Yine, yeni, yeniden merhaba. Bu yazımda sizlerle yaşadıklarımı, yaşadıklarımdan çıkardığım dersleri ve alıştıklarımla çelişmelerimi paylaşıp, iki adet de tarif vereceğim. Aslında vereceğim tarifler bilmediğiniz şeyler değil.
Bu sefer konumuz çocuklara yaptığımız yemekleri güzel şekilde sunmak, belki de bu sayede sevmedikleri şeyleri bile yemelerini sağlamak… Bu tariflerde miniklerimizin katkısına fazla gerek yok. Ama sofraya götürdüğünüzde elinizdeki tabağa bakacak şaşkın ve mutlu iki çift göz ve bayılarak yemek yiyişi çok hoşunuza gidecek.
Peki, nedir yaşadıklarım ve sizle paylaşmak istediklerim: Beş sene önce İngilizcemi geliştirmek için yurt dışına gitmeye karar vermiştim. Gittiğim yerde bir ailenin yanında belli bir ücret karşılığı ekmek elden, su gölden yaşayacaktım. Yanına ilk yerleştiğim ailenin çocukları tam ergenlik çağında olduğundan çok hazzetmemiştim. Fakat ilk bir buçuk ayın sonunda tayinlerinin çıkması sebebiyle bana yeni bir aile bulunması gerekmişti. Sonunda haber geldi, yeni ailem bulunmuştu. Tanışma için telefonlaştık. Bana dediler ki seni mor bir minibüsle alacağız. Metroyla belli bir yere kadar gittim. Sanki bilinmeze gider gibiydim. Otopark alanında mor bir araç beni bekliyordu. İçini göremiyordum ve çok heyecanlıydım. Aslında aracı görene kadar telefonda gerçekten “mor” lafını doğru mu anladım onu bile bilmiyordum. Araca bindiğimde sevimli mi sevimli anne ve arka koltukta merak ve heyecanla bana bakan üç çocuk karşıladı beni. Benden önce bir ya da iki yabancı öğrenci misafirleri olmuştu. Aslında aile için de benim için olduğu kadar zor bir durumdu. Türkiye’de olsa çoğu kişinin tehlikeli olduğunu düşüneceği bir iş yapıyorlardı. Eve vardığımızda bir de yaşlı köpekleri karşıladı beni (sonrasında çok iyi dost olacaktık). Sohbet ve tanışmanın ardından ben ilk ailenin evine geri döndüm. İlk evde benimle birlikte bir de Japon arkadaşım vardı ve onu da benden bir alt sokaktaki bir eve yerleştireceklerdi. İkimiz de çok mutlu olmuştuk. Tanımadığınız insanların arasındayken üç gündür tanıdığınız biri bile kardeşiniz kadar yakın gelebiliyor…
İkimiz de eşyalarımızı toplamıştık. Eşyalarımızı arabaya yerleştirdik ve kucağımıza kadar dolu şekilde yola çıktık. Yeni evlerimize yerleştirildik. Yeni ailem altı kişiydi. Anne, baba, 2,5 – 5 – 6 yaşında üç çocuk ve köpekleri Jazz. Bana kızlarının odasını verip kızlarını küçük odaya almışlardı. Odam çok güzeldi, ev de öyle. Kendimi çok mutlu hissediyordum. O evde 4,5 ay yaşadım. İyi ki de yaşadım. Sonrasında böyle güzel bir dostluğa sahip olup turist ailemin düğünüme bile geleceğini bilmiyordum o zamanlar. Sadece benim çocuklarına olan yakın ilgimden ve onlarla bir bakıcıdan daha çok ilgilenmemden çok hoşnutlardı. Kızlarıyla geceleri hikâye okur (aksanımı da düzeltirdi küçük cadı), beraber uyurduk.
