10 Şubat 2012, Cuma 23:01

Güncelleme:05:46:11 AM GMT

Buradasınız: Yazarlar Ömürden Çekerek Hoşgeldin Bebeğim

Hoşgeldin Bebeğim

e-Posta Yazdır PDF
Merhaba,

İlk yazımı gönderdiğimde 15 gün içinde bir bebeğim olacak demiştim sizlere. Yazımı gönderdikten 2 gün sonra sevgili kızım bize sürpriz yaparak doğdu. 37,5 hafta sorunsuz giden hamilelik, kontrol için gittiğimiz o gün doktorun NST cihazında bebeğin kalp atışlarının olması gerekenden yavaş olduğunu tespit etmesiyle 9 aylık endişelerimizi konsantre şekilde bir anda yaşattı bize. Bir yandan çok yakın bir arkadaşımızın doğuma çok az kala bebeğini kaybetmiş olması bu korkumuzu körüklerken, doktor da “risk alamam bugün doğurtacağız” deyince peki dedik. Hem ne olacak ki? Hastane çantamız hazırdı zaten, 10 gündür pikniğe, sinemaya hep bavulumuzla gidiyorduk. Bebeğin gelişimi de tamamlanmış, kuvözde falan kalması gerekmiyor. Eee, ne gerek var beklemeye? Sonuç olarak 1 Ekim 2007 saat 18:25’te epidural sezaryenle kucağımıza aldık bebeğimizi.

Ameliyattan çıkar çıkmaz Ece bir yandan tir tir titrerken, arkadaşlarına “Ay çok kolay oldu, süper rahat oldu. Siz de mutlaka epidural sezaryanla doğurun.” deyip duruyordu. Sonra ertesi gün, her istediğinde basılabilen düğmeli süpersonik ağrı kesici zımbırtıyı çıkarttıklarında biraz değişir gibi oldu fikirleri ama genel olarak memnun kaldı bu yöntemden. Normal doğum yapamadığı için biraz buruk hissetmesine rağmen hayırlısı buymuş dedik kabul ettik.

Size endişelerimden bahsederken Ece’nin ben seyahatteyken doğurmasından korktuğumu söylemiştim ya, bu bahsettiğim olaylar sabah saat 10’da gerçekleşti, ben de saat 14:00’te İtalya’ya uçuyordum. Son anda iptal ettik seyahati ve akşamına çocuğumuz oldu. Yani az daha endişem gerçek oluyordu, benim seyahatte olmam gereken gün geldi Defne’miz. İçime mi doğmuş nedir?

Adını Defne koyduk kızımızın. Aman çocuğa isim seçmek ne zor işmiş meğer? On küsur yıldır her konuda çok iyi anlaşan çift bu isim konusunda 9 aydır bir türlü anlaşamamıştık. En sonunda dedik ki birbirimize: “Olmuyor, biz zannettiğimiz gibi iyi anlaşan bir çift değilmişiz. Yaşanan her şey için teşekkürler, hayatta başarılar.” Öptük birbirimizi, tam ayrılıyorduk ki farkettik: “Yahu bizim kızımız oluyor, anasız babasız büyürse kötü yola düşer, pavyon kadını felan olur, en iyisi ayrılmayalım. Seçelim bir isim, koyalım gitsin.” İnsan böyle oluruna bırakınca daha kolay oluyormuş meğer herşey, Defne adını bulduk koyduk. Çok da yakıştı boncuğa. Gerçi galiba bu aralar çok konuyor bu isim ama olsun ne olacak ki?

İşte size Defne’mizle ilk günlerimizden bir kaç anı:
Çok eski bir arkadaşım baba olduğumu öğrenince kutlamak için yazdığı e-postada kendi çocuğu olduğunda 1-2 ay kendini –aferdesiniz- mal gibi hissettiğini, babalık duygusunun sonradan geliştiğini yazmış bana. Ben kendimi mal gibi hissetmedim de özellikle ilk hafta acayip çaresiz hissettim. Annesinin kucağı dışında hiç bir yerde susmuyor çocuk; pış pış yapıyorsun, kulağına şarkı söylüyorsun, saçını başını okşuyorsun bana mısın demiyor. Anasının kuzusu işte. Bir baba olarak bayaa bozuluyor insan. Zaten hiç kimse ilgilenmiyor babayla, herkes gelip anneyi kutluyor, öpüyor sarılıyor, bebeğe bakıp “Ouuvvv, çok küçüüükkk” falan diyor, sonra bebeğin yatağına eğilmiş haldeyken babaya da ayıp olmasın diye şöyle kafalarını hafifçe sizden yana çevirip: “Tebrikler, eeee ???(neydi ulan adı? Hah...) Ömürden. Çok şirin gerçekten.” diyorlar. “Hı hı, teşekkürler.” Genelde hastaneye gelen arkadaşlar da hep annenin kız arkadaşları oluyor, babanın arkadaşları ekonomi ve politikayla ilgilendikleri için daha sonra sms atıyorlar tebrik için. O yüzden baba adaylarına tavsiyem kendi sülalelerinden birilerini mutlaka çağırsınlar doğuma. Onlar ihmal etmiyor babayı tebrik etmeyi. Neyse bir iki hafta içinde boncuk bebek benim kucağımda da susmaya başlayınca sırtım epey bir dikleşti. İnsan böyle böyle hissetmeye başlıyor baba olduğunu, kucağına aldığında çocuğunu yemek istemeye başlıyor yavaş yavaş.

