Geçen ay ilk kez sinirlendim Defne’ye. Artık neredeyse her şeyin farkında. Kablolarla oynanmaması gerektiğini biliyor çünkü her kabloya gidişinde bizden “Hayır Defne, Cıısss!” uyarısını alıyor. Bunu bir oyun haline getirdi ve kablolara gidip dokunuyor, sonra bize dönüp işaret parmağını sallayarak “cısss” diyor. Biz de onaylayıp “Evet cıss, bırak onu” diyoruz. Ayrıca televizyonun açma düğmesini de öğrendi ve ayağa kalkıp ona basıyor ve televizyonu kapatıyor. Biz hayır dedikçe gülerek bunu yapmaya devam ediyor. Bir süre sonra sinirlenmeye başlıyor insan. Yapılmaması gerektiğini bilerek yapmaya devam ediyor sıpa. Bu yüzden bu ay ilk kez Defne’ye sinirlendim. Defalarca onu kablolardan uzaklaştırmama rağmen tekrar onlara doğru gidip aynı hareketi yapmaya devam etti. Ama bence bu ilk sınavı başarıyla geçtim çünkü sinirimi ona yöneltmekle bir şey kazanamayacağımı hatta onu üzeceğimi düşünerek herhangi bir şiddet tavrı sergilemedim. Yani ona bağırmadım, hırpalamadım ya da bazı kendini bilmez insanlar gibi ona vurmadım. Ciddi bir ifade takınarak ve kararlı bir şekilde “Hayır” dedim ve onu her seferinde kablolardan uzaklaştırdım. Daha sonra kabloları ve televizyonun düğmesini onun ulaşamayacağı şekilde kamufle ettik. Ama esas anlatmaya çalıştığım şey yaklaşık 1,5 seneden sonra Defne’ye karşı veya onun sayesinde hissettiğim sevgi, mutluluk, heyecan, gurur gibi duygulara bir yenisi eklendi: kızgınlık. Elbette ki daha çok yaşayacağız bunları, umarım her zaman bugünkü gibi soğukkanlı davranıp, kırıcı olmadan doğru hareket tarzını bulabilirim. Aslında onun o “cıss” deyişi o kadar sevimli ki insan gülmek istiyor. Ama onun için tehlikeli olduğunu bildiğim bir konuda gülerek yaptığı yanlışı desteklememeliyim. Sert baba olmak gerek bazen. Hööytt.!!
Araba koltuğunda oturmaya bir türlü alıştıramadık. Uykusu varsa sorun yok, uyuyup kalıyor ama yeni uyandıysa ve bir süredir yolda isek başlıyor mızıldanmaya. O mızıltısı da bir süre sonra çekilmez bir hale geliyor ve bizi çilelere gark ediyor. Ne zaman alışacak bilmiyorum ama alışmak zorunda.
Bu ay artık yürümeye başlayan kızımıza ayakkabı aldık. Daha önce vardı ayakkabıları ama daha çok süs gibiydi onlar. Şimdi aldıklarımız yürüyen bir bebek için özel tasarlanmış ayakkabılar. Tabii ki yeri gelmişken bir küçük reklamı yazımızın arasına almakta fayda var. Kızımızın ayakkabıları BOBUX marka. Ayağını terletmeyen özel deriden imal edilmiş. Ev için yumuşak tabanlı bir babet, sokakta soğuktan koruması için bir bot, cici kıyafetlere uyması için de cici ayakkabılar aldık. Her birinin ayrı özelliği, ayrı güzelliği var. Konu ile ilgili detaylı bilgi için bakınız oyalamakagidi.com.
Kurban bayramı tatilinde ailecek İrlanda’ya, kuzenimin evine tatile gittik. Kuzenimin de 3 yaşına yaklaşmakta olan tatlı mı tatlı bir kızı var. Adı Biray. Defne’yle Biray aslında çok iyi anlaştılar. Biray ablası oyuncakları hep paylaştı Defne’yle. Onunla oyunlar oynadı, beraber dans ettiler, ingilizce çocuk programları izleyip entellektüel açılımlar yarattılar kendilerine. Defne de genel olarak Biray’ı çok sevdi ama bizi inanılmaz derecede kıskandı. Biray’a sarılmak, öpmek şöyle dursun ona dokunmamıza bile izin vermedi. Bedbaht Defne şekline bürünüp dizlerini dövdü, “Bööööeee! Benim babam ooooo, dokunma diyorum sanaaaa!” şeklinde tercüme edebileceğim ağlama ve çığlık krizlerine girdi. Biray bize doğru hareketlendiğinde ondan önce bize ulaşmak için var gücüyle emekledi, yürüdü. Yeni yeni yürüyen bir çocuğun telaşla yürümesini izlemek çok komik oluyor. Bu huyunu hiç bilmiyorduk. Annesini ve beni kendi boyutlarına yakın bir insanla paylaşmak konusunda hiç mi hiç anlayışlı değil. Hep ağladı, hep ağladı, yemek yemedi, kucaktan inmek istemedi, ilacını içmeyi reddetti... Sonra dönüş yolunda birdenbire eski Defne’ye dönüştü. Sakin, çevreye gülücükler dağıtan, neşeli Defne geri geldi. Eve geldiğimizde yemeklerini düzenli şekilde yemeye, ilacını içmeye ve kucaktan inip kendi başına oyuncakları ile oynamaya başladı. Kızımızın ilk yurtdışı seyahati işte böyle anne babasını kaptırmama telaşı ve soğuk havayla baş etmek için ona giydirdiğimiz kat kat kıyafetlerle geçti yani. Ama bizim için yeni bir tecrübe, yeni bir öğrenme süreciydi.
Bu arada İrlanda’da deniz aslanı gördük. Hayvanat bahçesinde falan değil, denizde doğal ortamında hem de. Çok sevimli hayvanlar. Kendilerine atılan koca koca balıkları iki lokmada yutuyorlar. Defne çok ilgi gösterdi onlara ama sonuçta vahşi hayvanlar olduğu için biz çok da fazla yaklaştırmadık onu.
Bir de Noel babayla tanıştırdık Defne’yi. Ama ödü koptu. Şişko beyaz sakallı Noel babayı görünce ciyak ciyak ağlamaya başladı. Noel babanın kucağındaki ilk fotoğrafı ağlayarak çıktı malesef. Ama hediyeyi de kaptı. Biraz uyduruk bir hediye ama olsun. Noel baba da krizden etkilenmiş anlaşılan.
Bu ay ki maceralarımız bunlar. Önümüzdeki ay tekrar görüşmek dileğiyle.
Hepinize şimdiden mutlu yıllar dilerim.
Ömürden Çekerek
17.12.2008







