Partiler çok eğlenceliydi. Özel kostüm bulduk kızımıza, kostüme uygun konseptte pasta yaptırıldı, evimiz yine konsepte uygun renklerde süslendi, hatta biz bile konsepte uygun giyindik. Konsept yaşgünü partisi; bir yaşıma daha girdim yahu. Defne’yle beraber... Ne yapalım, anneler için bu gibi şeyler çok önemli. “Biricik kızımızın ilk yaşgünü partisi, tabii ki özeneceğim, sen çok konuşma ve şu masa örtüsünü ört hemen. Konsepte uygun olsun dikkat et!” “Peki karıcığım, seni seviyorum...” Ama hakkını vereyim gerçekten parti gibi oldu. 35 kişiyi 20 metrekare odaya sığdırdık. Yaşları 0,5 ile 5 arasında değişen 8 tane de çocuk vardı. Hala inanılmaz geliyor. Herkes çok iyi vakit geçirdi. Bol bol yedik, yaşgünü şarkısı söyledik, espriler, şakalar, güldük eğlendik. Defne’cik de saf saf bizi seyretti. Ne pasta yedi, ne şarkı söyledi. Evimizi ilk kez bu kadar kalabalık görmesinden önemli bir şeyler olduğunu sezdi ama yaşgünü pek de umurunda değildi. Esas ilgilendiği şey orta yerde duran, başında 8 çocuğun toplandığı, yeni gelen oyuncaklardı.
İyi ki doğdun Defne. Ama gerçekten, iyi ki doğdun Defne. Şu geçen 1 yıl boyunca 1 kez bile pişman olmadık sana sahip olduğumuza. Bilakis her gün şükrettik. Hala da ediyoruz. Etmeye de devam edeceğiz.
Yaz geldi geçti. Herkes bebekle tatilin ne kadar zor olduğundan bahsederdi yıllardır. Ya ananeleri ya da bakıcıları götürmeden tatile çıkılamayacağını öğrendik hep. Cesaret edip deneyenler de “Bir daha mı? Asla!!” diye dönerlerdi tatilden. Valla biz bindik arabamıza, kızımızı oturttuk arkadaki bebek koltuğuna, vurduk kendimizi yollara. Yol boyu pek çok kez durmak zorunda kaldık. Defne’nin altını değiştirmemiz gerekti, arada çok sıkıldı ağladı, ona hava aldırmak için biraz mola verdik. Karnı acıktı bir şeyler yedirmek için durduk. Datça’ya gittiğimiz için virajlı yollarda bir yandan Defne’yle ilgilendiği için Ece’nin midesi bulandı, başı döndü. Tatilde Defne erken uyuduğu için akşam saat 9’da odamıza çekildik. Gün boyu onu uyutmak için arabasına bindirip yürüttük. Kumsalda şöyle uzanıp kitabımız okuyamadık güneşlenirken. Karı koca birlikte denize giremedik... Ama hiç zor değildi??? Hiç zorlanmadık??? Hiç söylenmek, şikayet etmek gelmedi içimizden ??? Nedir yani? Niye söyleniyordu ki arkadaşlarımız? Bunlar tatili zehir eden unsurlar değildi ki bizim için. Aksine Defne’yle yaklaşık 10 gün boyunca, 24 saat birlikteydik. Her anın keyfini çıkardık, her anı beynimize kazıdık. Defne bütün otelin maskotu oldu. Herkesin kucağında dolaştı durdu. Garson abileri hep ona özel ilgi gösterdiler. Acayip dinlendik, çok çok güzel vakit geçirdik. En güzel tatillerimden biriydi. Sevgili bebek sahibi anneler babalar, tavsiye ediyorum sizlere tatilde çocuklarınızla geçirdiğiniz anların zorluğunu değil güzelliğini görmeye çalışın. Zaten işiniz çok öenmli ya sizin için ( :-P) bari tatilde biraz ilgilenin çocuklarınızla da orta okula geldiklerinde “acaba uyuşturucu kullanıyor mu, acaba kötü arkadaşları var mı” diye endişelenmeyin.