İlk günlerde Defne’nin ağlamadığı ve uyumadığı ender anlarda onu kucağımıza aldığımızda gözlerini çipil çipil açıp, kaşlarını kaldırıp, dudaklarını büzdüğü, sanki çevresinde olup biteni kavramaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı. Gerçi hala yapıyor bazen aynı mimiği. Allahım, bu kadar mı güzel olur bir bebek? Maşallah, 41 kere...Kargaya yavrusu kuzgun görünürmüş derler ya ondan mıdır bilmiyorum ama hakikaten insan dünyanın en güzel bebeğine sahip olduğunu düşünüyor. O ifade hayatım boyunca gitmeyecek gözümün önünden. Fotoğraflarda yakalayamadık daha o anı ama umarım videolarda falan çıkmıştır. Eller ayaklardan, köfte gibi baldırlardan, yumuşacık yanaklardan bahsetmiyorum bile. Beni bilen bilir hastalık derecesinde hayvanlara, özellikle de köpeklere düşkünlüğüm vardır. Bir arkadaşım sordu, “Babalık nasıl bir duygu?” diye. “Valla çok güzel, insanın köpeği olmasından bile güzel bir şey.” dedim. O da içinden “bir daha değerlendireyim bu herifle arkadaşlığımı” diye düşünmüştür herhalde. :)

Sabahları müzik dinleterek uyandırıyoruz kızımızı. Annesi ona süper bir koleksiyon hazırladı, daha doğmadan göbeğine bağladığımız kulaklıklar aracılığıyla dinliyordu zaten. Şimdi de çok seviyor müziği. İnşallah kabiliyeti ve ilgisi olur da müzikle içiçe bir çocuk olur.

Geçenlerde düşündük de Ece’yle, artık kızımız 1 aylık oldu. Ne çabuk geçti zaman? Hamileyken durmuş olan zaman arayı kapatmaya çalışıyor sanki. İnsan üzülüyor, büyüdükçe her ne kadar çok güzel günler yaşayacak da olsak, kızımızın bu halini çok özleyeceğiz. Artık insanlara xxx aylık bebeğimiz var dediğimizde “Canım benim, ne tatlıdır şimdi o” falan diyecekler. Halbuki xxx günlük bebeğimiz var deyince insanların ağzından “Uuvvvv, yerim ben onu” gibi daha samimi laflar çıkıyordu.

İşte böyle, yazımı okurken kendinizi Seinfeld’i izler gibi hissetmiş olabilirsiniz. Birbirinden kopuk kopuk, ani konu değişiklikleri içeren bir yazı oldu. Ama benim bu dönemlerde hissettiklerim de böyle zaten. Mutluluk, duygusallık, gurur, endişe, heyecan, hepsi iç içe. Şimdilik Defne’mizle paylaşımlarımız çok sınırlı, bir kaç haftaya kalmaz bize tepki vermeye başlayınca herhalde anlatacak daha çok şeyim olur.

Son olarak sizinle bir şey daha paylaşmak istiyorum: Biraz hüzünlü bir anı benim için ama canlı olmanın kaçınılmazı işte. 2005 yılının Haziran ayında bir gün işyerinde çalışırken babamdan bir telefon geldi. Korka korka yanıtladım. Malesef korktuğum başıma gelmişti. Bir süredir hastanede yatmakta olan 90 yaşındaki dedemin hayata gözlerini yumduğunu haber veriyordu babam bana. İnsanlara çok mesafeli olmasına rağmen beni herkesten ayrı tutan, herkesten çok seven, çok cimri olmasına rağmen benim için hiç bir masraftan kaçınmayan biricik dedem bir süre önce yaşlılığına bağlı tansiyon problemi yüzünden dengesini kaybetmiş, yere düşerek kafasını çarpmış, beyin kanaması geçirmiş ve malesef bundan kurtulamamıştı. Çocukluğumu kucağında geçirdiğim büyükbabam artık yoktu ve bu beni hakikaten parçalara ayırıyordu. Ciddi iş ortamında insanlardan saklamaya çalışarak sessizce dedeme ağlarken posta kutuma bir e-posta düştü. Sevgili editörümüz Esra bu e-postayla tüm ortak arkadaşlarımıza sevgili oğlunun doğumunu müjdeliyordu. Benim yaşadığım hüznün yanı başında o şu anda bana çok tanıdık olan bir mutluluğu tadıyordu. O anda duygularım değişiverdi birden, yeterince uzun yaşamış olan sevgili dedem Esra’nın oğlu için bu dünyada bir yer açmış, onun dünyaya gelebilmesi için ölmeyi tercih etmiş gibi hissetmiştim. Bu benim içimi müthiş rahatlatmıştı. Ağlamayı kestim çok huzurlu bir şekilde Denizli’deki cenazeye gitmek için plan yapmaya başladım. Sonraki günlerde sonsuz bir huzurla veda ettim dedeme. Bunu şu yüzden anlatıyorum size: Eğer 1 Ekim 2007’de bir yakınını kaybetmiş biri varsa bu satırları okuyan, lütfen artık üzülmesin. O kişinin ölmesinin bir nedeni vardı. O gün Defne’nin doğması gerekiyordu. Ona minik kızımıza dünyada yer açtığı için minnettarız. Huzur içinde yatsın.Umarım benim komik yazılarım sizin acınızı hafifletmenize yardımcı olur.

Bir tanecik kızım Defne, hoşgeldin dünyamıza. Büyüdüğünde bu satırları okuma fırsatın olur umarım. Bizim için ne kadar değerli olduğunu bilmeni istiyorum. Artık senin varlığınla bizim için yaşamak çok daha anlamlı hale geldi. Senin büyümeni izlemek annen ve benim için sonsuz bir mutluluk olacak. Canım kızım,
Seni çok seven baban,
Ömürden.
30.10.2007
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Bilgileriniz:
Yorum:
Güvenlik
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.