Ben çocukken manikürcü olmak istiyordum. Her kız çocuğu gibi annemle kuaföre gider ve süslenen kadınları merakla izlerdim. O zamanlarda drapeli sarı saçlar, kırmızı rujlar, ama en çok bembeyaz eller dikkatimi çekerdi. Manikür yapan kızın yanına oturur dikkatlice ne yaptığını seyrederdim hep. Zaman geçip de gerçek hayatla tanışıp okulu sevmediğimde de daha bir arttı bu isteğim. Okulun ilk günü, yol boyunca 5 saati bilmediğim tanımadığım insanların yanında nasıl geçireceğimi düşündüm. Tamam, okul anlatıldığı gibi bir sürü şey öğreneceğimiz, yeni arkadaşlar edineceğimiz güzel bir yerdi ama bu anlatılanlar için de 5 saat çok fazlaydı. İlk birkaç yıl okula annem götürdü ve annem aldı beni. Ama sonra büyüyünce 4. ve 5. sınıfta 2 sokak arkamızda olan okula kendim gidip geliyordum. İşte bu günler de aklımca okula gitmeyip, kuaförde manikür yapmam için bulunmaz bir fırsattı. Tabi okuldan annemi arayacaklarını hesaba katmadan.. İlk zamanlar büyük panik yaşayan ailem, sonraki zamanlarda okuldan aradıkları zaman beni nerede bulacaklarını gayet iyi biliyorlardı. Saatlerce konuşsalar, okulu sevdirmeye çalışsalar da, hayır ben okumak istemiyordum.
\r\n \r\nİlkokulu bitirip de Anadolu Lisesi ve Kolej sınavlarına gireceğimiz zaman geldiğinde, ilk önce başvuru formlarını eve götürmedim. Öğretmen son günler yaklaşıp da neden getirmediğimi sorduğunda da evden beni okutmayacaklarını söyleyerek durumu toparlayacağımı sandım. Tabi yine öğretmenimin annemi araması ile foyam meydana çıktı. Annemin o zamanlar ne çok üzüldüğünü ancak şimdi anlayabiliyorum, ama ne yapayım ben okumak istemiyordum canım!
Formlar doldurulup sınav zamanı geldiğinde, akşamdan mide bulantıları, öksürükler fayda etmeyince mecburen sınav yerine gittik. Soru kâğıtları verilip alınana kadar kalemi bile elime almayışım, sadece adımı soyadımı yazışım herhalde ne kadar inatçı olduğumu anlatır size. Çıkışta ise beni hevesle bekleyen anneme sınavımın çok güzel geçtiğini söyleyerek durumu 2 aylık daha kurtarmış olmuştum.
Sıfır kâğıdını aldıktan sonra ise beni okutacak ortaokul bulmak hiç de zor olmadı. Fakat okula kayıt yaptırmaya giderken yolda attığım çığlıklar, ağlama krizlerini düşündükçe bugün bile utanıyorum. Bu arada verilen bir görevi yerine getirme psikolojisi ile ortaokul yıllarımı takdir ve teşekkür belgesi ile bitirmemi ancak dengesiz karakterimle açıklayabilirim!
Gel zaman git zaman ortaokul da bitip sıra Meslek Lisesi sınavlarına geldiğinde bu sefer daha olgun davranıp sadece soruları cevaplandırmamakla yetinmiştim! Ailemin bana sunmaya çalıştığı imkânları bu derece reddederek nereye varmaya çalıştım bilmiyorum ama şu an bu şekilde bir imkân sunulsa bana hayattan başka bir şey istemezdim herhalde… Tahmin edileceği üzere lise zamanım ve lise sondaki dershane deneyimlerim de bu şekilde geçti. Tabi yaşım büyüdüğü için dershaneyi kırıp manikürcüye değil, bu sefer arkadaşlarımla gezmeye giderdim. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir güç beni dürttü ve ben sonraki sene bir kez daha dershaneye gidip istediğim yerde Üniversite okudum Allahtan.
Tüm bu direnişlerimin çocuk aklım ile bana göre haklı bir gerekçesi vardı elbet. Yıllar sonra Üniversite’yi bitirip mezun olduğumda anneme bunu açıkladığım zaman annem çok üzülmüştü ama artık yapılacak bir şey kalmamıştı.
Şimdi okullar açılıyor. Düşünüyorum da annem acaba hangi sabırla benim eğitim sürecime bu denli katlanabildi bilmiyorum. Şimdi çocuklar ya okula gidiyorlar, ya da okula gitmek istemediklerinde pedagoğa.. İsimlerine de hiperaktif, içe kapanık, iletişim problemli ya da karakter bozukluğu gibi isimler konuluyor. Ardından bu süreç psikolojik terapi ile başlıyor, parasını nereye harcayacağını bilmeyen anne babalarda da küçücük bedenlere ilaç yüklemesi olarak son buluyor. Bu demek değildir ki her psikolojik problemi olan çocuklara çok yükleniliyor. Ama oyun oynamak istediği için okula gitmek istemeyen çocuğu, sınıfında oturduğu yerde duramayan çocuğu çocukça davrandığı için suçlamak ve ona teşhis koyacak kadar ileri gitmek, onu bu yaşta disipline emek için hayat memat meselesi yapmak ne kadar doğrudur? Bunun bir ortası yok mudur?
Çocukları yaşlarının gerektirdiği ve sizin de geçtiğiniz dönemsel içe kapanmalar ya da dışa vurmalar konusunda ne olur rahat bırakın. Eğer çocuğunuza ihtiyacı olan yaşamsal besini yani sevgiyi koşulsuz ona veriyorsanız, zaten çocuğunuz gereken bilinci ve sorumluluğu yerine getirecektir. Ona güvenin.