Neyse, çok da bilmişlik yapmayayım.
Biz çok komik olduk. Herkese Defne’yi anlatıp duruyoruz. “Defne nasıl?” “Ay inanamazsın, o kadar şirin oldu ki. Bak fotoğrafını göstereyim cep telefonumdan. Aaa, bak şu resme de bak. Biliyor musun geçen gün mamma dedi. İnanabiliyor musun? Daha 1 yaşında ama gözleri çok akıllı bakıyor. El çırpıyor biliyor musun? 2 ayağı üstünde durabiliyor artık” “Eee, anladım. Görüşürüz”... İnsanlar artık bunalmıştır bizim çocuğumuzu dinlemekten herhalde. Her sorana büyük bir heyecanla, gözlerimizi aça aça Defne’nin neler yapmaya başladığını anlatıyoruz. Aslında her çocuk tarafından aynı yaşlarda yapılması gayet normal olan her hareket bize sanki bir mucizeymiş gibi geliyor. Bir sürü çocuğu olan bir anne veya bir anaokulu öğretmeni için bu anlattıklarımız sıradan şeylerdir eminim. “el çırpıyor biliyor musun?” değimizde içinden “ne olmuş yani hepsi çırpıyor” diye düşündüğüne eminim ama o kadar kibar ki insanlar “gerçekten mi??” diye heyecanımıza ortak oluyorlar. Ey kibar insanlar, üzgünüm ama biraz daha katlanacaksınız bize. Çocuğumuzun yaptığı her yeni şey bizim için bir mucize olmaya devam edecek.
Ufak ufak konuşmaya başladı Defne. Su yerine bu, Ece yerine Ede diyor. Onun dışında bir şey istediği zaman mamma, beni gördüğünde de babba diyor. Öpücük göndermeyi, el sallamayı, tay durmayı ve sıralamayı öğrendi. Kablolara gidip bize bakıyor, işaret parmağını sallayıp dısss, dısss diyor. Biz de “evet kızım, o cıss. Onunla oynanmaz” diyoruz. Yakında yürüyecek sanırım, tek başına ayakta durmaya başladı. Mucize gibi değil mi? :) :) Yemek yedirmek zorlaştı, beğenmediğini tükürüyor, türlü kandırmacadan sonra yedirebiliyoruz.
Son olarak unutmadan önemli bir uyarı yapayım. Bir keresinde Defne’nin ateşini ilaçlar ve fitillere rağmen 38,5’un altına düşüremedik. Ateşin ne kadar tehlikeli olabileceğini bildiğimiz için de kulaktan dolma bilgilerle çocuğun ateşini düşürebilmek için onu serin suyla duşa soktuk. Ateşi gerçekten düştü ancak 20 dakika sonra birden bire şiddetli şekilde titremeye başladı, elleri ayakları morardı ve ateşi 10 dakika içinde 40,5 dereceye kadar yükseldi. Tabii ki hemen aslında araba olarak üretilmiş ama o gün bir uçak performansı gösteren aracımızla onu hastaneye yetiştirdik. Meğer duşa sokunca damarlar büzülüyor ve ateş düşüyormuş. Ancak bu sefer vücut aşırı soğuğa tepki verip kendini ısıtmaya çalışıyor ve bütün damarları gevşetiyormuş. Bu nedenle de ateş ani bir şekilde zıplıyor ki bu ateşin 38,5 derecede aslında o kadar da tehlikeli değilken 40 derece gibi gerçekten riskli derecelere çıkmasına neden oluyormuş. Yapılması gereken, en son çare olarak, ateş 39’ün üzerinde ise, çocuğu üşütmeyecek bir ılık su ile ıslatılmış havluya sarmakmış. Siz siz olun ateşi düşürmek için soğuk suyla çocuklarınızı veya kendinizi yıkamayın. Amman dikkat.
Hepinize sağlıklı mutlu günler diliyorum.
Ömürden Çekerek
25.10.08







