24 Mayıs 2012, Perşembe 14:03

Güncelleme:08:48:54 AM GMT

Buradasınız: Yazarlar Konuk Yazarlar Zeynep Fidan: Çocuk Hastalıkları

Zeynep Fidan: Çocuk Hastalıkları

e-Posta Yazdır PDF

Eskiden bu kadar çok hastalık var mıydı? Hatırlarım ki, daha özel hastanelerin olmadığı dönemde, hasta olduğumuzda muayene olmak için annem bizi Cerrahpaşa ya da Çapa Tıp Fakültesine götürürdü. Sakin sakin kurallara uyar muayenemizi olur, tahlillerimizi yaptırır, ilacımızı alıp eve dönerdik. Şimdi özel ya da devlet hastanesi fark etmiyor, hangi hastaneye gitsem tıklım tıklım dolu. Hastalık hastası bir toplum olup çıktık sanki. Çocuklarımız da bunlardan nasibini aldı haliyle. Hiçbir hastalık teşhisi bulunamadığında ‘’Hiperaktif’’ teşhisi konan miniklerle dolu etrafımız. Çocuklarımızın hayatlarını o kadar dakik planlıyoruz ki, her gün aynı saatte aynı metroya binen bir adam bunaldığında adı ‘’tatile ihtiyacı var’’ oluyor, ama her cumartesi aynı saatte tenis dersi alan, her akşam aynı saatte İngilizce kitabı okuyan bir çocuk agresif bir hareket yaptığında adı ‘’hiperaktif’’ Kendimizin bile dayanamayacağı ajandaları çocuklarımız için hazırlayıp onlara harfi harfine uymasını bekliyoruz. Ve tüm bunlara da ‘’sosyal olmak’’ adına katlanıyoruz. Pedagojik bir eğitim almadım ve çocuğum da yok. Ama ben çamurdan yapılan köftelerimi en yakın arkadaşıma ikram ederken çok güzel sosyalleştim çocukluğumda.

\r\n \r\n

 Herkes kadar çocuğunu seven, düşünen ve kaygı duyan bir annem vardı, ama hiç cam fanuslar içinde gereksiz tasalar ile büyütmedi beni.

Mesela ben yüzmeyi boğazda öğrendim. Evet evet çok eski değil 25 sene evvel, Arnavutköy’den tekne kiralanırdı hafta sonları. Soğukmuş, tıbbi tahlilleri yaptırılmamış, derinmiş diye düşünmez, kucağına alır fırlatırdı beni denize. Hem de saate bakıp 20 ila 40 faktör arasındaki koruma kremlerini üzerime sürmeden. Ne haşlandığımı hatırlarım güneşten, ne de denizden üşütüp karnımın falan ağrıdığını. Balık gibi de yüzerdim suyun içinde.

O zamanlar hazır dondurmalar yoktu marketlerde ya, zaten dondurmayı buz kalıbı haline döndüren buzluklarımız vardı, dondurma olsa ne yazar. Canımız dondurma istediğinde karşımızda Tadım dondurmacısı vardı, koşa koşa alır yerdik. Günde 1 tane 2 top hakkımız falan da yoktu, bayıla bayıla tüketirdik dondurmaları.

Bahçelerde oynanan oyunlardan her yanımız yara bere iyileşmeyen kabuklarla doluydu. Ağlasak bile annem ‘’kedi poposunu görmüş yara sanmış’’ der basardı ilacı yaranın üstüne. İki ağlar susardık. Şimdi çocuklar düştüklerinde hastaneye pansumana gidiyorlar sabah akşam.

25 sene önceki temizlik, hijyen ve toplumsal güvenin bugün olmadığının, 1 adım atmak için 10 kere düşünmek zorunda olduğumuzun farkındayım. Tamam, kabul ediyorum, çocuklarımıza bir paket dondurma alırken bile marka seçmek, denize gideceğiz zaman temiz yerler seçmek zorundayız ama bunları çocuklarımıza yansıtarak güvensiz bir toplum yarattık. Dün ufacık bir karın ağrısını büyütüp hastaneye yatırıp tahliller yaptırdığımız çocuklarımız, bugün başlarına gelen her şeyi büyütüp, sonunda büyüttükleri şeye kendilerini inandırıp, inandıkları sorunları da çözemeyip bunalıma giren gençler oldular. Çocuklarımızı biraz kendi hallerine bırakıp, biraz da evhamlı değil yapıcı konuşmamız gerektiğine inanıyorum.

Belki de bu yaz tatilinde onları kendi çocukluğunuzdaki gibi mutlu edecek aktiviteler bulabilirsiniz ne dersiniz?

Yorumlar (0)
Yorum yaz
Bilgileriniz:
Yorum:
Güvenlik
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.