Çok ama çok sıcak bir günde serinlemek için deniz kenarında zamanımızın çoğunu suda geçirdiğimiz bir gün, deniz, su, yüzme gibi aktivitelerin karnımızı acıktırdığı bir akşam üzerinde canımız yumurtalı ekmek istedi. Kalabalık bir grupta canı bir şey çeken biri eğer bunu söyler ise, bu durum anlatımdan çok bir fanteziye dönüşür ya, dolayısıyla bu konuşmayı da vişne reçeline batırılmış yumurtalı ekmek, arasında beyaz peynir olan yumurtalı ekmek, yanında domates gibi birçok fikir geliştirdi. Ama sonucu sadece bir iki adet meyve yememiz, ve bu meyveyi yerken de gözümüzü kapatıp yumurtalı ekmek hayal etmemiz ile son buldu.
\r\n \r\nBen dedim, ben eskiden denizden çıktığımda annemler 5 çayı için yumurtalı ekmek kızartırlardı. Önce vişne reçeline sonra veya peynire daldırıp hooop diye yutardık. Sonra koştura koştura denize inerdik yine. Oysa şimdi hayalini kurmak bile kilo aldırıyor, kanser yapıyor, metabolizmayı bozuyor. Tamam, o zaman çocuktuk ve çok hareket ediyorduk, simdi yiyemememiz normal, peki o zamanın büyüklerine ne demeli? Şimdi hangimiz çocuklarımıza yumurtaya batırılıp ayçiçeği yağında kızartılmış bir dilim ekmeği vişne reçeline batırıp yedirebiliyoruz ki kendimiz yiyebileceğiz? 24 saatlik gün içerisinde ya yumurta, ya ekmek, ya kızartma ya da vişne reçeli yeme hakkımız var, dördünü birden asla yiyemiyoruz.
Biz küçük kadınlar da maalesef zamana ayak uydurup modernleştikçe, ya da teknolojik anlamda geliştikçe hareketsizleşiyor ve yediklerimizi bir bir hesaplıyor çocuklarımıza da hesaplatıyor olduk. Hamuru bizim yerimize yoğuran makineler, ayranı bizim yerimize çırpan mikserlerin olduğu gibi ip atlamak yerine bilgisayar karşısında geçirilen öğleden sonralarımız, bakkala bile bizimle birlikte eşlik eden mini mini arabalarımız olduğu için işte o yumurtalı ekmekleri de bizim yerimize yiyebilen annelerimiz var. Hangimiz çift çevrilen bir ipe dışarıdan girip iki ayak atlayıp çıkabiliyor? Benim annem hala bunu rahat rahat yaparken ben bilgisayar karşısında annemi izliyorum.
Annelerimizin bizi belli bir yaşa kadar koruyabildiği hareketsizlik ve üşengeçlik hastalığına şimdi kendimizin yakalandığı yetmiyormuş gibi çocuklarımızın da yakalanmasını bir güzel izliyoruz. Oysa onlar da bizim gibi henüz 30 lu yaşlarındayken sadece anneannelerinin yiyebildikleri yumurtalı ekmeklerin hayalini kurabiliyor olacaklar. Ben diyorum ki, bu hafta sonu hava serinleyecek. Alın çocuklarınızı dışarı çıkın. Sahilde kum kazmak yerine denizde frizbi oynayın, çocuğunuza birdirbir öğretin, akşam güneşi batıp da alacakaranlık çıktığında saklambaç oynamanın nasıl daha da güzelleştiğini anlatın onlara. Sonra da ailece bir dilim kızarmış yumurtalı ekmeği ekşi ekşi vişne reçeline batırın da yiyin.







