10 Şubat 2012, Cuma 22:25

Güncelleme:05:46:11 AM GMT

Buradasınız: Yazarlar Konuk Yazarlar Hikayenin Başı

Hikayenin Başı

e-Posta Yazdır PDF
Herşey hamileliğimin onyedinci haftasında başladı. Ondan öncesi, hamile kaldığımı öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlık, içimin içime sığmaması, kimselere birşey diyemediğimden üzerimdeki sersemliği açıklayamamak, akşamları iş dönüşü uykuya teslim olmak, aldığım vitaminleri vücudumun tolere edememesi, mide bulantıları, aşermeler ve eşi hafiften bunaltmalar,…Çoğu hamile bayanın yaşadıkları yani. Onyedinci haftada ise, bazı hamile bayanların da başına gelen bir olayı tecrübe etmek durumunda kaldım; amniyosentez yaptırdım. Ve asıl macera o noktadan sonra başladı!

Amniyosentez, gebeliğin 16-18 inci haftaları arasında uygulanan bir tanı testi. Testin yapılmasını gerektiren bazı durumlar var: Anne adayı daha önce kromozom kusuru olan bir bebek doğurduysa, anne ve/veya baba adayında yapısal kromozom kusuru olduğu biliniyorsa, anne ve/veya baba adayında kalıtsal hastalıklar bulunuyorsa, 11-14 testinde veya üçlü testte risk saptandıysa (down sendromu riski), detaylı ultrasonogrofi incelemesinde bebekte doğumsal kusur tespit edildiyse, anne adayı daha önce doğumsal kusurlu bebek doğurduysa, ve anne adayı 35 yaş ve üzerindeyse (bazı doktorlar 37 yaş ve üzerine öneriyorlar) amniyosentez tavsiye ediliyor.

Ben 11-14 testini (ikili test) geçemeyenlerdenim. Testin sonucuna göre amniyosentez önerildiğinde, omuzlarımın çöktüğünü, yüzümün dağıldığını, duygularımın karmakarışık olduğunu anımsıyorum. Bu duruma nasıl tepki vermem gerektiğini uzun bir süre bilememiştim. Konuyu doktorumla konuştuğumda bana, sonradan son derece mantıklı bulduğum, şimdi arkadaş sohbetlerinde sırası geldiğinde bahsettiğim bir açıklamada bulundu: “Bir güvenlik kapısından geçtiğini ve alarmın öttüğünü düşün. Alarm sadece üzerinde silah taşıdığın için ötmez, cebinde unuttuğun anahtar ya da bozuk para için de çalabilir. Hatta çoğunlukla da anahtar ya da bozuk para için öter. Şimdi biz buna bakacağız, alarm neden ötüyor?”.

Eşimle üzerinde konuşup düşündükten sonra amniyosentez yaptırmaya karar verdik. Test için doktorumun önerdiği, bu işin ustalarından, tanınmış bir profesör doktora gittik. Cuma gününü tercih etmiştim özellikle, ki cumartesi ve pazar evde dinlenebileyim. İşlemi anlatmayacağım, sorunsuz geçti demekle yetineceğim.

İşlemden önce bir kağıt imzalıyorsunuz olası riskleri kabul ettiğinize dair. Riskler birkaç maddeyle sıralanmış olarak, belli olumsuz ihtimallerden ve istatistiklerden bahsediyor. Bir maddeye göre, amniyosentez yapılan her 100 anne adayından %0,5 i bebeğini kaybedebilirken, %2 sinde de su gelmesi (amniyos sıvısının boşalması) durumu yaşanabiliyor. İstatistikler, muhakkak belli gerçeklere, belli yaşanmışlıklara dayanıyor olmalılar, öyle değil mi? İşte ben, işlem sonrası su gelmesi sorunu yaşayan iki anne adayından birisi oldum! Amniyosentezi yaptırdığım 17nci haftadan, doğumun gerçekleştiği 32nci hafta başına kadar, önce yakın aralıklarla, sonra sürekli, suyum geldi.

O kadar çaresiz kalınan durumlardan ki bu, bebeğinizin, her düşündüğünüzde içinizin kıpır kıpr ettiği varlığın yaşadığı sıvı, kontrolsüz bir şekilde akıp gidiyor, hiçbirşey yapamıyorsunuz! Vücudunuzu yerçekimine teslim ederek, sırtüstü yatağa bırakıyorsunuz, ve mümkünse hiç kalkmıyorsunuz, o kadar.

Hareketsiz yatmaya çalıştığım yaklaşık 4 ay boyunca yaşadığım üzüntüler, mutsuzluklar, çaresizlik, ama diğer taraftan umutlarım ve koskocaman inancım sonraki yazılarıma kalsın. Yazının burasında, etkisinde kaldığım bir telefon görüşmesinden bahsetmek istiyorum. Birkaç gün önce, oğlumu yeni uyutmuş ve yerine yatırmıştım. Tam biraz soluklanacakken, cep telefonum çaldı. Telefonun arkasında kulağıma heyecanlı ve telaşlı bir bayan sesi geldi. Beni arama ihtimalini daha önce eşimin bir arkadaşıyla konuşmuştuk aslında. Telefondaki anne adayı benim başımdan geçenleri yaşıyordu şimdi, hamileliğinin 23 üncü haftasındaydı ve amniyosentezden dolayı 19 uncu haftadan itibaren suyu geliyordu. Doktoru şiddetle gebeliğe son vermeyi öneriyor, o ise aksine direnmeye devam ediyor, ona umut olacak sözler duymak istiyordu. Yani ben böyle hissettim. Ve duymak isteyeceği şeyler söylemeye çalıştım. Benim vaktiyle duymak istediğim şeyler. Belki akıllıca değildi ama, içimden geldiği gibi konuştum. Çok memnun kaldığımdan, farklı bir kontrol için kendi doktoruma görünmelerini tavsiye ettim. Doktoru konusunda çok ünlü olmasına rağmen, kabul etti. Ertesi gün bir daha telefonda konuştuk. Doktorum olumlu şeyler söylemiş, morali biraz olsun düzelmiş. Ben de çok mutlu oldum. Telefonu kapatırken, benim gibi iki kişiden biri olmuş kader arkadaşıma içimden dua ettim. Yüreğim ılık ılık, hızlıca bebeğimin yanına gittim, bir de kendim ve oğlum için dua ettim ve şükrettim.

Bu yazının, bu son paragrafına eklemek istediğim üç sonucu var bana göre: Birincisi, kötü istatistiklere yakalanmamaya çalışın. İyisi mi, istatistiklerden tamamen uzak durun! İkincisi, amniyosentez önerisiyle karşı karşıya kalan bir anne adayıysanız, doktorunuzla ve başka bir doktorla testi (ikili yada üçlü) tekrarlayın. Tekrarlanan sonuçlara göre amniyosentez yaptırmanıza gerek kalmayabilir. Ve son olarak, son dönemin en popüler kitabının dediği gibi, çekim yasasına uyun, ”iyi düşünün, iyi olsun”.

Görüşmek üzere,

Aylin Caner Ataman
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Bilgileriniz:
Yorum:
Güvenlik
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.