Sizlerle asıl paylaşmak istediğim, bana alışılan Türk usulünden farklı gelen şey ise çocukları yetiştirme şekilleri ve üç kardeşe farklı olduklarını hissettirme şekilleriydi. Bunu anlatmamın sebebi ise ailenizde de bu yöntemleri uygulamanıza katkım olması. Bu yazıdan hoşunuza giden ne varsa alıp cebe atın, kalanı ise benim anılarımda kalmaya devam eder nasıl olsa…
Çocuklarınız saat kaçta uyuyor? Peki, onlara her gece masal okuyor musunuz? Ya uyuyamayıp siz yanlarından ayrıldıktan sonra ağlarlarsa ne yapıyorsunuz? Şimdi size turist ailemin bu sorunlarla nasıl baş ettiğinden bahsedeyim. Çocuklar saat 21.30 gibi yataklarına gönderiliyor. Genelde babaları yanlarına gidip masal anlatıyor ve masalın bitiminde yanlarından ayrılıyor. Çocuklar uyuyamaz ise aileye sesleniyorlar, hatta bazen 2,5 yaşındaki minik oğulları ağlıyor. Ama anne – baba kesinlikle yanlarına gitmiyor. Bizim aile yapımızda ana yüreği kıyamaz ve ya hemen çocuğun yanına gider ya da zaten çocuk gerçekten uykusu gelene kadar oturmaya devam eder. Onlarda ise çocuk ağlasa da bir süre sonra susup uyumayı öğreniyor. Peki, sizce bu disiplin midir yoksa eziyet mi? Bence bir düşünün.
İkinci sorum ise çok çocuklu ailelere: Çocuklarınızın doğum günlerinde ne yapıyorsunuz? Tüm çocuklar her doğum gününü beraber kutlayıp çocuk sayınız kadar doğum günü mü geçirmiş oluyor yoksa her çocuğunuza özel bir gün mü geçiriyorsunuz? Burada da turist ailemin yöntemini açıklıyorum. Her çocuğun ilgi alanı, sevdiği şeyler farklıdır. Bir önemli nokta da en azından doğum günlerinde her zaman göremedikleri tek çocukluğa mahsus özeni hissetmek isterler. Bu sebeple de turist ailem her çocuğun doğum gününde diğer iki çocuğu babaanneye bırakıp tek çocukla hafta sonu için bir yerlere giderdi. Örneğin büyük oğulları kamyonet yarışlarını sevdiğinden onu bir yarışa götürmüşler, hayvanat bahçesi gezmişler ve havuz keyfi yapmışlardı. Ben oradayken bu yöntemi çok sevmiş ve eğer birden fazla çocuğum olursa kesin uygulamaya karar vermiştim. Kendim tek çocuktum ve tek çocuk olmanın nimetlerinden hep faydalandım. Ama her zaman kardeşimin olmasını çok istedim. Eminim ki kardeşim olsaydı da özel bir özen görmek isterdim. Sizce de çocuklarınız bu özeni bekler mi?
Şimdi de gelelim güzel sunumlarımıza ve çocuklarımıza kendilerini özel hissettirmeye: Hepimiz makarna ve sosis pişirmişizdir. Peki, bunu daha eğlenceli sunmaya ne dersiniz? Sosisleri az suda haşlayın. Sonrasında dilerseniz yağsız tavada biraz kızartabilirsiniz. Bıçakla yaklaşık ¾’ünü dikine dörde bölün. Bunlar ahtapotumuzun bacakları olacak. Makarnanızı tabağa yerleştirin. Dilerseniz üzerine domates sosu da yapabilirsiniz. Son olarak da ahtapot sosisleri yerleştirin. İsterseniz şeker boncuktan göz yapın, isterseniz de limondan şapka…
Bu alternatif ana yemek içindi. Kahvaltıda da eğlenmeniz mümkün. Hele de çocuğunuz yumurta yemeyi sevmiyorsa bu sunum tam sizlik. Yumurtayı haşlayın ve soyup ikiye bölün. Sarısını çıkartıp beyaz peynir ile ezin ve tekrar yumurtanın içine koyun. Yazdırdığınız korsan bayraklarını ya da kız çocuklar için bebek resimlerini kürdanlara tutturarak kayıklara bayrak yapın. Çocuklarınız da yemesin de yanında yatsın bu güzel mamaların…
Sevgiler,







