bilgisi konusunda olsun hem zayıflar hem de bilinçsizler.
EK: Ben meslekleri Türkiye'de ilk defa zihin süreçlerine göre analiz ederken. Mühendislik fakültelerinin bölüm başkanları ve dekanları, mühendisin insan odaklı olması gerektiğine dikkat çekmişlerdi. Buradan hareketle bir mühendis için dil bilincinin gelişmişliğinin ne kadar önemli olduğu ortada. Dil bilinci zayıf bir mühendis mesleğinde teknik anlamda başarılı olsa bile, kendisini insanlara ifade etmede ve onlarla iletişim kurmada zayıf kalacağından, başarısı olumsuz yönde etkilenecektir. Dolayısı ile konuya mühendislik olarak baktığımızda, mühendisliğin insan boyutundan dolayı sosyal iletişim zekası ve sözel edebi zeka çok önemli. Ama maalesef ki gençlerimi bu durumu atlıyorlar.
ZÖ: Bu durum kişinin kendisine bağlı, bilinçle ilgili. Bunun için kişiye daha çocukluk çağından itibaren bir takım şeyler aşılanmalı. Genç nesilde bu bilinç yok ama, yeni yetişen küçük nesile bu bilinç verilmeli ve sevdirilmeli. Bu da eğitimle olur. Ailenin çocuğum okumuyor ne yapayı deyip kenara çekilmemesi lazım. Okumayı çocuklarımıza sevdirmeliyiz. Mesela benim çocuğum bana anne bunu nasıl yapabilirim, nasıl ifade edebilirim diye sorduğunda, ben hemen bak görüyor musun az kitap okuduğun için bana sorma gereği duyuyorsun, kendin kitap okusaydı şimdi çok güzel cümleler kurabilirdin diyorum. Anne baba okurken de çocukları onları görmeli. Anne baba kitap ve okumak konusunda çocuklarına model olmalı.







